30 Eylül 2018 04:11

Şair A. Galip: Araf’ta mı bekliyoruz sıratta mı ondan emin değilim!

'Elimizde Çürüyor Elma'da okurlarını farklı coğrafyalar üzerinde gezindiren Şair A. Galip, şiir dünyasını Evrensel'e açtı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Hakan UNUTMAZ

“Aşk yarasını da sarar şiir…” diyen A. Galip’in dördüncü şiir kitabı “Elimizde Çürüyor Elma” geçtiğimiz haftalarda Kaos Çocuk Parkı Yayınları tarafından yayımlandı. 2000’in başlarından bu yana şiir ve minimal öykülerinin yanı sıra felsefi ve politik denemeleriyle, roman ve şiir incelemeleriyle, eleştiri yazıları ve yaptığı söyleşilerle adına aşina olduğumuz; A. Galip dizeleriyle bizi, tanıdığımızı sandığımız dünyanın ayrıntılarına doğru yolculuğa çıkarıyor.

“Elimizde Çürüyor Elma”da okurlarını farklı coğrafyalar üzerinde gezindiren A. Galip’le şiir dünyası üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Yaşadığımız sorunlar için “Suçu coğrafyaya mı, tarihe mi kültürümüze mi; lider diye peşinden gittiklerimize mi atalım bilemiyorum!” diyen A. Galip şunu dile getiriyor “Araf’ta mı bekliyoruz Sırat’ta mı ondan da emin değilim! Ama şundan eminim ki hep gövdemizi ateşte sınıyoruz.” Söz şairde...

Kitabın adından başlamak istiyorum: “Elimizde Çürüyor Elma.” Kitaba baktığımızda bu başlıkta bir şiir göremiyoruz. “Terleten Sözler” şiirinde geçen bir dizeden adı çıkarıyoruz. Burada anlatmak istediğiniz metafor nedir? Elimizde çürüyen elmalardan bahseder misiniz?

Kitap adları hep bir tartışma ve kaygı konusu olur. O adın içerikle örtüşüp örtüşmediği tartışma konusu olurken yazarına ise baskıya girene kadar hep bir “acaba” sorusunu sordurur. 2000 yılında ilk şiir kitabım yayınlandığında aslında ben ondan sonraki şiir kitaplarımın da adlarını tespit etmiş olduğumu düşünüyordum. Müntehir Aşklar’dan sonra Müteakip Aşklar adlı şiir kitabımı yayıma hazırlarken daha sonraki muhtemel şiir kitaplarımın adlarının tamamını bölüm başlıkları olarak kullandım. İkinci şiir kitabımı okumuş olanların yakından bildiği gibi Mütemadi, Mütekâmil Aşklar diye uzayan bir listeyi sonlandırmış oldum. Böylece üçüncü şiir kitabımın adı Dipsiz Girdap olarak gençlik planlarımı değiştirdi. Gerçi daha ilk kitabımda bir şairin hep aynı şiiri yazdığını/yazacağını söylemiştim. Bunun birkaç ufak kayıtla hala geçerli olduğunu da düşünüyorum. Hatta daha da abartıp aslında bütün şairlerin aynı şiiri yazdığını da eklemek isterim. Eleştirmenler ve okuyucuların fark edeceklerini umduğum gibi ilk şiir kitabımla bu dördüncü şiir kitabım olan Elimde Çürüyor Elma arasında bir red ilişkisi kurulamaz. Olsa olsa farklı boyutlarda bir derinleşme ve yoğunlaşmadan söz edilebilir. Tematik ilişki bakımından giderek daha ayrıntılara yöneldiğimi zannediyorum. Genellikle şairler ilk kitaplarını, bazen ikinci kitaplarını da reddettikleri için bu izahı eklemek durumunda kaldım.

Soruya dönecek olursam bu elma metaforunu çözümlemeye girişip yeniden cennetten kovulan Adem Havva kavgasını başlatmak istemem. Okuyucuların bunu hemen fark edeceklerini umuyorum. Tabi ki okuyucudan kastım editörümüz Lokman Kurucu gibi titiz okuyucudur.

Kitabın adını, şair dostlarımla konuşurken Terleten Sözler diye düşündüğümü ifade etmiştim. Fakat şair arkadaşım Ayşen Deniz’in önerisiyle Gitsem Olmaz diye kararlaştırmıştım. Ancak Lokman’ın Terleten Sözler şiirinde geçen bu dizeyi önermesi bana daha isabetli geldi. Sanırım içerikle de örtüştü.       

Aynı şiirde (Terleten Sözler) “Firavunu lanetleyen Kerbela’ya alkış tutar mı / Vicdanıdır kişinin adalet terazisi” dizeleri kirli dünya tarihini özetlemiyor mu? Peki, edebiyatta da aynı terazi dengesizliğinden bahsedebilir miyiz?

Sanıyorum sıkıntıda burada işte! Kirli bir dünyaya en insani faaliyet olan sanatla karşı koymaya kalkışıyorken aynı bataklığın içerisine doğru savruluyor olmak insanı bir hiçliğe doğru sürüklüyor. Bir yandan bütün güzelliklerin hazinesi insan, umut insan derken o kaynağın Kerbela’yı kalbinde taşıyor olduğunu görmek istemiyoruz. Bunu da yine edebiyatla, şiirle görmek ve göstermek durumunda kalıyoruz. Artık kalbimizde Firavun yeşertmeyeceğiz diye dizler kurmaya mecburuz! Günün tiranlarına alkış tutanlara, kendi cehennemlerine odun taşıdıklarını gösterecek bir ayna olamayacaksa şiir, şairlik ne işe yarar ki!   

 “İlahi Komedya” şiirinde kendisini Dante yerine koymuş ve Araf’tan kovulmuş bir A. Galip seziyoruz. Sonrasında A. Galip, yanına Beatrice’i alıp şiiriyle cennete mi cehenneme mi, nereye gidiyor?

Vallahi gideceğimiz yer belli, börtü böceğe katılacağız. Bence esas soru, şu anda, yaşarken nerede olduğumuz. Bir talihsizliği yaşadığımız kesin. Suçu coğrafyaya mı, tarihe mi kültürümüze mi lider diye peşinden gittiklerimize mi atalım bilemiyorum! Araf’ta mı bekliyoruz Sırat’ta mı ondan da emin değilim! Ama şundan eminim ki hep gövdemizi ateşte sınıyoruz. Yeni Hayat diye diye hep kendimize yeni efendiler yaratıyor yakından bildiğimiz cehennemi yeniden boyluyoruz. Nedense bu efendilerimizi de hiçbir zaman Olimpostan seçmiyoruz. Mazlumun zulmü bize müthiş haz veriyor!

UYGARLIK, İNSANLIĞIN ULAŞTIĞI ORTAK DEĞERDİR

Bazı şiirlerde mitolojiden, halk masallarından ve anlatılarından yararlanıldığı görülüyor. Bir nebze Batı ile Doğu’nun, dizeler arası sentezlenerek ortak coğrafyada kurulmuş bir şiir Helenizmi algıladım. Bu durumda şiirde evrensel bir dil oluşturabilmenin koşulları, zorlukları nelerdir?

İnsan evrensel bir varlıktır! O bir dine, bir coğrafyaya, bir millete sığmaz. Bir tek dile de sığmaz. Elbette ki bunların içerisine doğar ama bunları aşan adına insanlık denen bir kültür, bir medeniyet yaratır. Medeniyet ya da uygarlık denen şey insanlığın ulaştığı ortak değerdir. Dili, ırkı, yurdu, bayrağı bir kişiyi insan yapmaz. Ortak değer dünyası olan uygarlığa kattıkları onu insan yapar. Homeros’un derlediği mitoloji öyküleri aracılığıyla bugün hala onur nedir, namus/nomos nedir, dürüstlük nedir, cesaret nedir diye kendimize soruyor ve yanıt arıyoruz. Filozoflar aracılığıyla erdemli bir yaşam sürmek için insana ve bu arada bütün canlılara nasıl davranmalıyız sorusunu hep aklımızda tutuyoruz. Bilim insanları aracılığıyla yaşamı nasıl kolaylaştırabiliriz sorusuna bir karşılık bulmaya çabalıyoruz. Ve elbette ki sanatçılarla birlikte bu dünyayı, evreni ve toplumu dinlerin vaat ettiği cennete nasıl çevirebiliriz telaşını taşıyoruz.   

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Leyla Gencer Yarışması’na mezzosoprano damgası

SONRAKİ HABER

Derneklere, üyelerini mülki amirlere bildirme zorunluluğu geliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa