Doç. Dr. Bıçakcı: İki ülke arasında imkansızlıkların ortaklığı var

Fotoğraf: Evrensel

Doç. Dr. Bıçakcı: İki ülke arasında imkansızlıkların ortaklığı var

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Salih Bıçakcı, Türkiye-Katar ilişkilerini değerlendirdi.

Meltem AKYOL
İstanbul

Türkiye-Katar ilişkileri Cumhurbaşkanı Edoğan’a hediye edildiği iddia edilen, ki sonrasında uçağın satın alındığı da gündeme geldi, 400 milyon dolarlık uçakla bir kez daha gündeme geldi. ‘Uçan Saray’ olarak gündemimize düşen uçağa ilişkin bir açıklama gelmedi ancak bu gelişme akıllara ABD ile yaşanan kriz sonrası Katar Emiri’nin Türkiye’ye 15 milyon dolarlık yardım sözünü getirdi. İktidar yanlısı basında Türkiye ekomomisinin kurtarıcısı olarak lanse edilen Katar’ın bunların karşılığında Türkiye ile  nasıl bir anlaşma yaptığı ise bilinmiyor.  

Uçak vesilesi ile Türkiye-Katar ilişkilerinin geçmişini ve bugününü konuştuğumuz Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Salih Bıçakcı, iki ülkenin liderlerinin görünenin dışında nasıl bir bağımlılık oluşturduğunun henüz bilinmediğini söyledi. Türkiye-Katar’ın dış politika süreçleri ve kullandığı yöntemler nedeniyle aynı çizgide olan iki ülke olduğuna dikkat çeken Bıçakcı, “İki ülke arasında imkansızlıkların ortaklığı var” değerlendirmesini yaptı.

Türkiye’de hesapsızca para harcayan bir Katar imajına da dikkat çeken Bıçakcı, “Katar’ın da 2014 yılından beri ekonomisinin dengesizlikler yaşadığı, birçok kişiyi işten çıkardığı ve yabancıların maaşlarını düşürdüğü biliniyor” diye de ekledi.

DIŞ POLİTİKA SÜREÇLERİ VE YÖNTEMLERİ DOLAYISIYLA AYNI ÇİZGİDELER

Türkiye-Katar ilişkileri uzun süredir tartışma konusuydu. Bir kez daha 400 milyon dolarlık uçakla gündeme geldi. Hediye mi edildi, satın mı alındı henüz bilmiyoruz ama daha önce de ABD ile yaşanan krizde Ankara’ya destek verdiği konuşulmuştu Katar Emiri’nin... Türkiye yönetimi ile Katar yönetiminin ilişkileri nasıl başladı? Uçak meselesi Türkiye-Katar ilişkilerinde nereye oturuyor?

Türkiye ve Katar esasında benzer dış politika süreçleri ve yöntemleri dolayısıyla aynı çizgide duran iki ülke. Orta Doğu’da İran İslam devrimi sonrasında değişen dengeler İran-Suudi Arabistan hattını ve gerginliğini daha da arttırdı.

Özellikle Suudi Arabistan’ın Orta Doğu’daki Amerika destekli dinamikleri belirleme hevesi Katar’ın üstündeki baskıyı daha da yoğunlaştırdı. Bir yandan Suudi Arabistan’ı dengelemek için İran’la ilişkilerini geliştirirken öte yandan Suudi Arabistan ile ilişkisini dengeyle yürütmeye devam ettiği 1990’lardan bu yana Katar, Orta Doğu’da para kazanmak isteyen Arap göçmenlerin ilk destinasyonlarından birisi oldu.

Bu göçle ister istemez Katar’ın İhvan’la ilişkisi başladı. Kimi araştırmacılar Katar’ın İhvan ilişkisinin yeni olduğunu iddia etse de, gerçekte bu bağlantı en az Sahwa hareketi kadar eskidir. Suudi Arabistan’ın Körfez ülkeleri üzerindeki baskısından Körfez ülkeleri çok yorulmuşlardı. Umman ve Kuveyt krizlerden uzak kalmaya çalışıyor, ama Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) her koşulda Suudi Arabistan’ı destekliyordu. Türkiye ile Katar’ın İran ve Suudi Arabistan arasında bir denge tutturmaktan başlayan benzerlikleri zamanla İhvan (Müslüman Kardeşler) ortaklığıyla da köklendi. Katar’ın Al Jazeerah (El Cezire) ile yükselen yumuşak güç hamlesi hemen Arap devrimi (ya da “Arap Baharı”) öncesinde Ortadoğuda dikkat çeken bir güç olarak belirdi. Bu dönemde Mısır’da yükselen İhvan’ın Ortadoğu’nun dinamiklerini belirleyeceği öngörüsü bu gruba yakınlığıyla bilinen Türkiye ve Katar’ı yine aynı safa düşürdü. İhvan’ın yükselişi Ortadoğu’nun en dikkat çeken konusu Filistin çerçevesinde Hamas’ı da Katar’ın ve Türkiye’nin yanına getirdi.

Günümüzde Hamas Lideri Halid Meşal’in ve İhvan’ın önemli ismi Yusuf el-Kardavi’nin Katar’da yaşıyor olması önemli bir göstergedir. İhvan ve denge politikası ortaklığında doğan ama ihtiyaçlar hiyerarşisinin gereği olarak devam eden Türkiye ve Katar birlikteliği Arap devrimi öncesinde ve sonrasında bölgedeki değişkenliği kullanarak oyun kurucu bir aktör olma hayaline kapıldılar.

Belirli seviyede ekonomik kapasiteye ulşan Katar, Suudi Arabistan’ın her isteğine evet demeyeceğini ve kendi dış politikasını oluşturabileceği güvenini sağladı. Türkiye de bu dönemde Katar’ın ekonomik yardıma her an ihtiyacı olabilecek dost ülke seçeneklerinden en iyisi oldu. Ama, Müslüman Kardeşlerin iktidarı kaybetmesi ile Mısır Suudi Arabistan eksenine geri dönünce Mısır ilişkilerin gündeminden çıktı.

GÖRÜNENİN DIŞINDA NASIL BİR BAĞIMLILIK VAR, BİLMİYORUZ

Ekonomik ilişkiler peki, 15 milyar dolarlık yardım, uçak?..

Yukarıda bahsettiğimiz bu ortaklık Arap devrimi sonrasında Suriye iç savaşının başlangıcının şartlarını hazırlayan küresel güçlere ortaklıkla daha da derinleşti ve giriftleşti.  Ekonomik içiçe girmişlik Katar’dan Türkiye ekonomisine 15 milyar dolarlık yardım sözü ve uçak örneğiyle daha da somutlaştı. Maalesef her iki ülkenin liderlerinin görünenin dışında nasıl bir bağımlılık oluşturduğunu ne olduğunu henüz bilmiyorum. Uçak satın mı alındı, hediye mi edildi bunu bilmemiz mğmkün değil şimdilik,  çünkü hem bu hem de 15 milyar dolarlık yardım meselesinde hem öncesinde hem sonrasında yapılan pazarlıkların hiçbirisi açık değil. Tek söyleyebileceğim şey burada imkansızlıkların ortaklığı var. Yani bir ihtiyaç hiyerarşisi var, neydi bu Katar’ın 2014 sonrası yalnız kalması ve pazarlarına birçok ülkeden gelen ürünlerin gelmemesi ve marketlerin boş kalması. Bu boşluğu Türkiye’deki üreticilerin doldurması. Ve tabii Türkiye’nin bir doğal gaz ihtiyacı vardı halen de var ve enerji merkezi olma projesi. Yani ortak bir oyuna girmeye karar verdikleri andan itibaren Türkiye Katar’ı sahiplenmeye başladı. Aradaki bu ekonomik ilişkileri de böyle görmek gerekir.

SURİYE’DEKİ BAZI OPERASYONLARIN FİNANSÖRÜ KATAR

Burada suriye iç savaşına dair özel bir başlık açmak gerekir. Türkiye ile Katar arasındaki ortaklığın Suriye iç savaşının başlamasına etkileri, katkıları-etkileri var mı?

Burada iş birliğinin iki boyutu var, bir tanesi İhvan-ı Müslimin üzerinden başlayan bir şey, Suriye’deki ‘muhalif’ grupların başlangıçları hep İhvan üzerinden geldi, 1980’deki Hafız Esad’ın onlara yaptığı eylem ve hareket, İhvan’ın muhalefet arasında güçlenmesini ortaya çıkardı. İkincisi de bu cihatçı grupların, bir şekilde oluşması, gelişmesi ve Suriye’ye ulaşması -Suriye krizine neden olanlar sadece Suriyeliler değildi, dışarıdan da gelen bir cihatçı grup vardı- oraya geliş rotalarından biri de Türkiye’ydi, gönüllü ya da gönülsüz, bilmiyoruz. Bir şekilde sınırdaş olmanın getirdiği bir şey vardı, bir de o dönemki karar vericilerin Beşar Esad karşıtlığı durumu daha da provoke etti. Öbür yandan Katar’ın ABD ile bir iş birliği içerisine girme durumu var ki zaten askeri üsleri var ABD’nin. Ama bunu daha geliştirmek istediler. Bunun için de Al Jazeerah’ın Arap baharındaki  rolüne bakılabilir çok rahat, bunun için de bir iki operasyona ABD’nin de önderlik ettiği bir iki operasyona sponsorluk etme görevinden geri kalmadı Katarlılar. Bu onları hem Suudi baskısından uzat tutuyordu hem de İran’a karşı, bir tehdit olduğunda, kullanabileceği bir güçtü.

Katar dolayısıyla Suriye’deki operasyonun finansörlüğünü uzun süre üstlenmeyi sürdürdü. Tabii bu açık, ispatlanabilir bir şey değil, ama kim buradaki hareketleri destekliyor derseniz, Katarlı isimlerin çıktığını görürsünüz. Yani milyon dolarlar değerindeki rakamları bu krize yatırdıklarını görürsünüz.

BÖLGESEL GÜÇ OLMA ÇABASI KATAR’LA İLİŞKİLERİ DERİNLEŞTİRDİ

Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn geçtiğimiz yıl Katar’la olan ilişkilerini “teröre destek verme” gerekçesiyle durdurdu...  Siz yukarda bunu Türkiye ile yakınlaşmanın gerekçelerinden birisi olarak anllattınız ama. Türkiye bu süreçte Katar’a üs açarak tersine ilişkileri ileri seviyeye taşıdı. Katar ve Türkiye’ye siyasi ve ekonomik olarak giderek yakınlaşmasını nedeni nedir? Bu yakınlaşma nereye kadar gidebilir?

Bütün hamlelere rağmen bir türlü Suudi Arabistan’ı istediği gibi kontrol edemeyen ABD, öte yandan Suudi Arabistan-İsrail iş birliğinin yükselen maliyetini de azaltmak istiyordu. Son döneminde bu gelişmeleri seçimle tutsak edildiği için pasif olarak izleyen Obama sonrasında ilk hamleyi Trump yaptı. Suudi Arabistan farklı sosyoekonomik dengeleri de gözeterek başlattığı Ilımlı İslam projesi ve radikalizmi kontrol etme merkezi projesi Trump’ın bölgeyi kontrol etme çabalarının ilk adımıydı. Suudi Arabistan ve Mısır’ın bölgedeki nüfuzunu azaltmak için ılımlı İslam, Müslüman Kardeşleri ve Hamas’ı terör örgütü olarak tanımlıyordu.

Her iki organizasyonun Iran ile de ekonomik ve diplomatik ilişkileri devam ediyordu. Suudi Arabistan ve diğerleriyle ilişkiler bozulduktan sonra, Katar’da Türk mallarının artışının yanı sıra İran malları da çok fazla ve çok ucuza satılıyor. Suudi Arabistan, biraz İsrail desteğiyle biraz da Arap devrim hareketlerinin etkisini azaltmak için 2014’de Katar’ın üzerindeki baskıları arttırmaya başladı.

2015 yılında Türkiye üs açmıştı, bölgesel güç olduğunu gösterme çabası olmakla birlikte, Katar’la ilişkileri derinleştirme etkisi de vardı. Enerji ve ekonomik ihtiyaçlarıyla uzun süredir ihmal ettiği Körfez pazarına giren Türkiye de bu fırsatı kaçırmadı. Bütün bu gelişmelere o dönemde Suudi Arabistan ciddi bir tepki göstermemesine rağmen 2017 haziranda ilişkiler kesilince, Türk üssünü kapatma maddesini de barışma metnine hızlıca ekleyiverdi. Katar bunu iç islerine müdahale olarak görüp reddetti. Bu gelişmeler üzerine Türkiye asker sayısını da arttırdı. Aynı günlerde Türk basını Suudi Arabistan’ın darbe yapma planını Türkiye’nin engellediğini yazdı. Daha sonra ortaya çıkan bilgiler gösterdi ki, Amerika’nın Prens Salman’dan böyle bir hamle yapmamasını rica ettiği anlaşıldı.

İKİ ÜLKEDEN BİRİ ABD İLE ANLAŞIRSA...

İran bu dinamiğin neresinde?

İran genel çizgisiyla Suudi Arabistan’ı tehdit eden bu gelişmeleri destekliyor. Hatta Katar’a uygulanan ambargoyu kendisine yapılan yaptırımlarla aynı çizgide olduğunu düşündüğü için sempati duyduğunu bile söyleyebiliriz. Öte yandan Katar’ın sünni İslam çizgisindeki yaklaşımına karşı ihtiyatli yaklaştığını da söylemeliyim. Türk askerinin Katar’daki simgesel varlığı büyük olmamakla birlikte gelecekte ortak savunma sistemleri satmayı ve paylaşmayı sağlayabilir.

Öte yandan ABD’nin Katar’da askeri üslerinin bulunduğunu ve dikkate değer bir pozisyonda olduğunun da altını çizmek isterim. ABD’nin Katar’da bulunan üslerini farklı bir ülkeye taşımayı planlama konusunun varlığı da değişen dengelerin bir göstergesi olsa gerek. Bu da bizi şu noktaya getirir. Türkiye ve Katar arasındaki yakınlaşma diplomatik, askeri ve ekonomik ilişkilerini devam ettirme kefesinin karşı tarafında iki ülkeden birisinin Amerika’ya ikna etme potansiyeli ile orantılı düzeyde bir korelasyon çalıştığını hatırlatmak isterim.

TEHDİTLERE DİRENME MİSYONU ÜSTLENMİŞLER GİBİ AMA

Türkiye-Katar ilişkileri bölgesel ve küresel ilişkiler ve gelişmeler için ne anlam ifade ediyor?

Türkiye ve Katar bölgede yalnız kalmış gibi görülüyor. Birlikte böyle bir bölgesel ekonomik askeri ve siyasi tehditlere karşı bir direnme misyonu üstlenmişler gibi gösteriliyor. Katar ve Türkiye’nin İran’a bölgesel aktör olarak ‘saygı göstermeleri’ bu ikilinin Iran’la da yakın oldukları şeklinde algılanıyor. Özellikle Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’in bu üçlüden tedirginlik duyduğunun altını çizmeliyiz. Aslında Katar Türkiye ve İran’dan farklı olarak, Körfez ülkeleriyle barışmak için hazır, ama kendisine sunulan maddeleri kabul etmek istemiyor.

KATAR DİREK PARA YARDIMI YAPMIYOR, PARA HARCIYOR

İktidar yanlısı gazetelerde Katar ekonomik olarak Türkiye’yi kurtaracakmış gibi bir yayıncılık yapılıyor. Bu mümkün mü?

Katar Emiri’nin Türkiye’ye ziyarete gelmesi ve Türkiye’ye destek olacağını Twitter’dan belirtmesi, Katar’ın sessiz kalmasına gelen eleştirilerden sonra oldu. Yani biraz bekledi, hemen destek vereceğini söylemedi.

2012’den beri Katar’ın yatırımları Türkiye’de artmıştı. Katar direk para yardımı yapmıyor zaten, yatırım ve satın alma yoluyla parasını Türkiye’de harcıyor. Maalesef 15 milyar dolarlık anlaşmanın ne kadar süreyle ve nasıl harcanacağı bilinmiyor. Türkiye’de hesapsızca para harcayan bir Katar imajı olsa da Katar’ın da 2014 yılından beri ekonomisinin dengesizlikler yaşadığı, birçok kişiyi işten çıkardığı ve yabancıların maaşlarını düşürdüğü biliniyor. Katar’ın yapılan yaptırımlardan etkilendiği de bir gerçek. Özellikle Suudi Arabistan ile tek kara sınırının kapanması bu durumu daha da karmaşıklaştırdı. Özetle söylemek gerekirse Türkiye’nin ekonomik problemlerinin sadece Katar’la aşılamayacağı da gün gibi ortada.

Son Düzenlenme Tarihi: 15 Eylül 2018 14:54
www.evrensel.net