Darbeler ve darbecilerle topyekün hesaplaşılmalıdır!

Darbeler ve darbecilerle topyekün hesaplaşılmalıdır!

Askeri yetenekleri kendi halkına silah çekmekle sınırlı, emperyalist kuklacıların “bizim oğlanlar” dedikleri 12 Eylül 1980 darbecisi paşalar çetesine karşı açılan davanın göz boyama amacıyla tiyatro olarak kurgulandığı her duruşmada daha net olarak ortaya çıkıyor.Sözde soruşturma başladıktan bu yana iki yıl ge&cced

Rahmi Yıldırım

Askeri yetenekleri kendi halkına silah çekmekle sınırlı, emperyalist kuklacıların “bizim oğlanlar” dedikleri 12 Eylül 1980 darbecisi paşalar çetesine karşı açılan davanın göz boyama amacıyla tiyatro olarak kurgulandığı her duruşmada daha net olarak ortaya çıkıyor.
Sözde soruşturma başladıktan bu yana iki yıl geçti. Dava hâlâ, darbeci çetenin hayatta kalan iki üyesi ile sınırlı. İddianamenin darbenin zorunlu hale geldiği söylemiyle kaba bir antikomünist propaganda metni olarak kaleme alınması, sıkıyönetim komutanları, dönemin Bakanlar Kurulu ve Danışma Meclisi üyeleri, valileri, emniyet müdürleri başta olmak üzere diğer suç ortakları hakkında soruşturma açılmaması bir yana, sanık rolü verilen paşalar mahkeme salonuna bile getirtilemiyor.
Apaçık görülüyor ki, dava, halklarımızın darbecilerden hesap sorulması iradesini istismar amacıyla kurgulanmış. Soruşturma genişletilmeyecek ve darbeyle topyekün hesaplaşmaya çevrilmeyecek. Çünkü 12 Eylül 1980’de yapılan darbe geride kalmadı. Darbenin misyonu, temel kurumları ve yasaları, darbecilerden nöbeti devralan sermaye partileri ve hükümetlerinin ardından, bugün de AKP iktidarı eliyle sürdürülüyor.  
En başta, darbecilerin süngü zoruyla dikte ettirdikleri anayasa hâlâ yürürlükte. O anayasa ile inşa edilmiş kurumlar da yerli yerindeler; sadece el ve sahip değişmiş.
Darbecilerin miras bıraktığı siyasi partiler ve sendika yasaları, seçimde yüzde 10 barajı da hâlâ yürürlükteler.
Dün darbeciler milletvekillerini, sendikacıları, gazetecileri tutuklamışlardı; bugün cezaevlerinde tutuklu milletvekilleri, sendikacılar, gazeteciler var.
Darbecilerin güdümünde sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri ve HSYK vardı; bugün yine HSYK, özel yetkili mahkemeler, bölge ağır ceza mahkemeleri var. Başbakan, “Yargıya gerekenleri söyledik” diyerek talimat verdiğini saklamıyor.
Dün darbeciler kitapları, filmleri yakmışlar yasaklamışlardı; bugün hâlâ yasak kitap listesi var, Başbakan kitabın bombadan tehlikeli olabileceğini, İçişleri Bakanı da resim çizerek, şiir yazarak, beste yaparak terör suçu işlenebileceğini zırvalıyorlar.
Dün cunta lideri “İşkence resmi politikamız değil, münferit suç” diyerek hokkabazlık yapıyordu; bugün Başbakan kritik görevlere atadığı işkencecileri “Kusura bakmasınlar, polisimizi yedirtmeyiz” diyerek sahipleniyor.
Darbeciler “milli güvenlik” gerekçesiyle grevleri yasaklamışlardı; bugün aynı gerekçeyle grevler yasaklanıyor.  
Darbeciler, üniversiteleri zapturapt altına almak için YÖK’ü kurmuşlardı; bugün YÖK yerli yerinde, üniversiteler medreseye çevriliyor.
Dün darbe lideri “Kürt yoktur” diyordu; bugün Başbakan “Kürt sorunu yoktur” diyor.
Darbeciler din derslerini zorunlu hale getirmişler, Alevilere cami ve imam dayatmışlardı; bugün din derslerinin sayısı süresi daha fazla, tüm okullar imam hatip okuluna çevrilmek üzere. Alevi köylerine cami ve imam uygulamasına devam ediliyor.
Darbeci paşalar emperyalist kuklacıların “çocukları”ydılar. Bugün Başbakan, sözde demokratikleştirme ve medenileştirme aldatmacasıyla İslam dünyasını kan ve gözyaşına boğan Büyük Ortadoğu Projesi’nin “eş başkanı” olmakla övünüyor.
Ve Genelkurmay Başkanları, generaller, dün TÜSİAD sermayesi “tak” diye emrettiğinde “şak” diye esas duruşa geçiyorlardı; bugün MÜSİAD sermayesine topuk selamı veriyorlar. Tarihimizin en utanç verici suçunu işlemiş cuntayı hiç değilse eleştirmeyi ne “şak” diye esas duruşa geçenler akıllarına getirdi ne de bugün topuk selamına duranlar.
Darbelerle hesaplaşmak, emperyalizmle, kapitalizmle, faşizmle hesaplaşmaktır!
Darbelerle hesaplaşmak, halklarımızın kültür ve kimliklerini yok sayan ırkçılıkla, militarizmle, şovenizmle ve ümmetçilikle hesaplaşmaktır.
Türkiye’mizin özgür ve eşit yurttaşlık çatısı altında, herkesin kendi kimliği, dili, kültürü ve inancıyla özgürce yaşayacağı, birbirine üstünlük kurmayacağı, ortak evin nimetlerini hakça paylaşacakları demokratik bir ülke olabilmesi için darbelerle topyekün hesaplaşma şarttır.
Yargı bağımsızlığının bulunmadığı, iktidarın “Yargıya gerekenleri söyledik” diye talimat verebildiği zeminde ve siyasal ortamda, 12 Eylül darbe davasının gerçek bir yargılamaya ve hesaplaşmaya dönüşmesi beklenmemelidir.
Bu hesaplaşmayı, darbenin mirasçıları ve küresel sermayenin taşeronları değil, Türkiye’nin her dil ve inançtan emekçileri yapacaktır.

www.evrensel.net