Cuma Çiçek: Kürt meselesinin askeri yöntemlerle çözümü imkansızlaştı

Fotoğraf: Evrensel

Cuma Çiçek: Kürt meselesinin askeri yöntemlerle çözümü imkansızlaştı

Akademisyen Cuma Çiçek ile 'Süreç' kitabı üzerinden öncesi ve sonrasıyla 'çözüm süreci'ni ve Kürt sorununu konuştuk.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Kürt sorunu çözüm bekleyen başat sorunlardan biri olarak gündemdeki yerini koruyor. Bir yandan askeri operasyonlar sürerken diğer yandan iktidar HDP’ye yönelik baskıları artırıyor.

Kürt sorununa dair yaptığı çalışmalarla bilinen Akademisyen Cuma Çiçek, önemli bir çalışmaya daha imza attı. Süreç adıyla ve Kürt Çatışması ve Çözüm Arayışları alt başlığıyla yayımlanan kitap İletişim Yayınlarından çıktı.

Paris Politik Etütler Enstitüsü (SciencesPo) Uluslararası Araştırmalar Merkezinde (CERI) çalışmalarını yürüten Çiçek’le kitabı üzerinden Kürt sorununu konuştuk. Kürt meselesinin jeopolitik özelliği nedeniyle kendine özgü bir dinamiği olduğunu belirten Çiçek “Kürt meselesi tek başına Türkiye’nin bir iç meselesi değil. Kürtler dört ülkede yaşıyorlar ve bu dört ülkenin Kürt meselesi karşılıklı olarak birbirini etkiliyor” dedi. Bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişim ile sınır-ötesi Kürt medyasının etkisinin altını çizen Çiçek, “Irak Kürdistan Bölgesi ve Rojava’da yaşanan deneyimlerden sonra Kürt meselesinin askeri yöntemlerle çözümü imkansızlaştı” dedi ve ekledi: “Makul çözüm, ortak bir gelecek ufku etrafında barışçıl bir çözümün bulunması”.

Çiçek sorularımızı yanıtladı:

2013-2015 arasında Türkiye’de Kürt sorunu ile igili yürütülen “çözüm süreci”ni ele alıyorsunuz. “Çözüm süreci” döneminde karşılıklı bir can kaybının yaşanmadığına dikkat çekiyorsunuz. Kürt sorununun diyalog yoluyla çözümünün ise geçmişini 1990’lı yıllara kadar götürüyorsunuz. 2 yıl boyunca can kaybını önleyen “çözüm süreci” özetle ya da başlıklar hallinde söyleyecek olursanız, neden bitti? Ya da bitirildi?

Öncelikle kitabıma göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı teşekkür ederim. Kitabın Kürt meselesinin barışçıl yollarla çözümüne katkı sunmasını diliyorum. Şimdi hiç olmamış gibi muamele edilen Çözüm Süreci Kürt meselesinin geçmişini dikkate aldığımızda aslında çok önemli bir deneyimdi. Şiddete son vermek ve Kürt çatışmasına barışçıl yollarla bir çözüm bulmak istiyorsak bu deneyime tekrar tekrar bakmakta fayda var.

AK Parti hükümeti ile KCK, dört ana meselede uzlaşamadılar. Bu meseleler şunlardı: Bir, müzakere mekanizmaları ve aktörleri, iki, müzakere gündemi ve reformların kapsamı, üç, KCK’nin silahsızlanması ve son olarak Kürt meselesinin sınır-ötesi boyutu, özellikle de Suriye/Rojava meselesi.

Bu meselelerde bir uzlaşının sağlanamamasını ve sürecin çökmesine neden olan dinamikleri dokuz başlıkta tartışıyorum. Birincisi, Kürt meselesinin jeopolitik denkleminde radikal bir kırılma yaşandı. Irak Kürdistan Bölgesinin kuruluşu zaten önemli bir kırılma yaratmıştı. Suriye’de Rojava bölgesinin PYD’nin liderliğinde kurulması ikinci bir kırılma yarattı. Türkiye’nin sınır-içi Kürt meselesi geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde uluslararasılaştı.

İkincisi, literatürde “güvenlik ikilemi” olarak tarif edilen tarafların varlığını ve gücünü koruma kaygısı sürecin çökmesinde etkili oldu. Süreç KCK’nin geleceğine dair bir başlık içermedi. AK Parti ise bu dönemde “darbe girişimi” olarak algıladığı üç vakayla karşılaştı: Gezi protestoları, 17-25 Aralık operasyonları ve 6-8 Ekim Kobanê eylemleri.

Üçüncüsü, sürecin kurumsal mimarisi sorunluydu ve süreç muhalefetin denetimine açık değildi. Bu noktada, Türkiye’de güçlü bir barış hareketinin eksikliğinin altını çizmek gerekiyor.

Dördüncüsü, üçüncü göz konusunda AK Parti hükümeti ile KCK anlaşamadı. AK Parti bu talebi egemenliğin ihlali olarak okurken, KCK bu konuda ısrar etti ve dönem dönem ABD’nin adını telaffuz etti.

Beşincisi, politik gündemler arasındaki fark çok derindi ve bu farklar süreç içerisinde giderilemedi ve ortak bir ufuk inşa edilemedi.

Altıncısı, sürece karşı Türk milliyetçiliğini merkeze alan etkili bir muhalefet yürütüldü. Bu kapsamda oluşan mobilizasyon Türk milliyetçiliğini benimseyen AK Parti tabanını ve kadrolarını da içeren geniş toplumsal kesimleri önemli ölçüde etkiledi.

Yedincisi, AK Parti Hükümetinin sunmuş olduğu çözüm çerçevesi oldukça sınırlıydı. Milli ve yerli olarak formüle edilen süreç esas olarak farklı zaman ve mekanlarda ortaya çıkan deneyimlerin dışlandığı minimalist bir çerçeve sunuyordu.

Sekizincisi, KCK’nin önemli sınırları vardı. AK Parti kendi içinde uyumlu, koordineli ve istikrarlı bir süreç yönetimi inşa ederken, KCK oldukça parçalı, zaman zaman uyumsuz, etkili olmayan bir yapı sergiledi. Ayrıca, sürecin elitist ve dışlayıcı karakteri Kürt alanında da aşılamadı.

Son olarak, Türkiye’deki Kürt siyasetinin genel olarak bir dönüşüm sorunu yaşadığının altını çizebilirim. 1999 sonrası Kürt muhalefeti üç büyük dönüşüm yaşadı: kentleşti, legalleşti ve kurumsallaştı. Ancak HDP ve temsil ettiği siyasi gelenek başta olmak üzere Kürt siyasi hareketleri toplumsal yapıda meydana gelen bu dönüşüme uyum sağlayamadılar.

‘KIRSAL ALANDA KALAN ÇATIŞMALAR, BU DÖNEMDE KENTLERE TAŞTI’

Çalışmanızda AKP iktidarı dönemini “Bir yandan Kürt meselesinin çözümü yönünde hem kültürel hem de siyasal anlamda en önemli adımlar atılırken, öte yandan en büyük yıkımlar yaşandı” ifadesiyle özetliyorsunuz. Yine dikkat çektiğiniz bir diğer nokta ise Türkiye’de farklı siyasi hareketleri birleştiren Türk milliyetçiliğinin AKP üzerinden basınç yarattığını söylüyorsunuz. AKP/MHP ittifakı 24 Haziran seçimleriyle birlikte “Cumhur ittifakı” adıyla resmileşti. Bu birliktelikle beraber, Kürt sorununa dair nasıl gelişmeler öngörüyorsunuz?

Kürt meselesinde bu konuda bir öngörüye gerek yok. Zira, bu birliktelik 7 Haziran sonrasına dayanıyor ve geçen üç yılda Kürt meselesinin içine girdiği seyir belli. Geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde şiddetin sahaya indiği bir dönem yaşadık. 1984 yılından beri büyük oranda kırsal alanda kalan çatışmalar, bu dönemde kentlere taştı. Ayrıca Cerablus ve Afrin operasyonlarıyla birlikte çatışma sahası sınır-ötesine doğru genişledi.

Bundan sonrasına dair ne olur diye soracak olursanız, doğrusu bunu öngörmek kolay değil. Ancak elimizde bazı temel veriler var. Öncelikle Kürt çatışması gibi belli bir bölgede yoğunlaşan, etnik/ulusal ya da dini/mezhepsel kimliklere dayalı, sosyoekonomik açıdan yoksul ve ayrımcılığın yaygın olduğu, demokrasi standartlarının düşük olduğu ülkelerde bu tür vakaların askeri yollarla çözümü pek mümkün değil. Yapılan çalışmalar askeri çözümün ilk 5-7 yılda mümkün olduğunu, uzayan çatışmaların kalıcı çatışma-tıkanma ya da müzakereye dayalı çözümle sonlandığını gösteriyor.

Kürt meselesinin bir de kendine özgü bir dinamiği var: Jeopolitik. Kürt meselesi tek başına Türkiye’nin bir iç meselesi değil. Kürtler dört ülkede yaşıyorlar ve bu dört ülkenin Kürt meselesi karşılıklı olarak birbirini etkiliyor. Bu etkileşim devletler düzeyinde olduğu gibi siyasi, ekonomik, kültürel, sosyal alanlarda örgütlenmiş Kürt örgütleri ve toplumsal gruplar arasında da geçerli. Bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişim ve Kürt medyasının sınır ötesi düzeyde gelişimi de bu etkileşimi hızlandırdı. Irak Kürdistan Bölgesi ve Rojava’da yaşanan deneyimlerden sonra Kürt meselesinin askeri yöntemlerle çözümü imkansızlaştı.

Makul çözüm, ortak bir gelecek ufku etrafında barışçıl bir çözümün bulunması. Özelikle Suriye iç savaşı sonrasında, silahlı yöntemlerin nelere mal olacağını, yarattığı toplumsal yıkımı insanlar görüyorlar ve bu tür çözümlere mesafeli yaklaşıyorlar. Suriye iç savaşının Kürt sosyopolitik alanının formasyonuna etkisi büyük oranda kurumsal yapılar üzerinden tartışılıyor. Ancak asıl belirleyici etkinin sokakta olduğunu düşünüyorum.   

Görebildiğim kadarıyla Türkiye’de kapsamlı bir ademimerkezileşme projesini içeren bir demokratikleşme süreci er ya da geç gündeme gelecek. Ancak bu çözüm ne zaman gündeme gelir? AK Parti - MHP ittifakıyla bu mümkün mü? Ben kategorik olarak mümkün değil diyenlerden değilim. Güney Afrika deneyimi eski düzenin temsilcileriyle de çözüm olabileceğini gösteriyor. Ancak arkada bıraktığımız üç yıl bu konuda umut vadetmiyor.  

Suriye’de siyasi çözüm sürecinin hızlanması ve özelikle ademimerkeziyetçi bir çözümün kabul edilmesi durumunda, Türkiye’de benzer bir çözüm çerçevesi gündeme gelebilir. Bu AK Parti-MHP ittifakıyla da mümkün.

‘ULUSAL KİMLİKTEN AZADE BİR SINIF, SINIFTAN AZADE BİR ULUSAL KİMLİK YOK’

Fotoğraf: İnanç Yıldız/EVRENSEL

Devlet kurumlarınca bölgeler ve iller arasındaki sosyoekonomik gelişmişlere dair yaplan araştırmaların verileri üzerinden Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin ülkenin en yoksun ve en yoksul bölgeler olduğunu, bu durumun ise kronikleşmiş olduğunu belirtiyorsunuz. Yoksul iller arasında olan 15 ilde HDP’ye önemli bir destek olduğunu ifade ediyorsunuz. 24 Haziran seçim sonuçları üzerinden bu duruma ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Türkiye’de uzun yıllardır devam eden bir tartışma var: Kürt meselesi bir ulusal sorun mudur yoksa bir sınıf meselesi midir? Ben ikisi de olduğunu iddia ediyorum. Zira, ulusal kimlikten azade bir sınıf, sınıftan azade bir ulusal kimlik de yok. Bu iki dinamiği ilişkisel bir çerçevede ele almak gerekiyor.

Kürt meselesi, ulusal sorun ile sınıf meselesinin karşılıklı birbirini nasıl şekillendirdiği konusunda iyi bir örnek. Bakın, Türkiye’de bölgeler arası gelişmişlik farkı hikayesi 1932 Birinci Beş Yıllık Sanayi Planına kadar gider.Bu hikayenin en çarpıcı yönü şu: Kürt meselesi bağlamında Türkiye’nin kültürel haritasıyla sosyoekonomik ve siyasi haritaları arasında doğrudan bir çakışma var. 2012 teşvik sistemine göre en yoksul ve en fazla teşvike ihtiyaç duyan altıncı bölge HDP’nin en fazla oy aldığı 15 ili kapsıyor. HDP’nin güçlü olduğu diğer iller ise beşinci bölgede bulunuyor.

24 Haziran sonuçlarına baktığımızda, Türkiye’nin sosyoekonomik, kültürel ve siyasi haritaları arasındaki çakışmanın sürdüğü görülüyor. Bu konuda radikal bir değişim yok. Aksine sosyoekonomik ve kültürel farklılaşmalara dayalı siyasi haritaların sınırları her geçen gün daha bir belirginleşiyor.

‘ZENGİN REFERANSLARDAN YETERİNCE FAYDALANMAYORUZ’

Cuma Çiçek'in 'Süreç' kitabı İletişim Yayınları'ndan çıktı

Kitabınızda Kürt sorunu ve çözüm arayışları konusunda, Türkiye’de, Avrupa ve Güney Amerika örneklerinin gündeme getirildiği, Asya bölgesinde yaşanan benzer örneklerin yetirince ele alınmadığı eleştirisini getiriyorsunuz. Filiplinler Bangsamoro ve Endonezya/Açe deneyimlerini ele alıyorsunuz. Eleştirinizi biraz açar mısınız?

Türkiye’de toplumsal sorunlar karşısında hakim bir “bize özgücü” yaklaşım var. Bu yaklaşım esasında toplumsal itirazlar karşısında sürekli Türkiye’nin özgün koşullarını hatırlatıp, dönüşüm taleplerini bastırıyor. Kürt meselesinde de çok benzer bir eğilim var. Kürt meselesi gibi devlet-içi/ülke-içi çatışma vakaları neredeyse beş kıtada yaşandı, yaşanıyor. 1816-2007 yılları arasında dünyanın beş kıtasında 121 ülkede 422 devlet-içi çatışma yaşandı. Bunlardan 250’si merkezi hükümetin değişimi üzerine iken, 172’si ise belirli bir bölge üzerine süren teritoryal çatışmalar.

Bu verileri şu nedenle paylaşıyorum. Kürt meselesinin elbette ki bize özgü boyutları var. Örneğin dört ülkeyi kesen bir sorun olması en önemli özgünlüğü. Bununla beraber, Kürt meselesinin geçmişini, bugününü ve yarını anlamak için bakabileceğimiz çok fazla örnek var. Bu konuda akademide disiplinler arası bir alan oluşmuş durumda ve neredeyse 50 yıllık önemli bir bilgi birikimi mevcut.

Türkiye’de Kürt meselesinin çözümü konusunda çok sınırlı bir tartışmanın olduğu ve bu zengin referanslardan yeterince faydalanmadığımızı düşünüyorum. 1990’lı yıllardan bu yana Bask, Katalan, İrlanda örnekleri üzerinden Avrupa deneyimi belli ölçülerde gündeme geldi. Kolombiya deneyimi üzerinden sınırlı da olsa Latin Amerika’daki örnekler de gündemimize girdi. Bu konuda kıymetli çalışmalar yapıldı, yapılıyor. Öte yandan kimlik temelli devlet-içi teritoryal çatışma vakalarının en fazla göründüğü Asya ülkelerinin deneyiminden bu güne kadar fazla yararlanamadık. Güney Afrika deneyimi dışında Afrika kıtasını hiç bilmiyoruz.

Süreç kitabında Asya’dan Endonezya/Açe ve Filipinler/Bangsamoro vakalarına baktım. Her iki ülke deneyimi de Türkiye için önemli referanslar sunuyor. Umarım bu deneyimler Türkiye’de Kürt çatışmasını sonlandırmaya ve toplumsal barış inşasına katkı sunar.

Son Düzenlenme Tarihi: 07 Eylül 2018 11:09
www.evrensel.net