Menümüzde yok yok: Yok

Menümüzde yok yok: Yok

Daha ev kirası, faturalar, okul masrafları, yol parası ve ödenmeyi bekleyen borçlar vardı. Nasıl olacadı bu işler?

Deniz TUGAY

İstanbul Üniversitesi

Otobüs gelmediği için mecburen bindiğim dolmuştan inmiş markete doğru yürürken bir yandan da öğrenci kartı kullanarak otobüse vereceğim parayla az önce dolmuşa verdiğim parayı karşılaştırıp farkıyla “bla bla” yapardım diye düşünüyorum. Üniversite öğrencisi olmak da böyle bir şey işte insan sürekli şunu yapmasam bu parayla şunu yapardım diye düşünüyor. Gerçi ülkemizin her vatandaşı “üniversite öğrencisi” koşullarında yaşamaya başlayıp her kuruşu hesap ettiği için artık kendimizi ayrı kategorize etme ihtiyacı hissetmiyoruz ya bu da ayrı mesele. Markete girmiş ucuza ne yemek yapılabilir diye bakınırken zamsız haliyle makarnayla geçmiş akşam yemeklerinin bu sene makarnaya şükrettireceği gerçeği ve menemeni bile artık zamlanan domates ve yumurta fiyatlarıyla öğrenci menümüzden çıkarmış olmanın verdiği özlemle sebze reyonunun önünden geçerken sosyal medyadaki hararetli “soğanlı menemen mi, soğansız menemen mi?” tartışması aklıma geldi. Menüden çıkarttık ama çok şükür tartışmasını yapmak bedava. Markette dolaşmaya devam ederken bu ara herkesin bildiği sebepten ötürü bazı yiyecek çeşitlerini merak ediyordum. Malum biz kemer sıkma politikamıza uygun olarak tasarruf için bir gün yoğurtlu makarna, ertesi gün salçalı makarna yapıp makarnanın her türlüsünü tatmışken aynı gemide olduğumuz bazı tanıdıklar orada burada görmeyi bırak adını ilk defa duyduğum şeyler yiyorlardı. Neydi acaba bu ejder meyvesi? Tabii pahalı bir şey olacak ki her şeyin ucuzunun satıldığı alışveriş yaptığım marketlerin kapısından bile girmemişti, böylelikle ona da göz ucuyla bakıp önünden geçip gitme üzüntüsünü yaşamamıştım.

“Ne umduk ne bulduk” diyerek marketten çıkıp bu sefer de eve doğru yürürken okullar açılınca karnımızı doyurmak için ne gibi taktikler uygulayabiliriz diye düşünmeye başladım. Bu mühim bir mevzuydu sonuçta okulun yemekhanesi de zamlanmış artık yemekhanenin kimi zaman pişmemiş kimi zaman böcekli yemekleriyle beslensek bile ay sonunu görebilmek için işimiz strateji ve taktiğe kalmıştı. Acaba düşünmeye devam etmeseydim de sadece yürüse miydim? Düşündükçe işler ciddileşmeye başlıyordu. Sanki karnımızı doyurmak bu zorluğun fragmanıydı. Daha ev kirası, faturalar, okul masrafları, yol parası ve ödenmeyi bekleyen borçlar vardı. Nasıl olacadı bu işler? Gece çalışıp sabah derste uyuklamalı mı, burs için ona buna yalvarmalı mı? Seçeneklerimiz seçeneksizliğimizden kaynaklandığından pek iç açıcı gözükmüyordu.

Çıkardım anahtarı açtım bu ayki ödenecek kirası bekleyen evimin kapısını. İşin yürüyerek düşünme kısmı bitmiş gerçeklerle yüzleşme zamanı gelmişti. Açtım çekmeceyi yerleştirdim makarnaları. Açtım buzdolabını koydum beş litrelik suyu. Onların chia tohumlu meyveli smoothileri varsa bizim de buz gibi suyumuz var zaten dolap da boş olunca suyu soğutmaktan başka işe yaramıyordu. Bizim tam takır kuru bakır buzdolabımız onlarınsa zengin saray menüleri varken aynı gemide olduğumuz hikayesine kim inanır? Olsa olsa bunun üzerine bir bardak soğuk su içilir.

 

www.evrensel.net