Son  anneyi de  yitirmeden...

Fotoğraf: Eylem Nazlıer/EVRENSEL

Son anneyi de yitirmeden...

Cumartesi Anneleri 700. kez bir araya geldi. Cumartesi oturmaları nasıl başladı, süreç nasıl ilerledi? Kamil tekin Sürek yazdı.

Kamil Tekin SÜREK

12 Eylül’ün üstünden on beş sene geçmişti. Faşist Darbe’nin ilk birkaç yılında görülen gözaltında kayıplar ve yargısız infazlar yeniden görülmeye başladı. İHD İstanbul Şubesi, işkence, cezaevi, çalışma yaşamı gibi komisyonlarına bir yenisini eklemişti; Kayıplar Komisyonu.

27 Ekim 1991. Kocamustafapaşa’da yeni taşındıkları evden çıkan Hüseyin Toraman polis tarafından gözaltına alındı. Yakınları evlerinin balkonundan Hüseyin’ nin Beyaz Toros’a bindirilişini gördüler. Arkasından polislere bırakılması için haykırdılar. 

Hüseyin’ nin yakınları hemen Terörle Mücadele Şubesi’ne gittiler. Polisler “merak etmeyin yakında bırakılır” diye savdılar gidenleri.

Hüseyin Toraman, Gebze’de polis tarafından bir eve yapılan baskında çıkan çatışmada polisin ölmesinden sorumlu tutuluyordu polisçe. O evde Hüseyin de vardı diyorlardı ve Hüseyin’i arıyorlardı. Hüseyin ise o gün o saatte başka bir yerde olduğuna tanıklar gösteriyordu bir taraftan işkence ve ölümden kaçarken.

Daha sonra polis, Toraman’ın gözaltına alındığını inkar etti. Toraman’dan bir daha haber alınamadı.

Özellikle OHAL Bölgesi’nde yargısız infazlar ve kayıplar sıradan, günlük olaylar haline geldi. 21.02.1993 günü, İHD Elazığ Şube Başkanı avukat Metin Can ve üyesi doktor Hasan Kaya evlerinden polis tarafından alındıktan sonra cesetleri bir köprünün altına bırakıldı.

12 Eylül 1994 tarihinde, Ankara Dikmen Semti’nde bir durak da, Kenan Bilgin, polisler tarafından gözaltına alındı. Aynı operasyonda 13 kişi gözaltına alınmış, yönetici olduğunu tahmin ya da istihbar ettikleri ikisinin Terörle Mücadele Şubesi’ne giriş kaydı yapılmamıştı.

Savaş Buldan, 2 Haziran 1994 günü İstanbul-Yeşilyurt’ta bir otelden çıktıktan sonra, üzerlerinde polis yeleği ve ellerinde silah olan birilerince iki arkadaşı ile birlikte gözaltına alındı ve 4 Haziran günü cesetleri Bolu civarında bulundu.

Kenan Bilgin ve arkadaşlarına günlerce işkence yaptılar. Kenan günlerce ismini söylemedi ama polislerin kendini öldüreceklerini anladığında tutulduğu hücreden ve diğer hücrelerde tutulanlara isminin Kenan Bilgin olduğunu, polislerin kendisini öldürebileceklerini, dışarı çıktıklarında ya da avukatları ile görüşebildiklerinde durumunu kamuoyuna iletmelerini söyledi. Bir iki gün sonra Kenan’ı götürdüler. Kenan’ı daha sonra gören olmadı.

15 Şubat 1995 günü Rıdvan Karakoç gözaltına alındı ve uzun aramalar sonunda cesedi Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu.

Hasan Ocak, 21 Mart 1995 günü, Aksaray’da gözaltına alındı. Polis Hasan’ı 12 Mart Gazi Mahallesi’ndeki olaylara karıştığı, polise mukavemet ettiği ve örgüt üyesi olduğu iddiası ile arıyordu. Ailesi hemen Hasan’ nın gözaltına alındığını kamuoyuna duyurdu ve polis ve adliyenin kapısından ayrılmadı. Ailesi Hasan’ı 15 Mayıs günü Adli Tıp kayıtlarındaki fotoğrafından teşhis etti ve cesedini Kimsesizler Mezarlığı’nda buldu. Hasan’ın cesedini, gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz civarında bir köyün sakinleri bulmuş ve jandarmaya haber vermiş, beş gündür ailesi Hasan’ nın kayıp olduğunu gündemde tutmasına ve medyada Hasan’ın fotoğrafları olmasına rağmen yargı Hasan’a faili meçhul ve kimsesiz muamelesi yapıp gömmüştü.

İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu ve bir bütün olarak İHD faili meçhul cinayet ve gözaltında kayıp vak’aları ile yakından ilgileniyordu.

Kayıpların yakınları ile yakın ilişki kuruluyor, olay basına aktarılıyor, hukuki başvurular yapılıyor, gelen ihbarlar değerlendirilip izi sürülüyordu. Fakat, bütün bu çabalar yeterli olmuyordu. Yargısız infazlar çoğalmıştı. İHD üyeleri ve Komisyon sürekli “başka ne yapabiliriz?” sorusuna cevap arıyordu. Arjantin’te Cunta sonrası çocukları kaybedilen Plaza de Mayo Anneleri’nin eylemleri örnek gösteriliyordu. Arjantinli anneler Arjantin’in Başkenti Buenos Aires’in ünlü Meydanı Plaza de Mayo’da 1977 yılından beri her Perşembe başlarına taktıkları beyaz eşarplarla toplanıyor ve çocuklarının akıbetlerini soruyordu. Benzer bir eylem yapılabilirdi. Benzer eylemler bir iki kez denendi. Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda ve bir iki farklı yerde. Daha sonra Galatasaray Meydanı’nda her cumartesi günü saat 12.00 ile 12.30 arasında kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıyarak sessiz oturma eylemi yapılması kararı alındı. İlk kez 27 Mayıs 1995 günü oturuldu. Siyasi grupların bir eylemi olarak anlaşılmasın diye pankart, flama, bayrak taşınmasın dendi. İlk günler, sadece kayıp yakınları ve İHD üyeleri katıldı oturma eylemine, daha sonra kalabalık arttı. Basın ilgi göstermeye başladı. 

Daha sonra da gözaltında kayıplar devam etti. Fehmi Tosun, 19 ekim 1995 günü, İstanbul-Avcılar’da evinden çıktığında ellerinde telsiz ve silah olan kişiler tarafından alındı ve 34 UD 597 plakalı bir araca bindirildi. Fehmi’den bir daha haber alınamadı.

Bir sene sonra Mehmet Ağar’ın da bakan olduğu Çiller Hükümeti zamanında Haziran ayında İstanbul’da yapılacak Habitat toplantısı bahane edilerek Cumartesi Annelerinin oturma eylemi yasaklandı. Haftalarca Cumartesi günü Galatasaray Meydanı polis tarafından işgal edildi.

Binlerce polis; gaz bombaları, tazyikli suları ile Galatasaray’ a gelen Cumartesi İnsanlarını dağıtmaya çalıştılar. Dövdüler, yerlerde sürüklediler, gaza boğdular, gözaltına aldılar, davalar açtılar. Fakat, onları yıldıramadılar. Halk da Cumartesi Annelerine yapılan zulme isyan etmeye başladı. Sezen Aksu, onlar için bir şarkı yaptı. Herkes, yeter artık sessizce oturan bu insanlardan ne istiyorsunuz, onlara saldıracağınıza çocuklarını bulun demeye başladı. Hükümet geri adım attı. Ağar, annelere çocuklarını bulacağı sözünü verdi. Her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’na kayıp otobüsünü getirmeye başladılar. Otobüsün kaportasına yüzlerce kayıp kişinin fotoğrafı yapıştırılmıştı. Fakat, içlerinde İHD’nin aradığı kayıplardan hiç birinin fotoğrafı yoktu. Bu otobüsü il, il gezdirdiler. Kayıpların yakınlarına bize dilekçe ile başvurun dediler. Oysa, kayıp yakınları daha önce idare ve yargı organlarına onlarca dilekçe vermişti. Devam eden davalar vardı. AİHM’ye başvurular yapılmıştı. 

28 Şubat günleri geldiğinde, Cumartesi Annelerine saldırılar yine başlamıştı. İHD Genel Merkezi basılmış, Genel Başkan Akın Birdal vurulmuş, ölümden mucize eseri kurtulmuştu. İHD İstanbul Şubesi’ne iki kontrgerilla tetikçisi girmiş, içerideki İHD üyeleri cesaretleri sayesinde saldırıyı savuşturmuşlardı.

İHD Yönetimi ve Komisyon’un kararı ile 1999 yılında, 200. Oturma’dan sonra eyleme son verilmişti.

On sene sonra, 31.01.2009 dan itibaren Cumartesi Annelerinin (İnsanlarının) oturma eylemi yeniden başladı. AKP Hükümeti ve Başbakan Erdoğan Cumartesi Annelerine, kayıpların faillerini bulup yargının önüne çıkaracaklarına söz verdi. Berfo Ana’ya “oğlunun mezarına bulacağız” dedi. Fakat, sözlerini öncekiler gibi tutmadılar. 

Cumartesi Anneleri dün 700. kez oturdu. Talepleri hâlâ ilk günkü talepler. Çocuklarının mezarları gösterilsin, katiller bulup yargılansın. İstekleri karşılanması zor şeyler değil. Zaten, yasalara göre idare ve yargı organlarının re’sen yapmaları gereken görevler. Fakat, devlet görevini yapmıyor. Binlerce delil olduğu halde, AİHM’de her başvuruda mahkum olduğu halde, kayıpların ve yargısız infazların faillerini ortaya çıkarmamakta direniyor. Devlet cinayet işlemez diyor. Ama, işlediğinin çok sayıda örneğini gördük. 23 sene önce ilk oturanları birer birer kaybediyoruz. Son anayı da kaybetmeden kayıpları bulun, katilleri yargılayın.

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Ağustos 2018 11:34
www.evrensel.net