'Kârların sefasını sürenler krizin cefasını da çeksin'

'Kârların sefasını sürenler krizin cefasını da çeksin'

DİSK/Birleşik Metal-İş Sendikası: "Krizin bedelini emekçiler değil, yüksek gelirlerle kârlarına kâr katan sermaye kesimleri ödemeli"

Krizin faturasını yoksulluk sınırının altında güçlükle yaşayan emekçi sınıflara çıkarılmasını reddetiklerini belirten DİSK/Birleşik Metal-İş Sendikası, “Bedelin yüksek gelirlerle kârlarına kâr katarak sefa süren sermaye kesimlerinin ödemesi gerektiğini, işçi sınıfı adına taleplerimizin arkasında ısrarla duracağımızı açıklıyoruz” dedi.

2008-2009 dönemini hatırlatan Birleşik Metal-İş açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Bu süreç ne yazık ki, işçileri diz çöktürmek için işleyen süreçler olarak gelişti. ‘İşten çıkartma mı, yoksa ücretlerde düşüş mü?’ sorusunun cevabı bazı demir çelik fabrikalarında ne yazık ki bazı işçi sendikalarının da onayıyla yüzde 35’lere varan ücret kayıplarını gündeme getirdi. Buna karşın sermaye kesimlerinin karlarında yaşanan artışlar dikkat çekiciydi. 2009 yılında, satışlar düştü ancak Türkiye’nin ilk 500 büyük firmasının yüzde 82’si kâr elde etti. Yine ilk büyük 500 firma kârını yüzde 10, ikinci büyük 500 firma ise kârını yüzde 30 oranında arttırdı. Peki bu nasıl gerçekleşti? Yanıt basit ve sade. Küresel krizi aşabilmek için dünyadaki yaklaşık üç milyar dolar, yani emekçinin bir yıl boyunca ürettiği toplam değerin üçte biri devlet bütçeleri aracılığıyla özel sektöre kaynak olarak aktarıldı.”

Sermayenin şimdi “kriz” diyemese de “darboğaz” var diyerek, batıyoruz çığlıkları altında, işçilerin ücretlerini, çalışma hakkını, vergilerini gasbederek, krizi yine hasarsız bir biçimde aşma hevesinde olduğu belirtilen açıklamada, “İşçiler çoğunlukla sendikaların sadece kendi işyerlerindeki sorunlarla ilgilenmesini, siyasetten uzak durmasını istiyor. Hâlbuki esneklik başlığı altında siyasetin gündemimize soktuğu süreçlere yeterince ve zamanında müdahale edememenin maliyeti işçilere, işsizlik ve gelirsizlik olarak yansıyor. Bu nedenle kriz süreci aynı zamanda bir mücadele süreci. Sadece işyeri ölçeğinde değil, sektörel ve ülke genelinde, siyasete doğrudan müdahale ederek, krizin bedelini işçilere yıkmaya çalışanlara karşı ses çıkarma dönemi” denildi.

Açıklamada şu talepler yer aldı:
■ Kamu kaynakları kullanılarak, şirketlerin borçlarının üstlenmesinin önüne geçilmelidir. 
■ “Kârlar sermayeye, zararlar kamuya” zihniyetinin bu süreçte bir kez daha hortlamasına izin verilmemelidir.
■ Nasıl sermaye için kredi garanti fonu gibi programlar söz konusuysa kriz sürecinde ihtiyaç kredilerini ve kredi kartı borçlarını ödemekte güçlük çeken halka da borçların yeniden takvimlendirilmesi, borç yüklerinin azaltılması sağlanmalıdır.
■ Sadece kredisini ödediği konuta sahip olanların borç yükünde belli bir limite kadar kolaylık sağlanmalıdır. Şirketlerin iflası halinde, üretim ve istihdamın devam etmesinin koşulları aranmalı ve farklı kolektif mülkiyet biçimleri altında emekçilerin yönetim ve denetimde etkin kılınması sağlanmalıdır.
■ Bunun koşulları olmadığı durumlarda işçilere hem istihdam olanakları konusunda hem de mali hakları konusunda öncelik verilmelidir. (HABER MERKEZİ)

 

Son Düzenlenme Tarihi: 02 Ekim 2018 17:13
www.evrensel.net