29 Eylül 2018 03:00

Sorumluluklarla boğuşan bir neslin filmi: Amir

İran’da pek çok kurala bağlı yaşayan bir kuşağın çatışmalarını anlatan 'Amir'in yönetmeni Nima Eghlima ve dağıtıcısı Elaheh Nobakht ile konuştuk.

Nima Eghlima ve Elahed Nobakht (Fotoğraf: Evrensel)

Paylaş

Volkan PEKAL
Şahin KELLECİ
Adana

Çocuk: Ben çirkin miyim?
Amir: Bence çirkin değilsin. Ne oldu?
Çocuk: Parkta bir kız, 'Annelerini babalarını sevmeyen çocuklar çirkin olur' dedi.
Amir: O halde ben de çirkinim. Hepimiz çirkiniz.”

İran’da pek çok kurala bağlı yaşayan bir kuşağın yaşadığı çatışmaları anlatan “Amir” isimli film alışılmışın dışında çekim planları  ve kamera kullanımı ile dikkat çekiyor. Filmin yönetmeni Nima Eghlima ve uluslarası dağıtıcısı Elaheh Nobakht ile  filmin İran toplumunda nerede durduğunu ve yenilikçi sayılacak çekim tekniğini konuştuk.

Türkiye galasını yapan İranlı Yönetmen Nima Eghlima’nın Amir isimli filmi Adana Film Festivali’nde izleme şansına az sayıda kişi sahip oldu. Bunun sebebi salon yetersizliği değil. Film iki kez gösterildi. Belki de yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi olması ve festivalde yarışma filmlerine odaklanılması sonucu film, çok az kişi tarafından fark edildi. Film sinema izleyicilerinin alışık olmadığı tersi orantısız  kadraj ve zengin kompozisyonları ile  izleyenleri ters köşeye yatırıyor. Bazen Tahran’ın bazen bir oda duvarının arka planda geniş yer kapladığı kompozisyonlarda karakterler alışık olduğumuz altın noktalar dışına yer alıyor. Köşeye sıkışan, donuk vitrin mankenleri arasında kaybolan karakterlerin mekanla kurduğu ilişkiyi yönetmen çarpık kadrajlarla anlatıyor.  Sinemanın hikaye, karakter ve kompozisyon gibi öğelerinin birbiri ile uyumlu olması gerektiğini düşündüğünü söyleyen Yönetmen Eghlima,  savaş, ekonomik ve kültürel sıkıntılarla örselenmiş jenerasyonunu böyle anlatmak istediğini söylüyor.  

Filmde sıra dışı kompozisyonlar, ters kadrajlar, üstte ve yanlarda çok fazla boşluklar olan görüntüler izledik. Bir de vitrin mankenlerinin arasında sıkışan Amir’i izledik. Bunların anlatımınıza nasıl bir katkısı oldu?
Bu yeni bir sinema estetiği. Sam İsmail Mr. Robot dizisinde bu tekniği kullandı. Başka kullanalar da var. Biz karakterleri alışıldık sinema estetiğinin dışına çıkarmaya çalıştık. Çünkü hikaye, olmak istediği şeyi olamayan benim jenerasyonumun portresi. Bu kendilerine verilen pozisyonu kabul etmek zorunda olan ve sadece sıradan yaşamı için para kazanmaya çalışan ve robotlaşan hayallerden ve tutkudan mahrum bir jenerasyon. Hikaye, karakter, dramatik durum, görsel ağırlık gibi sinemanın estetik unsurları hikayeye uygun şekilde kombine edilmeli.  Bu kompozisyonlar alışılmışın dışında ama İran’da modern yaşamın etkilerini böyle anlatabilirdim. Arka plan benim için önemli. Bu bazen yaşadığınız şehir bazen ülke oluyor. Arka plan ve orta planda karakter oluyor. Bunun bazı sebepleri var. Çünkü anlattığım karakterler altın noktada durmuyor.

Dediğim gibi biz vitrindeki mankenler gibiyiz. Mekanik bir hayatımız var, duygularımız, hislerimiz yok. Modern hayatta sadece yaşamak için durmadan çalışıyoruz. Bu yüzden vitrin mankenlerini metafor olarak kullandım.

‘ORASI İRAN MI?’

Hikayede Amir’in çevresinde gelişen çatışmaları ve çelişkileri seyrettik.  Filmden sonra “Orası İran mı?” şeklinde yorumlar yapıldı.  Biz, Tahran tüm İran değil diye düşündük. Bu hikaye İran toplumunda nerede duruyor?
Bu Tahran’la ilgili bir hikaye değil. Bu benim onlarca yılı yanan jenerasyonumla ilgili bir hikaye. Biz doğduğumuzda İran savaştaydı. Okula gittiğimizde ekonomik sorunlar ve başka bir çok sorunla karşılaştık. Aileler çocukları üzerinde koruyucu davrandı. Hayatla ilgili çok fazla tecrübemiz olmadı. Büyüyüp de toplumla temas ettiğimizde gerek iş konusunda olsun, gerek evlilik konusunda olsun iletişim problemleri yaşadık. Sadece Tahran değil İran’ın bir çok yerindeki benim jenerasyonum benzer şeyleri yaşadı.

FİLM BOYUNCA ÇOCUĞUN YÜZÜ GÖRÜNMÜYOR

Filmin sonunda çocuğun yüzünü ilk kez gördük. Ama çocuk geriye bakarken Amir ileriye bakıyor. Burada ikisi arasında bir özdeşleştirme var mı?
Çocuğun yüzü film boyunca görünmüyor. Çünkü ne annesi ne de babası kendi çocuklarını görmüyor. Sadece kendi sorunlarını görüyorlar ve onlarla mücadele etmeye çalışıyorlar. Amir’in sorunları çocuğun da karakterini şekillendiriyor.  Çocuk büyürken Amir çocuklaşıyor. Son sahneden önce çocuğun “Amir’e ben bakarım” demesi bundan.  Son sahnede Amir’in sürekli yaptığı gibi çocuk sigara içmek istiyor. Amir ona kraker veriyor ve o krakeri bir sigara gibi ağzına götürüyor. Çocuk karakteri büyüyor.

Filmde aynı zamanda kadın hikayeleri görüyoruz. Evden ayrılmak isteyen, ülkeden ayrılmak isteyen kadınlar. Son zamanlarda kadınların başörtüsünü reddeden eylemleri bu filmi etkiliyor mu?
Amir bundan çok farklı bir film. Biz sadece modern hayatın şekillendirdiği  basit bir insani sorunu anlatıyor. Sevgi, sorumluluk gibi kişisel sorunlar var. Başörtüsü taksın ya da takmasın önce birbirimize saygı göstermeliyiz.  

Bu filmde ne gördün, neden destekledin?
Elaheh Nobakht: Bugünün problemlerine dokunan bir film olması beni etkiledi. Bir kuşağın yaşadığı sorunları anlatıyor. Toplumsal ve ahlaki tezatlıklar, bireysel sorunlara daha fazla yaklaşmanızı sağlar. İran’da yaşam, öyküyle yansıtılabilecek kişisel ve sosyal komplikasyonları içeriyor.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Erciyes Tıp Fakültesi’nde mobbing iddiası

SONRAKİ HABER

Genel-İş Genel Merkezinden Anadolu Yakası 1 No'lu Şubeye genel kurul dayatması

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa