10 maddede Yeni Ekonomi Programı

Fotoğraf: Evrensel

10 maddede Yeni Ekonomi Programı

Sendika Uzmanı Onur Bakır, hükümetin açıkladığı Yeni Ekonomi Programı'nın (YEP) işçi ve emekçilere ne getirdiğini Evrensel'e yazdı.

Onur BAKIR
Sendika Uzmanı

AKP iktidarının Yeni Ekonomi Programı’na “yeni” demek çok güç. “Piyasa ekonomisinden taviz yok” diyerek başlayan program, Türkiye’yi krize sürükleyen yeni-liberal politikaları daha da ağırlaştırarak sürdürmeyi amaçlıyor. Programa göre özelleştirmeler hızlandırılarak sürdürülecek. Sağlık ve sosyal güvenlik hakları tırpanlanacak; kamu çalışanlarına esnek çalışma, güvencesiz istihdam ve performans sistemi dayatılacak.

İşçilerin kıdem tazminatı hakkını yeniden hedef tahtasına koyan program, zorunlu bireysel emeklilik sisteminin yeniden dayatılmasını ve emekçilerin ücretlerinden yapılacak kesintiler ile sermayeye uygun kredi temini amacıyla kullanılmasını öngörüyor. Yüksek enflasyon ve yüksek işsizliği kabul eden programın, milyonlarca emekçinin işsizliğe ve yoksulluğa sürüklenmesine karşı bir tedbir ya da politikası yok.

Program dönüp dolaşıp reel sektöre uygun kredi olanaklarının sağlanmasına, böylece sermayenin borcunu borç ile döndürebilmesine bağlanıyor. Can simidi olarak ihracat ve turizmi gören programın gündeminde iç talep yok. Tavan yapan enflasyon karşısında ücretlerin erimesi, alım gücünün azalması ve dolayısıyla iç talebin gerilemesi iktidarın umurunda bile değil. “İhracat ve turizm olsun, ülkeye döviz girsin yeter” diyor adeta iktidar.

Sözün özü Yeni Ekonomik Program, “sermayeyi kurtarma, emeğe saldırı programı”dır. Milyonerleri kurtarmak için faturayı milyonlara çıkarma programıdır.

Hayatını emeğiyle kazanan milyonların bir mücadele programı ve platformuna her zamankinden çok ihtiyacı vardır!

 

1) PİYASA EKONOMİSİNDEN TAVİZ YOK!

Yeni Ekonomi Programı, daha ilk paragrafında kendini ele veriyor: “Piyasa ekonomisinin temel prensiplerinden taviz verilmeyecek”. Yani ülkeyi krize sürükleyen politikalardan vazgeçilmeyecek. Zaten program göre mevcut ekonomik durum ile iktidarın politikaları arasında hiçbir ilişki yok. Program, iktidarı her türlü sorumluluktan azat ederken; faturayı iç ve dış mihraklara (!) kesiyor:  Gezi, 17-25 Aralık, darbe girişimi, Suriye kaynaklı jeopolitik riskler, artan terör saldırıları, ABD yönetiminin Türkiye ekonomisini ve Türk lirasını hedef alması. Programda özeleştiri niteliğinde tek bir cümle dahi yok, “biz iyiyiz ama çevremiz kötü” iddiası programın her satırına sinmiş durumda. Teşhis yanlış olunca tedavi de kaçınılmaz olarak yanlış oluyor. Hastalığa yol açan bir virüs var. AKP, hastalığı virüsle tedavi etmeyi hedefliyor! Piyasa ekonomisinin krize ittiği Türkiye’yi krizden çıkarmak adına daha fazla piyasa ekonomisi öneriyor…

 

2) DAHA FAZLA ÖZELLEŞTİRME

Krizle birlikte kâğıt sektörü başta olmak üzere özelleştirmelerin olumsuz etkileri bir kez daha görülmüş oldu. Ancak AKP hiç ders çıkarmış gibi durmuyor. Yeni Ekonomik Program’da aynen şu cümle yer alıyor: “Özelleştirme portföyünde bulunan varlıkların ekonomiye kazandırılmasında yeni modeller kullanılarak ekonomik katma değer bazlı planlamaya geçilecektir”. Yani yeni modellerle özelleştirmeler sürdürülecektir. Bir önceki orta vadeli programda 2019-2020 yılları için 18,5 milyar TL özelleştirme geliri öngörülürken, yeni programda bu hedef 32 milyar TL’ye çıkarıldı. Tek başına bu “hedef güncellemesi” bile özelleştirmelerin hızlandırılacağına ve artırılacağına işaret ediyor. Elde avuçta kalan ne kadar kamu işletmesi, taşınmazı ve varlığı varsa yeni bir özelleştirme dalgasına kurban edilmek isteniyor.

 

3) SOSYAL GÜVENLİĞE DARBE

Yeni Ekonomi Programı, mali disiplini sağlamak adına kamu harcamalarını mümkün mertebe azaltmayı hedefliyor. Bu çerçevede alınması planlanan tedbirlerden biri şu: “Mali açıdan sürdürülebilirliği sağlamak ve kamu maliyesine olan yükü azaltmak amacıyla sosyal sigorta sistemi yeniden düzenlenecektir”. Bu süslü cümlenin meali açık: Sosyal güvenlik harcamaları azaltılacak ve sosyal güvenlik hakları tırpanlanacak. Zaten program 2019 yılında sosyal güvenlik harcamalarından 10,1 milyar TL tasarruf edilmesini öngörüyor. Kriz dönemlerinde en önemli sosyal güvenlik araçlarından biri işsizlik sigortası. Ancak program, kriz sürecinde işsiz kalacak işsizlerin işsizlik ödeneğine daha kolay hak kazanmasını, daha uzun süre ve daha yüksek tutarda ödenek almasını öngörmüyor. Aksine program İşsizlik Sigortası Fonu’nun daha çok “fazla” vermesini, yani gelirleri ile harcamaları arasındaki farkın daha çok artmasını öngörüyor. Programa göre İşsizlik Sigortası Fonu, 2018’de 11 milyar TL “fazla” verecek. Program, bu rakamın 2019’da 17,8 milyar TL’ye, 2020’de 19,6 milyar TL’ye ulaşmasını hedefliyor.

 

4) SAĞLIK HARCAMALARI KISILACAK

Sağlık hizmetleri için alınan GSS primleri Genel Sağlık Sigortası Fonu’nda toplanıyor. Sosyal güvenlik hizmetleri (örneğin emekli aylığı, malullük aylığı vb.) için alınan primler Sosyal Sigortalar Fonu’nda toplanıyor. İki fon harcamalarını ayrı ayrı yapıyor. Genel Sağlık Sigortası Fonu’nun geliri giderinden fazla. Sosyal Sigortalar Fonu’nun ise geliri giderinden az. SGK Kanunu’na göre bu iki fonun birleştirilmesi ve fonlar arası transfer yasak. Ancak 2016 yılı Sayıştay raporu ile de sabit olduğu üzere Genel Sağlık Sigortası Fonu’nun verdiği fazla, Sosyal Sigortalar Fonu’nun açığını kapatmak için kullanılıyor. Yeni Ekonomik Programa göre sosyal güvenlik kuruluşlarının (dolayısıyla Sosyal Sigortalar Fonunun) açığında ciddi bir artış olacak. 2017 yılında 16.7 milyar TL olan açığın yıllar içinde artarak 2021’de 39.7 milyar TL’ye ulaşacağı öngörülüyor. Bu devasa açığı kapatmak için programın bulduğu çözüm, Genel Sağlık Sigortası Fonu’nun aynı miktarda fazla vermesi (2017:18,4 milyar TL, 2021: 39,7 milyar TL). Yani sosyal güvenliğin büyüyen açığını kapatmak için genel sağlık sigortası daha çok “fazla” vermeye zorlanacak. Bunun yolu ise daha fazla prim toplamak ve daha az sağlık harcaması yapmaktan geçiyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde: 1) Kendi GSS primini ödemekle yükümlü olup ödemeyenlere artık af ve yapılandırma gelmeyeceği gibi primlerin tahsil edilmesinde ısrar edilecek. 2) Harcamaları azaltmak için sağlık hizmetlerinin (tedavi, ilaç vb.) kapsamı daraltılacak, katkı ve katılım payları artırılacak. Sonuç olarak sosyal güvenlik açığını kapatmak için vatandaşlara sunulan sağlık hizmetleri geriye giderken, vatandaşların cebinden yaptığı harcamalar ve prim ödemeleri artacak.

 

5) KAMU ÇALIŞANLARINA ESNEKLİK VE PERFORMANS

AKP iktidara geldiğinden bu yana “kamu personel rejimi reformu”nu dile getiriyor ancak bunu tam anlamıyla gerçekleştirebilmiş değil. Bu “reform”un 5 temel unsura dayandığını söylemek mümkün: Kamu emekçilerinin iş güvencesinin kaldırılması, esnek ve güvencesiz istihdam, esnek çalışma, memuriyete girişin genel kurallara değil iktidarın tercihlerine endekslenmesi ve performansa dayalı ücretlendirme. Her ne kadar memuriyet güvencesi genel anlamda kaldırılmamış olsa da, 2016 Temmuzun da bu yana iktidar OHAL KHK’ları ile memuriyet güvencesini fiilen askıya aldı. Arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kurallarını getirerek memuriyete girişi iktidarın onayına da bağlamış oldu. İktidar şimdi de Yeni Ekonomik Program ile planının diğer unsurlarını yaşama geçirmeyi hedefliyor. Programa göre: 1) Kamu kurumlarında esnek çalışma modelleri yaşama geçirilecek. 2) “Kamu sektöründe çalışanlar için yetenek ölçümü, tekrar yerleştirme ve norm kadro çalışmaları yapılacak”. Böylece yeni kamu personel alımları kısılırken, mevcut kamu çalışanlarının görev ve görev yerlerinde değişiklikler yapılacak. 3) “Kamu sektörü insan kaynağının ödül ve performans sistemleri vasıtasıyla etkin yönetimi sağlanacak”. Yani kamuda özel sektörün bir benzeri “performansa dayalı ücretlendirme” sistemine geçilecek. Programda yargı ve sağlık sektörlerinde performans sisteminin uygulanmasına ilişkin özel vurgular var. Sözün özü kamu emekçilerini ağır saldırılar bekliyor.

 

6) KIDEM TAZMİNATI HAKKINA SALDIRI

Program, “Sosyal tarafların mutabakatıyla kıdem tazminatı reformu gerçekleştirilecektir” diyor. Bu yeni bir hedef değil. Ancak artık AKP iktidarı da kıdem tazminatı konusunda “sosyal tarafların mutabakatının sağlanamayacağını” biliyor. İşveren tarafı, kıdem tazminatı maliyetinin azaltılmadığı sürece kıdem tazminatı fonu da dâhil olmak üzere bir değişikliğe sıcak bakmıyor; işçi tarafı ise kazanılmış haklarının geriye gitmesini istemiyor. Ancak geçmiş deneyimlerden AKP iktidarının “mutabakat” adı altında sermayenin taleplerini yaşama geçirdiğini çok iyi biliyoruz. Öte yandan kıdem tazminatında fon sistemine geçilmesi, finans piyasalarına kaynak sağlanması hedefi ile her zamankinden daha çok örtüşüyor. Kriz sürecinde kıdem tazminatına hak kazanan işçilerin alacaklarını tahsilde yaşayabileceği güçlükler gerekçe gösterilerek fon sisteminin yeniden ısıtılması ve kıdem tazminatı hakkına yönelik yeni bir saldırı şaşırtıcı olmayacak.

 

7) İŞÇİDEN ZORLA KESİNTİ, SERMAYEYE KAYNAK

İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, geçtiğimiz günlerde, “Topladığımızın kaynağın çok ötesinde kredi vermiş durumdayız” diyerek bilinen bir gerçeği açıktan ifade etmiş oldu. Enflasyonla birlikte hem bireysel hem ticari kredilerin faizleri de fırladı. Programın temel derdi “reel sektöre” uygun kredi olanaklarının sağlanması ve sermayenin en azından “borcunu döndürebilmesi”. İktidar bankalara destek sözünü zaten verdi. Ancak her koşulda bankalara kaynak girişinin artırılması gerekiyor. Bu noktada da bir türlü istenilen seviyeye yükseltilemeyen hane halkı tasarrufları gündeme geliyor. Ancak Türkiye’de hayatını emeğiyle kazananların çok büyük çoğunluğu tasarruf olanaklarından yoksun. 2017’de başlatılan Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi’nin (BES) en önemli amaçlarından biri de olağan koşullarda tasarruf edemeyen milyonlarca işçi ve kamu emekçisinin ücret ve maaşlarından “zorla” kesintiye giderek, finans piyasalarına iç kaynak temin etmekti. Ancak zorunlu BES bekleneni vermedi. Sisteme zorla sokulanların yüzde 60’ından fazlası şimdiden BES’i terk etti. Hal böyle olunca zorunlu BES, Yeni Ekonomik Program’a şu cümle ile girdi: “Çalışanların işverenlerin aracılığıyla bireysel emeklilik sistemine otomatik olarak katılması uygulaması yeniden yapılandırılarak daha sürdürülebilir hale getirilecektir”. Hürriyet’ten Noyan Doğan’ın “duyumlarına göre” yeniden yapılandırmanın ardından zorunlu BES’ten çıkış 3 yıl boyunca mümkün olmayacak. Böylece yaklaşık 13 milyon işçi ve kamu emekçisinin brüt ücretlerinden her ay yüzde 3 kesinti yapılacak ve bu tutar en az 3 yıl süre ile sistemde kalacak. İşçi istese de sistemden çıkamayacak, kesintiyi geri alamayacak. Böylece işçi ve emekçilerin gelirlerinden gasp edilen tutar, sermayeye kredi olanaklarında kullanılabilecek.

 

8) YÜKSEK İŞSİZLİK VAR, ÖNLEM YOK!

İşsizlik oranı 2017’de yüzde 10,9’du. Programın 2018 işsizlik tahmini yüzde 11,3, hedefleri ise şöyle: 2019: yüzde 12,1, 2020: yüzde 11,9, 2021: yüzde 10,8. Yani program en az iki yıl daha iki puan yüksek bir işsizliği önüne “hedef” olarak koymuş durumda. Ancak mevcut durum, bu hedefin dahi tutturulmasının çok güç olduğunu, işsizliğin 2009 düzeyine yani yüzde 14’lere çıkabileceğine işaret ediyor. Ancak işsizlikle mücadele Yeni Ekonomik Programın gündeminde yer almıyor. İstihdama yönelik genel geçer bazı politika ve tedbirler programda var ama işsizlikle mücadeleye ilişkin somut hiçbir bir şey yok! Artan işsizlikten canı yanacak olan yurttaşlara yönelik koruyucu önlemler de yok. Reel sektörün kredi ihtiyaçlarına sayfalar ayıran program, milyonlarca yurttaşın en acil ve yakıcı sorunlarından biri olan işsizliği teğet geçiyor. İstihdama ilişkin politika ve tedbirler ise çok büyük ölçüde “arz” merkezli: Hedef işgücünün niteliğini yükseltmek ve “piyasanın” ihtiyaçlarına uygun bir işgücü arzı sağlamak. Ancak programda talep yönlü bir politika ve tedbiri bulmak olanaklı değil. Oysa mevcut sistemde istihdam arz ve talebin buluşması ile gerçekleşiyor. En basit ifadesiyle işgücü arzındaki artışa, talepteki artış eşlik etmediği takdirde işsizlik ortaya çıkıyor. Bugün temel sıkıntı tam da bu! Sorun arzda değil talepte ama iktidar “çözümü” arzda arıyor.

 

9) YÜKSEK ENFLASYON, ERİYEN ÜCRETLER

2017 enflasyon (TÜFE) oranı yüzde 11,9’du. Programın 2018 enflasyon tahmini yüzde 20,8. 2019 enflasyon hedefi yüzde 15,9, 2020 için yüzde 9,8, 2021 için yüzde 6. 2020 ve sonrasına yönelik enflasyonu yüzde 10’un altına çekme hedefinin ne kadar gerçekçi olduğu tartışma konusu. Ancak şurası kesin ki 2018’de yüzde 20’nin üzerine çıkması beklenen enflasyonun gelecek yıl da yüzde 15’in altına inmeyeceği iktidar tarafından da kabullenilmiş durumda. Peki, tavana vuran enflasyon karşısında işçilerin, emekçilerin durumu ne olacak? Ücretlerin enflasyon karşısında erimemesi için hangi politika ve önlemlere başvurulacak? Bu soruların yanıtını programda bulmak olanaklı değil. Hayatını emeği ile kazanan on milyonlarca yurttaşın alım gücünün korunmasına dair tek bir cümle dahi yok programda.

 

10) İHRACATA FEDA EDİLEN İÇ TALEP

İktidar, bu programın toplumun geniş emekçi kesimlerinin gelirlerinin erimesi ve yoksullaşması pahasına uygulanacağının mesajını veriyor. Enflasyon başlığı altında tarım ve gıdaya ilişkin sıralanan politika ve tedbirler ise şaka gibi. Tarım ürünlerinde arz ve rekolte tahminleri için erken uyarı sistemi kurulacak; gıda ürünlerindeki fiyat dalgalanmaları, Ürün Gözetim Mekanizması ile takip edilecekmiş! Ancak fahiş fiyat artışlarına yönelik bir kontrol ya da sınırlama yok programda, “yakından takip” var. Bu takip neticesinde ne yapılacağına ilişkin ise bir satır dahi yok.

Programın aslında iç talebe dair umudu da, içeriği de yok! Yoksullaşacak ve hayat pahalılığı altında ezilecek olan ülke vatandaşının tüketemeyeceğinin farkında olan hükümet hem üreticiye hem tüketiciyi (vatandaşı) gözden çıkarmış. İktidarın derdi tasası ihracatı ve turizmi güçlü tutmak, böylece döviz girişi sağlamak ve reel sektörün borcunu çevirebilmesinin olanaklarını yaratmak!

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Ekim 2018 18:32
www.evrensel.net