Her fabrika bir kaledir ya da AVM’ler…

Fotoğraf: Esra Yaldızoğlu

Her fabrika bir kaledir ya da AVM’ler…

Hükümetin fabrikaların dumanı, yüksek duvarları, kiri pası yerine önerdiği şatafatlı AVM’ler bir bir kapanıyor.

Aydın TAN

Doların önlenemez yükselişi, yanında yöresinde yıkıntılar bırakarak devam ediyor. Kapanan işletmeler bu yıkıntıların bariz görüntüleri. İktidarın şatafatını temsil eden AVM’ler de bu sürecin dışında kalamıyor. Birkaç yıl öncesinde bakkalları kapatan bu işletmeler şimdi kendileri kapanmayla karşı karşıya. Adana’dan bakınca  şunları hemen görebiliyoruz: REAL kapandı. CarfourSA, AVM olarak kapandı ancak market olarak M1’e taşındı. ‘Adana Park’ dükkanları dolduramadı. Yarısı boş kapanmaya direniyor.

FABRİKALARIN YERİNİ AVM’LER ALDI

Adana olup biteni anlamak için iyi bir örnek olabilir. Adana’da eskiden fabrika dumanlarının yükseldiği yerlerde bu AVM’ler yükseldi… Adana’dan yolu geçmiş olanlar bilir. Çevre yolunun etrafına sıralanmış fabrikalar artık bir mezarlığa döndü.  TEKEL, ÇUKOBİRLİK, Güney Sanayi, BOSSA… Bu, işçi canlılığıyla dolu alanlar yok artık. Fabrikaların etrafında oluşmuş işçi mahalleleri de bütün yaşam coşkusunu yitirdi, kentin yeni mültecilerinin konaklama yeri oldu. Eskiden fabrikaların etrafında, oraya açılan sokaklarda, mamur bir ticari hayat vardı. Fabrikalar kapatılınca, buralara lüks oteller, AVM’ler, TOKİ evleri yapıldı.

SOKAKLARIN KANINI EMEN AVM’LER  

Fotoğraflar: Esra Yaldızoğlu

Aksantaş’ın yerine TOKİ ev yaptı ve geride üzerinde “Her fabrika bir kaledir” yazılı bir M. Kemal heykeli kaldı. (Bu kale sorunu önemli buraya tekrar döneceğiz.) Yol kenarındaki ne arasan bulunur dükkanlar, mesai bitiminde fabrikanın önündeki alanda sıralanan seyyar satıcılar, lokantalar, kahvehaneler, elbise mağazaları, bildiri dağıtan gençler, bunları engellemek için pusuya yatan sivil polisleri ile hayat fışkıran bu sokak bütün kanını bir AVM’ye akıtarak hayalete dönüştü.

FABRİKALARIN DUMANI AVM’LERİN ŞATAFATI  

Ama AVM’yi zinde tutmaya bu sokağın kanı yetmez, o ancak şehrin her noktasından gelen destekle ayakta kalabiliyor. Çevre yolunun kenarında, baraj gölüne nazır muhteşem görünümüyle Optimum adlı AVM ve arkasında hayalete dönüşmüş bir mahalle vardır… Bugünkü görünüm bu! Bu görüntü hükümet politikalarını da simgeliyordu. Hükümet bize fabrikaların dumanı, yüksek duvarları, kiri pası yerine AVM’lerin şatafatını önerdi. Bu çoğumuzun da hoşuna gitti! Ancak bize unutturulan bir şey vardı, fabrikaların olmadığı yerde AVM nasıl yaşayacak? Nitekim fabrikanın yerine kurulan Adana Park, can çekişirken yanı başında TEKEL’in yerine yeni bir AVM yükseliyor.

Bir dönem özelleştirme güzellemeleri arasında unutturulan gerçeği hatırlamakta fayda var. Fabrika yalnızca köhne bir binadan ibaret değildi! Fabrikalar işçi sınıfının birikmiş mücadelesinin hikayesinin anıtıydı. İşçiler kapıdan çıkarken yeni işe başlayan toy arkadaşına grevde nasıl yolu kapattıklarını anlatırdı. Bir kadını gösterip “Böyle sessiz olduğuna bakma polis beni alırken bir panter gibi polisin yakasına yapıştı” der.

O mekanlar sendikalarında örgütlenmiş, asgari sınıf bilincini temsil ediyordu. Orada işçinin grev silahının kabzasından tutarak oturduğu toplusözleşmelerle kazanılmış asgari insanca yaşam vardı. İşçilerin sekiz saat çalıştıktan sonra çoluk çocuğuyla gezmeye gidebileceği dinlenme zamanı ve iyi kötü cebinde parasının olduğu bir yaşam vardı. Ücretlilerin gayrimilli hasıladan aldığı payın yüksek olması vardı. Sınıf mücadelesiyle elde edilmiş öz güven bu mücadelenin korumasına alınmış iş güvencesi vardı.

Özelleştirmenin bu sınıfsal karakterini anlamayanlar, özelleştirmeyi mülkiyetin el değiştirmesi olarak gördü. Gerçekte özelleştirme egemen sınıfın lehine sınıf mücadelesinin kaybı idi.

Oysa, fabrikalar da, bütün kaleler gibi çarpışan orduların mücadele alanıdır. Kalenin kimin olacağını çarpışan orduların bilinç ve örgütlenme düzeyleri belirler.

Ama bir de ekonominin kendi nesnel yasaları var. İşçilerin bu haklarını kaybedip asgari ücretle dokuz ay çalışabilmek için hükümette torpil aradığı koşullarda o AVM’lere kim gidecek? O malları kim alacak? Artı-değer sömürü zincirinin tamamlanması için o malların satılması gerekecek. Oysa dışardan getirdiği malları, AVM’lerde satamayan dükkanlar bir bir kapanıyor. İlahi tecelli midir bilinmez bu AVM’lerin ortasına da adliyenin icra müdürlüğü açılmış.

Sonuç olarak egemen sınıfların bütün yalanlarına karşın gerçek şudur, işçiler bir sınıf olarak kaybettikçe ülke kaybeder. Ülkenin yükselişi ve imarı işçi sınıfın mücadelesinin sonuçlarından biridir.

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Eylül 2018 20:15
www.evrensel.net