Macron’un kabinesinde yeni istifa krizi

Kolaj: Evrensel

Macron’un kabinesinde yeni istifa krizi

Bu hafta Avrupa'nın Gündeminde Fransa İçişleri Bakanı'nın istifası, İngiltere'de parti kongreleri öne çıktı.

Fransa’da, İçişleri Bakanı ve bugüne kadar “Macroncular içinde en Macroncu” olan Gerard Collomb geçtiğimiz günlerde istifa etti. Önce basın aracılığıyla istifa edeceğini ve Lyon şehrinin belediye başkanlığına aday olacağını açıkladı, fakat istifasını başbakan kabul etmedi. Ardından yine basın aracılığıyla istifa etme konusunda kararlı olacağını duyurması üzerine, Macron’un, içişleri bakanının istifasının kabul etmekten başka çaresi kalmadı. Collomb’la birlikte son 18 ay içinde Macron Hükümetinin en önemli 3’üncü bakanı istifa etmiş oldu. Humanite gazetesi yaşananları siyasi kriz olarak nitelendirdi. 

İNGİLTERE’DE EMEKÇİLERE YÖNELİK SALDIRILAR

İngiltere’de ise geçtiğimiz hafta, ana muhalefetteki İşçi partisi ve iktidardaki Muhafazakar Parti’nin (Tory) yıllık parti kongreleri gerçekleştirildi. İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn’in destekçileri kongreyi coşkuyla karşılarken, Toryler (Muhafazakar Parti üyeleri) enerjilerini yitirmiş ve Theresa May’in liderliğinden bezmiş bir havayla konferansı kongreyi sonuçlandırdılar. Savaşa Karşı Koalisyonun (Stop theWar) kurucularından John Rees, Torylerin işçi ve emekçilere yönelik saldırılarına karşı hükümete daha fazla baskı kurulması çağrısı yaptı.

ABD’DE ‘ALMAN YILI’

Almanya, ABD’de sempati atağı başlattı. ABD’de bir yıl sürecek ‘Alman Yılı’nda, Alman kültürü, Alman politikası ve Alman mallarının reklamı yapılacak. Hedef, Trump’ın ilişkileri bozan politikasına özgüvenle karşı çıkmak, Almanya ve AB’nin dünya devi olma iddiasını görünür hale getirmek ve Trump’a rağmen ABD halkının Alman mallarını tercih etmesini sağlamak.


TORYLERİN BOZUK BİR İNGİLTERE’Yİ NASIL ONARACAKLARI HAKKINDA HİÇBİR FİKİRLERİ YOK

John REES
Counterfire

Geçtiğimiz gün (Bakan) Philip Hammond ağzından gerçeği kaçırdı; kemer sıkma politikaları sürecek. Bugün ise (Başbakan) Theresa May, kemer sıkma politikalarının işe yaradığını ve sonun yaklaştığını söyledi. Şimdi gerçeklere bakalım: 
İngiliz ekonomisi 19. yüzyılın sonundan bu yana en kötü on yılını yaşadı. İşçilerin gelirleri ise Charles Dickens “Zor Zamanları” yazdığından beri en keskin düşüşünü yaşıyor.

Ve tek sorun hayatın zorlaşması da değil. Aynı zamanda kısalıyor da. Kemer sıkma politikalarının öyle sert bir etkisi oldu ki, ortalama yaşam süresi de düşüyor. Belki de İngiliz emeklilerinin Avrupa genelinde en kötü koşullarda yaşayanlar olduğunu düşünürsek bu bizi hiç şaşırtmamalı. 

Zor koşullarda yaşayanlar sadece yaşlılar da değil. Sağlık sistemine kayıtlı hastalar da benzer bir durumda. Toryler, 2010 yılında hükümete girdiklerinden beri acil servislerinde 4 saatin üzerinde bekleyen hasta sayısı yüzde 665 (evet altı yüz atmış beş) artış gösterdi. 

Normalde Tory kesintilerine hedef olmayan polis bile 23 bin personel kaybetti. Ayrıca sokaklarda daha az polis olmasına karşı aynı sokaklarda yatan evsizlerin sayısı da yeniden zirvede.  Okullarda en basit araç gereçler bile eksik ve özel firmalar tarafından kazıklanıyorlar. Tren sistemi de özelleştirildi ve çok pahalı bir çöküş sürecinden geçiyor. 

Rekor sayıda gençler maddi gelirlerini barınak ihtiyaçlarıyla denkleştiremiyor, çıkarcı, özel emlakçılara yem oluyorlar. 

Bunların hepsinin altında çalışan insanların normal yaşam standartlarının altında ve güvensiz bir yaşam sürdürebilmesine verilen zararın da ötesinde büyük bir tehdit yatıyor. 

Bu da şu: Kesintiler o kadar uzun zamandır sürüyor ki ülkenin devrilme noktasında olduğunun farkına varmıyoruz bile. 

Hizmetler zaten iğne ipliğe bağlıydı, fakat şimdi toplumun dokusu boyunca derin boşluklar açılıyor. Bu boşlukların arasından geçenler de popülist sağcılar ve ırkçı magandalar. 

Bunun süregelmesine izin veremeyiz. Tory’ler karman çorman, kaotik ve yapılması gerekenleri yapmak için sıradan insanların hayatlarından fazla kopuk. Bu hükümetin gitmesi dışında bir seçenek yok. 

Şimdiye kadar gereğinden çok uzun ve çok fazla ödedik. İflas etmiş durumdayız. Daha fazla hasara yol açmadan Tory’lerin hükümetten indirilmesi gerekiyor.  

(Çeviren: Ege Dündar)


MACRON; KİRLİ OLAN KENDİSİDİR

Maud VERGNOL
Humanite 

Her şey müzik kâğıdı gibi ölçülerek hazırlanmış. Fotoğrafçıların patlayan makinelerinin ışığı altında, ((Franca Cumhurbaşkanı Emmanuel) Macron, General De Gaulle’ün mezarı başında poz verecek, ardından Lorraine Haçı’nın önünde saygı duruşunda bulunacak ve en sonunda ise Anayasa Mahkemesi önünde 5. Cumhuriyetin 60. yılını kutlayacak. Kusursuz bir zamanlama, fakat Benalla davasından bu yana bir Cumhur Kralı gibi davranan Başkan, zayıf bir pozisyonda.

Bu da yetmiyor, bu aralar Emmanuel Macron’ın şansı hiç yerinde gitmiyor. General de Gaulle’ün dediği gibi “bir bela asla yalnız gelmiyor”. Daha da kötüsü, (İçişleri Bakanı) Gerard Collomb’un gürültülü istifası, çok kötü bir zamana denk geldi. Emmanuel Macron’un Colombey-les-Deux-Eglises kentinde (Charles De Gaulle’ün mezarı başında) vereceği poz, istendiğinin tam tersine artık soluğunun sonuna gelmiş, makinelere bağlı nefes alan bir Cumhuriyet’in son sembolü olarak öne çıkabilir. 

MACRONCULUĞUN BİR DİREĞİ DAHA DEVRİLDİ

Fotoğraf: Arthur Empereur/Wikimedia Commons (CC BY-SA 3.0)

François Bayrou ve Nicolas Hulot’dan sonra Gerard Collomb son 18 ay içinde havluyu atan üçüncü devlet bakanı* oldu. Bu, bugüne kadar bu hiç yaşanmamıştı. Elize Sarayı’nın ikametgâhı, istediği kadar reddederse etsin ortada olan aslında bir siyasi krizdir. Üstelik İçişleri Bakanı’nın havlu atması, en dar çevrede bulunan birinin zaman içinde yaşananlara sadece seyirci bir pozisyonuna düşmüş olması iktidarın işleyişi konusunda ciddi bilgiler sunuyor ve ellerindeki siyasi sermayenin giderek azaldığına işaret ediyor. 

Benalla davasında basit bir sigorta gibi yanmadan rahatsız olan Gerard Collomb, siyasi bir anlaşmazlık üzerinden gitmiyor. İçişleri bakanlığının arka kapısından kaçıyor ve ardında miras olarak yabancı çocukların göz altında kalmasını ve popülist bir şekilde “işgalden” bahsederek savunduğu o berbat mülteci ve göçmenlik yasasının bırakıyor. Bu kaçış aslında (Macron’un) Cumhurbaşkanlığı sürecinde bir dönüm noktası olacaktır. Kısa bir süre önce psikanalist Roland Gori gazetemizde neyin, ne zaman başlayacağının bilinmemesini politikayı belirleyen gerçek niteliklerden birisi olarak tanımlamıştı. Macron’un kendisini Jüpiter olarak görmesinin zamanı artık geçti fakat Macroncu macera hâlâ bitmiş değil. İlerici sol, tarihin devamını getirmek için çalışmalıdır. 

*Devlet protokolünde en yüksek bakanlıklara verilen unvan.
(Çeviren: Deniz Uztopal)


ABD-ALMANYA İLİŞKİLERİNDE KARMAŞA

German Foreign Policy

Fotoğraf: Pixabay

Federal Almanya, ABD’de çarşamba günü başlayan ‘Almanya Yılı‘ çerçevesinde Transatlantik ilişkileri ‘yeniden tartmak’ istiyor. Dışişleri Bakanlığının açıklaması böyle. İki Almanya’nın birleşme günü olan 3 Ekim’de başlayan etkinlikler, bir yıl boyunca devam edecek. Değişik eyaletlerde binden fazla toplantı, şenlik, konser düzenlenecek. (Almanya) Federal Dışişleri Bakanı Heiko Maas, ilişkilerin yeniden tartılmasından, ABD’nin Trump yönetimi döneminde ilişkilere zarar verecek girişimlerine karşı Almanya’nın kendi pozisyonunu göstermesinin anlaşılması gerektiğini vurguluyor. Alman Yılı’nı destekleyen tekellerin arzusu ise ABD’ye yönelik ticareti güçlendirmek. ABD’deki Alman yatırım ve ihracatı en yüksek düzeyine çıktı ama buna rağmen Trump’ın yeni vergi reformunun kârları arttıracağı sevinci yanında gümrük yaptırımlarıyla başlatılan ticaret savaşının büyük zararlara yol açacağı endişesi egemen. 

ABD’de Alman Yılı’nın yapılması dikkat çekici, çünkü şimdiye kadar bu tür etkinlikler Almanya’nın ekonomik ve kültürel olarak etkisini arttırmak istediği ülkelerde örneğin Çin, Japonya, Hindistan, Vietnam, Brezilya ve Rusya gibi ülkelerde yapılmaktaydı. Alman-ABD ilişkilerindeki bozuşma Dışişleri Bakanlığının bu ülkede de ‘sempati atağında’ bulunmasına yol açtı. 

Heiko Maas, Ağustos ayı sonunda ABD’deki Almanya Yılı’nın programını açıklarken, amacın, iki ülke arasında ‘eşit göz hizasında’ bir ilişki sürdürülmesi olduğunu özellikle vurguladı. Avrupa Birliği, ABD politikalarının taşıyıcısı rolüyle kendini sınırlamamalı, dünya politikasında bir karşı kutup olmalıydı. Trump, gümrük cezaları, İran’a ve Çin‘e yönelik yaptırımlar vb. konularında tek başına aldığı kararlara AB ve Almanya’nın boyun eğmesini istemişti. Kimse başkalarının sırtından kararlar alamazdı, buna dur demek, hatta gerekirse ABD’ye kafa tutmak zorunluydu. Söz konusu olan Avrupa Birliği’nin özerkliğiydi.  

Berlin, dünya çapında başı çeken bir ülke olduğunu kanıtlamak için çaba harcarken Alman İşverenler Birliği’nin (BDI) rejisindeki Alman tekelleri, Trump yönetiminin ekonomik yaptırımlarına tepkilerini göstermek, ABD’deki etkilerini arttırmak istiyor. ABD’nin Çin ve AB’ye yönelik yaptırımları Alman ihracatı için tehlike oluşturuyor. ABD’ye yönelik ihracat 2017’de yüzde 4.3 artmışken, 2018’in ilk altı ayındaki artış yüzde 0.8’de kaldı. Haziran ayında yürürlüğe giren gümrük cezalarıyla durumun daha da kötüleşeceği açık. Çin ve bazı gelişmekte olan ülkelerden alüminyum ve çelik ihracatına getirilen gümrük cezaları, ABD’ye yapılamayan ihracatın Almanya’ya yönelmesine yol açtı. Türkiye ve Rusya’nın Almanya’ya daha fazla alüminyum ve çelik göndermesi ülkenin rekabet gücünün azalması riskini beraberinde getirdi. 

Ancak paralel olarak Alman firmalarının ABD’de kurdurdukları yan firmalar aracılığıyla elde ettikleri kâr, patlama düzeyinde. Donald Trump’ın ilk başkanlık yılında 50 Alman firması kârını yüzde 7.1 oranında arttırdı. ABD’deki Alman yatırımları da yüzde 5.4 artarak 373 milyar dolara çıktı. Almanya’daki Amerikan Ticaret Odası başkanvekili Frank Riemensperger 2017’nin çok başarılı bir yıl olduğunu açıkladı. Riemensperger Trump’ın sermaye için getirdiği vergi kolaylıkları, işveren vergisinin yüzde 35’ten yüzde 21’e indirilmesi sayesinde kârın daha da artacağının müjdesini verdi.

ABD’deki Alman firmaları değişik branşlarda faaliyet gösteriyor. Bertelsmann tekeli sağlık alanında çalışan personelin online eğitimini üstlendi, ticari payını önemli ölçüde arttırdı. T-Mobile 50 milyar dolar karşılığında ABD telefon şirketi Voice Stream’i satın aldı. Bayer tekeli de tohumculuk alanında dünya devi olan Monsanto’yu 63 milyar dolar vererek bünyesine kattı. 

Alman-ABD ilişkileri ekonomik alanda da karmaşık: Alman tekellerinin Çin’e açılan ticari savaştan aldıkları zarar da oldukça yüksek. BMW tekeli Çin’e yönelik yaptırımlar nedeniyle SUV modelinin ABD’de üretilip Çin’e satılmasından epey zarar görecek. Çin’e yönelik ikinci gümrük vergisi artırımından diğer Alman tekelleri de zararlı çıkacak. Örneğin Siemens ABD’de ürettiği elektronik parçaları Çin’e satması karşılığında eskisi gibi kar edemeyecek. ABD’nin Çin karşısında elde edeceği bir yenilgi ise çıkarlarına uygun değil. 

(Çeviren: Semra Çelik)

 

 

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Ekim 2018 19:54
www.evrensel.net