Olduğun fabrikayı değiştir

Olduğun fabrikayı değiştir

SUNUAntep’te Şireci, Gürteks, Güriplik, Canan ve Motif fabrikalarında çalışan 5 bin tekstil işçisini kapsayan ve 10 gün süren grevin tartışması sürüyor. Dışarıdan bakıldığında bu 10 günlük süre çok kısa gözükse de işçiler böyle düşünmüyor. İşçiler ge&ccedi

Muzaffer Özkurt / Cumhur Daş

Antep’te Şireci, Gürteks, Güriplik, Canan ve Motif fabrikalarında çalışan 5 bin tekstil işçisini kapsayan ve 10 gün süren grevin tartışması sürüyor. Dışarıdan bakıldığında bu 10 günlük süre çok kısa gözükse de işçiler böyle düşünmüyor. İşçiler geçen süreyi “Sanki 10 yıl 20 yıl ilerlemişiz gibi hissediyoruz” diye değerlendiriyor.  Bunda haksız da değiller. Yıllarca patronların baskılarına, haksızlıklarına sabır etmeye zorlanan işçiler, geçmiş deneyimlerini de hatırlayarak, bu baskılara karşı durmak ve hak elde etmek için sabırlı bir çalışma yapmayı öğreniyor. Grevleri kimi olumsuzluklara karşın, genel anlamda büyük bir kazanımla sonuçlandığını söyleyen işçiler geleceğe daha umutlu bakıyor. Biz de bu dosya kapsamında işçilerle, özellikle de greve öncülük yapan işçilerle onları greve iten nedenleri, Antep’te geçmiş yıllarda yaşanan mücadelelerin etkisini, grevde elde ettikleri deneyimleri ve bu deneyimler ışığında gelecekte neler yapmayı planladıklarını konuştuk.


ANTEP BAŞPINAR ORGANİZE SANAYİDEKİ TEKSTİL İŞÇİLERİ 10 GÜNLÜK GREVLE HAKLARINI İYİLEŞTİRDİ

“Fukaraya sormuşlar cehenneme gider misin? Yevmiye kaç lira demiş.” Greve katılan işçilerden biri Antep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde 60 bini tekstil iş kolunda çalışan 100 bin işçinin durumunu böyle tarif ediyor. Bunda haksız da değil. Sanayi bölgesinde çalışan işçilerin temel sorunu geçim derdi. Çoğu işçi kira veriyor. Buna karşılık alınan asgari ücret ise işçi ailelerinin hiçbir ihtiyacını karşılamaya yetmiyor. Bu ücret işçileri ancak açlıkla tokluk arasında bir çizgide tutuyor.

SOLUK ALMADAN ÇALIŞMAK GEREKİYOR

İşçilerin biraz olsun fazla ücret alabilmeleri için soluksuz çalışmaları gerekiyor. Bunun adı bazı tekstil fabrikaları için “devamsızlık primi”. Bu primi alabilmek için pazar günü ve bayramlar da dahil çalışmak, eşin doğum yaptığında ya da bir yakının öldüğünde izin yapmamak, rapor almamak... Yani 1 saat bile izin kullanmamak gerekiyor. Bunu yapanlara devamsızlık primi adı altında 80 lira veriliyor. Devamsızlık priminin olmadığı işyerlerinde de durum aynı. Bazı işyerlerinde Pazar günleri normal iş günü sayılıyor. Naksan ve Sanko gibi Başpınar OSB’nin en büyük fabrikalarında işçiler pazar günleri fazla mesai farkı ödenmeden çalıştırılıyor. Bu işyerlerinde izin hafta içi bir gün kullandırılıyor. İşçilerin bu izin yerine de iki gün 12 saat ya da 16 saat çalışması gerekiyor. Pazar gününün tatil olarak göründüğü diğer işyerlerinde ise yıllardır bu hak fiilen ortadan kalkmış durumda. Başpınar’da pazar mesaisinin zorunlu olmadığı bir tek işyeri yok. Üstelik bu işyerlerinin çoğunda pazar günü çalışma süresi 12 saat. Pazar günü işe gelinmediğinde para cezası uygulandığı gibi, bu durum işten atma sebebi bile sayılıyor. Bu nedenle sanayi bölgesinde yıllık izin bir yana haftalık izin yüzü görmeyen işçilerin sayısı hayli fazla. Ancak pazarları da dahil hiç tatil yapmadan çalışılsa bile ücretler ancak 900 lira seviyesine yükseliyor. Ücretlerin düşüklüğü özellikle son yıllarda daha fazla sorun yaratmaya başlamış. Bunun nedenleri arasında işçilerin köyle bağının çözülmesi başta geliyor. Eskiden işçilerin köyle bağı daha güçlüymüş. Köyden kışlık yiyecek, yoğurt, yağ, peynir gelirmiş. Ama son zamanlarda bu da azalmaya başlamış. Köyden kente göçler nedeniyle bu desteğin azaldığını anlatan işçiler, kente gelen akrabalarının da fabrikalarda çalışmaya başladığını söylüyor.

YARDIM ALAMIYORLAR

İşçileri sıkıntıya sokan bir başka durum ise belediye ve devlet tarafından dağıtılan yardımlardan faydalanamamak. İşçilerin sigortası olması nedeniyle bu yardım dışında görülüyorlar ve yaptıkları başvurular reddediliyor. Yardım verilmemesine tepki gösteren bir işçi şunları anlatıyor: “Benim suçum ne? Sigorta yapmasınlar o zaman. Yeşil kart versinler. Zaten emeklilik yaşını da yükselttiler, emekli de olamayacağız. En azından yardım gelir, hiç değilse biraz rahatlarız.” Ama yardıma başvuru yapmak zorunda bırakılmalarına tepki gösteren işçi sayısı daha fazla. Bu işçilerden biri tepkisini şöyle dile getiriyor: “Niye ben dilenci gibi yardım isteyeyim ki? Ben çalışıyorum. Hem de günde 12 saat çalışıyorum. Benim geçinmem gerekiyor. Çorba evleri açmışlar. Niye oraya gideyim? İşe giderken simit, çay alıp kahvaltımı ben kendim yapmalıyım. Çocuklarımın isteklerini karşılamalıyım.”


İKİNCİ SINIF SEBZE, BAYAT EKMEK

“Peki bu parayla nasıl geçiniyorsunuz?” diye soruyoruz işçilere. Yanıtları bir birine yakın “Çocuklarımız bir şey isterse unutturmaya çalışıyoruz. Biraz daha ısrar ederlerse silleliyoruz (tokatlıyoruz).” Çocukların dayakla sonuçlanan istekleri ise kimi zaman 25 kuruşluk bir cips, kimi zaman da okul için defter kalem oluyor. Akşam yemeğinde evde iki çeşit yemeği gören yok. Ya bulgur pilavı pişiyor evde ya da karışık sebze. Sebzeler de öyle pazardan ya da bilindik marketlerden alınmıyor. İkinci, üçüncü sınıf mal satan yerler işçi eşlerinin alışveriş merkezleri. Bir işçi devam ediyor: “Bir evde iki çeşit yemek pişmesi için öyle çok önemli bir misafir gelmeli. Öyle bir misafir gelmeli ki yemeğin yanında bir de pilav olsun.” Aynı şey ekmek için de geçerli. Son zamanlarda çoğu işçi evine taze ekmek girmiyor. Bayat ekmek ucuz olduğu için tercih edilmeye başlanmış. İmkanı olanlar ise daha ucuza geldiği için ekmeklerini kendi yapıyor.   Bir yere gitmek, gezmek, tatil yapmak, sinemaya gitmek… Bunların adı bile anılmıyor Başpınar işçileri arasında.


TÜM BAŞPINAR KAZANDI!

4 Ağustos Cumartesi gecesi ilk direnişe başlayan Şireci işçileri oldu. 3 gün boyunca tek işyerinde devam eden bu direnişin 3. günü, işçiler küçük de olsa bazı kazanımlar elde edince ve çözülme başlayınca eylemi bitirerek içeri girdiler. Şireci işçilerinin işbaşı yaparak eylemi bitirdiği gün Gürteks, Güriplik işçileri iş bırakarak eyleme geçti. Aynı günün gecesi Canan Tekstil işçileri de eyleme geçti. Bir gün sonra Motif İplik işçileri greve katıldı.  Her işyerinde daha eylemin ilk saatlerinde işçiler temsilcilerini belirleyerek işyeri komitelerini oluşturdular. 5 fabrikanın işyeri komiteleri bir araya gelerek ortak bir toplantı yaptılar. Bu toplantıda her işyerindeki talepler ortaklaştırıldı ve bu talepler kabul edilene kadar 5 işyerinin de birlikte mücadele etme kararı alındı. Bu toplantıdan bir gün sonra Şireci işçileri yeniden greve çıktı. Aynı gün Zeki Mensucat’ta da eylem başladı. Ancak eylem iki gün sonra kısmi kazanımla sona erdi.  Pek çok işyerinde bir iki saatlik eylemler yapıldı. 11 Ağustosta OSB’nin en büyük patronları Cahit Nakıboğlu ve Abdülkadir Konukoğlu işçilere patronların zam önerisini sunmak zorunda kaldı. İşçiler bu teklifi kabul etmeyerek greve devam etti. Grevin 10. gününde Şireci ve Gürteks’te patronların ve polisin baskısı nedeniyle yaşanan çözülme eylemi sona erdirdi. Bu grev 96’daki Ünaldı grevinden sonra bütün fabrikaları etkileyen en önemli işçi mücadelesi olarak tarihe geçti. İşçilerin tüm talepleri karşılanmasa da önemli kazanımlar elde edildi. Ücretler direnişin ardından 780 liradan 875 liraya, bayramlarda verilecek ikramiyeler de aylıklara bölündüğünde 925 TL’ye çıkmış oldu. Organizedeki çok sayıda fabrikada patronlar işçilerin greve çıkmasından korktukları için ücretlere zam yaptı, ikramiye vermek zorunda kaldı.


ÜZERİNE BİR DE HAKARET GELİNCE

Patronlar zenginleşirken giderek yoksullaşmak, 1 saat bile izin yapmadan çalışmaya zorlanmak, bir baba olarak çocuğunun en ufak isteğini bile karşılayamamak hatta çocuğuna kötü davranmak zorunda bırakılmak… Çözüm arayışlarından bir sonuç alamamak. Köyden destek gibi yardımlardan mahrum kalmak... Tek tek işçileri sıkıntıya sokan bu sorunlar birikim yaratırken bunun üzerine bir de hakaret işitmek, sorununu anlatmak isteyen işçilerin üzerine araba sürülmesi...  Şireci tekstil işçilerini isyan ettiren de bu oldu. Tüm işçilerin dilinde Ahmet Şireci’nin kendilerine ettiği “ana avrat” küfür var. 4 Ağustos gecesi ücretlerine 12 lira zam yapıldığını görünce fabrikanın bahçesinde toplanan işçiler bir de patrondan küfür işitince, önceden bir çalışma yapılmamasına karşın birlikte bir anda bütün fabrikanın direnişe geçtiğini anlatıyorlar. Bir Şireci işçisi sonrasını şöyle anlattı: “Sonra Gürteks, Güriplik, Canan, Motif de katılınca 5 bin işçinin grevi başladı. Herkes dışarıdaydı. Herkes öfkeliydi.”


PATRONLAR SÜREKLİ BÜYÜYOR

Bunca sorunla karşılaşan işçiler bir yandan da patronlarının açıklamalarını takip ediyor. Gaziantepli tekstil patronları sürekli karlarının arttığını, yeni teşvikler aldıklarını açıklıyorlar. Öyle ki artık Gaziantepli patronlar Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde fabrika kuracak yer olmadığı için devletten yeni yerlerin kendilerine tahsis edilmesini istiyor. İşçiler bir yandan da bu kadar büyüyen patronların 10 yıl önceki hallerini hatırlıyor. Küçük bir atölyesi olan patronların, bugün 4., 5. fabrikasını kurduğuna şahit oluyorlar. Bu ilerleme işçiler arasında 10 yıl önceki haklarını da yeniden hatırlamalarına neden olmuş. 10 yıl önce işçi ücretlerinin görece yüksek olduğunu, asgari ücret üzerinden 4 ikramiye aldıklarını anlatan işçiler “Patronlar büyüyor, biz küçülüyor. Onlar zenginleştikçe cimrileşiyorlar. İkramiye ve daha iyi bir ücret bizim hakkımızdır. Bizim hakkımızı vermeleri gerekir” diyorlar.


AH BİR DÜKKAN AÇSAM!

İş değiştirmenin çare olmadığını gören işçiler arasında ise “Tazminatımı alsam ya da bir yerden toplu para bulsam da dükkan açsam” hayali yaygın. Bakkal, tuhafiye, dürümcü… Olmadı seyyar satıcılık… Pek çok işçi bu konu açıldığında söze “Seyyar satıcılık yapsam daha fazla para kazanırım” diye başlıyor. Bu durumu daha eskiden patronlar da kışkırtıyormuş. Patronlar fabrikadaki ücretten ve çalışma koşullarından yakınan işçilere “Dayanamıyorsan gidip bakkal dükkanı açacaksın” diyormuş.

Bu konuda bir işçiyle konuşuyoruz:

-Dükkan açmak isteyen işçi sayısı fazla mı?

-Var tabi. Ben de düşünüyorum. Seyyar satıcılık yapsam burada aldığımdan fazla alırım. Sigortam da olmaz yardım alırım. Önce tazminatımı almam lazım.

-Çevrende böyle dükkan açan, seyyar satıcılık yapan var mı?

-Var.

-Tutunabildiler mi peki?

-Çoğu battı. Tutunanlar da var ama.

-Başpınar’da ne kadar işçi var?

-100 bin.

-Peki 100 bin işçi işten ayrılsa dükkan açsa seyyar satıcılık yapsa…

-Olmaz o zaman.

Ancak bu hayal de işçilerin çoğu için hüsranla sona eriyor. Dükkan açıp da yürütebilen işçi sayısı ise bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az.

Bu deneyimi yaşamış bir işçiyle konuşuyoruz: “Ücretler düşüktü. O sıra tazminatımı aldım. Epeyi de paraydı o zaman. Dükkanı açtık çalışmaya başladık. Ama veresiyeydi, filandı derken beceremedik. 7 ay sürdü. Tüm birikimim uçtu gitti. Sonunda yeniden fabrikaya döndüm. Benim gibi pek çok arkadaşım var. Onlar da dükkan açtı. Biri dışında hepsi fabrikaya dönmek zorunda kaldı.”

İşçiler özellikle 2000’li yıllara kadar yaygın olan bu fikrin giderek işçiler arasında itibar yitirdiğini anlatıyorlar.


ÖNCE ATM’YE SONRA KOMİSYONCUYA

Mahalle bakkallarının azalması nedeniyle “veresiye devri” de neredeyse sona ermiş. Herkes kredi kartına yükleniyor. Bu nedenle işçiler sürekli haciz tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Her fabrikada aldığı aylık ücretin 6-7 katı kredi kartı borcu biriken işçiler var. Öyle ki, 1500-2000 lira borcu olanlar kendilerini şanslı sayıyor. Borcu olan işçilerin, ücretlerini almak için gittikleri banka ATM’lerinden sonra ikinci uğradıkları yer komisyonculuk yapan kuyumcu dükkanları oluyor. Yüzde 3 komisyon karşılığı aldıkları parayla kredi kartı borçlarını ödüyorlar. İşçiler arasında bu yöntemin ismi “aktar-dönder.” 8 bin lira kredi kartı borcu olduğunu söyleyen bir işçi, her ay 240 lira civarında bir komisyon ödeyerek borcunun daha fazla faizlenmemesi için “aktar-dönder” yaptığını söylüyor. Ama bu tutar aldığı ücretin üçte birine denk geldiği ve kalan ücretle diğer ihtiyaçlarını karşılaması imkansız olduğu için bu komisyonu her ay ödeyemiyor ve diğer pek çok işçi gibi o da borcunun yükselmesine engel olamıyor.

BİREYSEL ÇÖZÜME YÖNELİYORLAR

İşçiler, sorunlarının giderek arttığı son 10 yıldır, hep bireysel çözümler aramışlar. Tek tük sendikalaşma mücadeleleri ve direnişler yaşansa da bunların hiçbiri Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nin genelini etkileyip değiştirecek düzeye gelmemiş. İşçilerin çözüm arayışlarının başında ise iş değiştirme geliyor. Bu konuda net bir bilgi olmasa da SGK verilerine dayanılarak yapılan hesaplamaya göre yıl içinde iş değiştiren işçi sayısının 20 bin civarında olduğu sanılıyor. Ancak iş değiştirmeler de bir süre sonra gülünecek durum haline gelmeye başlamış. Aynı mahallede oturan ve arkadaş olan iki işçiyle konuşuyoruz. Çalıştıkları fabrikalardan memnun olmadıkları için iş değiştiren işçiler geldikleri durumu şöyle anlatıyorlar: “Sonunda bir baktık ki daha iyi olacak diye iş değiştirirken ben arkadaşımın, arkadaşım da benim çalıştığım fabrikada iş başı yapmış.” Bireysel çözüm açısından tüm yolları kapanan işçiler için tek açık kapı fabrikalar. Patronlar ise bu durumu garanti altına almak istiyor. Fabrikalara daha fazla işçi gelsin diye devletin yardım ve yeşil kartları kaldırmasını isteyen patronlar var.

KOŞULLAR DEĞİŞMELİ

Fabrika dışında bir yaşamı olmayacağının bilincine varan işçiler arasında ise giderek “İş değiştirmek de çözüm değil. Bulunduğun yeri değiştirmen gerekir” fikri yaygınlaşıyor. Bir işçiyle konuşuyoruz: “Bizim fabrikada da böyle işçi arkadaşlar vardı. İş değiştirelim, işte şuraya gidelim, buraya gidelim bir de orayı deneyelim. Sonra oturup konuştuk. Sanayide sorunlar aynı. Ücretler aynı, çalışma koşulları aynı. Başka fabrikaya gitsen ne olacak. Sonunda olduğumuz fabrikanın koşullarını değiştirmek gerektiğini konuşmaya başladık.”


Yarın: Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var

www.evrensel.net