Raif Efendi’nin ruhu neden saklandı?

Raif Efendi’nin ruhu neden saklandı?

Sabahattin Ali’nin çok sevilen kitabı Kürk Mantolu Madonna’yı genç metal işçisi Nuri anlatıyor.

Nuri GÜNEY

Metal işçisi

Kocaeli

İnsan neden yazma ihtiyacı hisseder? Bir mektup, günlük veya başka birşeyler. Bir insan iç dünyasına neden kapanır? Etrafında ruhunu dinleyeceği kimseyi bulamayan birisi ne yapar?

Raif Efendi neden ruhunu herkesten saklayıp deftere dökmüştü? Bu kadar içine kapanıktı? Kimler onu iç dünyasına hapsetti? Bu dünyada bu kadar içine kapanık biri olabilir miydi? İç dünyasını eşine,akrabalarına veya başkalarına açamayışının sebebi neydi? Bir insan ne kadar yalnız olabilir?

“YAZMA İŞİNE MECBUR KALMIŞTI”

Bu soruların hepsi kitapta anlatılıyor. Bende hissettiğim kadarını cevaplayacağım. Mutlu insan yazmaz. Mutsuz insan yazar. Aslında Raif Efendi yazma işini sevmez ama içini dökebileceği bir insan bulamadığı için en sevmediği yazma işine mecbur kalmıştır. Hikâyemizde böylece başlıyor. Raif Efendi küçüklükten beri hakikaten çok hayal dünyasında yaşayan bir insandır. Uğradığı haksızlıklara ses çıkarmayan ve bazen de bu yüzden gizlice ağlayan birisidir. İnsanlarla olan ilişkisi sınırlıdır. Zaten dünyadan uzak oluşunu kendisi birçok kez dile getiriyor:“Daima tasavvurlarının ve iç dünyamın oyuncağıydım” diyor.

Bu insanlar Raif Efendi’ye ne yapmıştıda insanlardan bu kadar kaçıyordu? Onu çoğu kez hor görmüşlerdi,aşağılamışlardı. Gene de ses çıkarmıyordu. İnsan ilişkileri zayıftı. İnsanlar onu basit, zavallı, hatta ahmak biri olarak görüyordu. Bu insanları neden anlamaya çalışsın ki Raif Efendi? Başkalarının koyduğu kalıba göre yaşayan bir insanın hayatının tek bir anıyla değiştiğini görünce hayata sımsıkı tutunmasına şahit olacaksınız bu kitapta. Tablodaki resme 1001 anlam yükleyen Raif Efendi’nin, tablodaki kadınla olan ilişkisini anlatıyor. İnsanlardan itimadını çekip alan Raif Efendi’nin içinde birden bu kişiye karşı mükemmel bir samimiyet peydahlanıyor.

BÖYLE BİR SEVMEK

“Beni memnun edecek hayat hakkında pek fikrim yoktu.” diyor Raif Efendi. Maria Puder’i tanıdıktan sonra ise “Nasıl oluyordu da bir insan, bir insanı bu kadar çok mesut edebiliyor? İnsanın içinde müthiş kuvvetlerin olması lazım.” diyebiliyor. “Onunla herşeyi konuşabilirim” diyor. “Ben saadetimi buldum” diyor. Yanyana bulunduğu zamanın durup kalmasını, hiç bitmemesini temenni ediyordu. “Maria Puder bana bir ruhum olduğunu öğretmişti ve bende onun şimdiye kadar rastladığım insanlar arasında ilk defa olarak bir ruhu bulunduğunu tespit ediyordum.” Raif Efendi aradığı ruhu bulmuştu. Artık sahiden yaşamaya başlamıştı. Artık Maria Puder yaşamak için kendisine kayıtsız,şartsız muhtaç olduğu bir insandı. En sevdiğim alıntılardan biride şudur:

“Kafamın içinde ona söyleyecek uçsuz, bucaksız şeyler bulunduğunu hissediyordum.Senelerce söylense bitmeyecek şeyler.” Bir ilişkide bitmeyecek sözler olması ne kadar güzel bir şey. Maria Puder aşkı bütün mantıkların dışında tarifi imkânsız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey olarak tanımlıyor.

Raif Efendi’ye göre aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir. “Ne kadar çok insanı seversek asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz.” diyor.

AŞKIN EN GÜZEL TANIMI

“Aşkı dışarıdan birdenbire gelen bir şey zannetmek doğru değildir. O içimizde zaten mevcut olan hislerin bizi şaşırtacak kadar şiddetlenivermesinden ibarettir.” Aşkın en güzel tanımı bu değil midir?

“Asıl mühim olan iki insanın birbirini bulması, bu derece güç olan şu dünyada, bu nadir

saadete ermekti.” Raif Efendi bu zor dünyada tek aşkını bulmuştu. “Bir insan bir insana elbette yeterdi fakat o da olmayınca?” İşte Raif Efendi artık ömrünün sonuna kadar unutamayacağı aşkını tanımıştı. Artık bütün vaktini Maria Puder’le geçiriyordu. Ondan uzak kaldığı zamanlarda hep aklındaydı. Onsuz bir anını tasavvur edemiyordu. Maria Puder aşka ulaşmanın zor olduğunu düşünen birisiydi ama Raif Efendi’yi tanıdıktan sonra artık aşkı bulmuştu. İkiside birbirini çok iyi anlıyordu.

Bu kitapla Raif Efendi’nin iç dünyasını gördüm. Kitap hakkında oldukça çok şey yazmak istiyorum. Keşke seni tanısaydım. Bu kadar içine kapanık biri olmasaydın. Bu kitap senin iç dünyanı o kadar güzel anlatmışki keşke bu dünya da hep senin gibi güzel, iyi insanlar olsa.Raif Efendi, senden tüm insanlar adına özür diliyorum. Sana yaptıklarından dolayı. Ben seni anlıyorum Raif Efendi ve bu kitabı okumuş ve okuyacak insanlarda seni anlıyor, anlayacak.

Seni tanımak güzeldi. Herşey için teşekkür ediyorum sana. Ruhunu bir defter arasında bizlere gösterdin. Artık seni milyonlarca insan tanıyacak. Artık “beni kimse bilmiyor” diye üzülme. Senin sayende insanlar artık birbirlerini daha çok sevecek, birbirlerini anlamaya çalışacak. Bir insanın hakkında peşin hüküm vermeyecek.

Son sözümde şu olsun:

İyi ki ruhunun güzelliklerini bizlerle paylaştın. Teşekkür ederim sana Raif Efendi.

www.evrensel.net