Türkiye Trump’tan kurtuluyor mu?

Fotoğraf: Gage Skidmore/Flickr(CC BY-SA 2.0)

Türkiye Trump’tan kurtuluyor mu?

Mustafa Yalçıner, ABD basınını yıkan Trump'ın azledilmesi gündemini yazdı.

Mustafa YALÇINER

Türkiye’de, birkaçı dışında ulusal ölçekli başkası kalmadığından, tabii ki “yandaş” basında, Trump dendiğinde, akla Türkiye ile ilişkileri ve Papaz Brunson sorunu geliyor. Birkaç gündür Amerikan basınını yıkan Trump ve azil sorunu da, tamamen bu perspektiften ele alınıyor.

Adam hâlâ dünyanın bir nolu gücü olan “Amerikan İmparatorluğu”nun başkanı ve Türkiye ne kelime, Kanada’dan Avrupa’ya, Rusya’dan Çin’e ticaret savaşı açmış ceza kesip ambargo koyuyor. Tüm dünyaya “posta” koymalarda... Ve avukatının çözülerek itirafçı olması ve seçim kampanyası sorumlusunun mahkemede 8 konuda suçlu bulunmasıyla Trump’ın azil sorunu tartışma konusu olduğunda, fazlasıyla Türkçü ama yarım akıllı “yandaş” kalemler çiziktiriyorlar: “Şimdi zora düşen Trump rahatlamak için rahip Brunson’u daha da kararlı ister”miş... Bir-ikisi dışındakilerin tahminlerine bakılırsa Trump “gitti gider”miş. Aralarında “ben diyeyim iki, siz deyin üç ay” diyeni var... Ama tümü hikiltili bir bekleyişte, durun bakalım diyorlar, çünkü “Pence isimli yardımcısı en az Trump kadar Türkiye düşmanı”ymış... Brunson meselesini açıp gündeme sokan da oymuş.

Oysa kör milliyetçiliğin görmek istemediği Türkiye dışında da koca bir dünya var! Ve en başta içişleri ve kendi kamuoyuyla Amerika’nın kendisi var.

Çin’le restleşmede Trump, on milyarlarca dolarlık kapsamıyla karşılıklı ithalat vergilerini yükseltiyorlar. K. Kore Başkanı Kim’le görüşüyor, sonra yine sertleşip ambargo koyuyor. En son yine bir özel temsilci atadı.

Ve Putin’le Rusya örneğin. En son Trump’la Helsinki’de baş başa görüştüğünde Putin, “Başkan Trump’la birbirimizi anladığımızı düşünüyorum” demiş ve Trump’a yönelik başlıca suçlamalardan olan “ABD seçimlerinde Rusya ile işbirliği” konusuna “açıklık” getirmişti: “Rusya asla ABD seçimlerine müdahale etmemiştir”! Şıracının şahidi bozacı olur!

Trump’ın açıklamaları daha “içten”, derin ve ileri boyuttaydı: “ABD’nin aptalca davrandığını düşünüyorum. Rusya ile diyalogumuzu çok daha önce sağlamalıydık. Yapıcı ve akıcı bir görüşme gerçekleştirdik. Soğuk savaşın gerginliğinde bile bu günden farklı bir dünya vardı. İlişkilerimiz şu andan kötü olmamıştı. 4 saatte bunu çözdük.” Trump, elbette Amerikan seçimleriyle ilgili Putin’in pasını gole çevirmekte tereddüt etmemişti: “Rusya ile işbirliği diye bir şey yoktu. Seçimde karabulut yok. Hillary Clinton’ı kolayca yendim.”

Ancak Trump baştan beri seçimlerde Rusların kendisine yardım ettiğini zaten kabul etmiyor, “yok böyle bir şey” diyordu. Ama iki önemli nokta vardı.

İlki, Trump’a yönetici eleman dayanmıyordu. Sonuncusu, alüminyum ve çelikte gümrüklerin artırılmasını önceleyerek, Trump’ın serbest ticaret yanlısı Ekonomi Danışmanı G. Cohn istifa etmişti. Beyaz Saray İletişim Direktörü gibi 10 günlüğüne atanıp görevden alınanlar vardı. Beyaz Saray Sözcüsüyle Genel Sekreter ve Yardımcısı, ilk Dışişleri Bakanı, önceki Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn ve FBI Başkanı J. Comey artık yoktular. Şimdi olmayan biri de Trump’ın Seçim Kampanyası Müdürlüğünü yapmış olan P. Manafort. Tabii bir de Trump’ın eski avukatı var.

Diğerleri neyse, ama bu son ikisi oldukça netameli isimler. Trump açısından tabii. İkisi de şu anda mahkemelikler ve ucu gelip Trump’a dokunuyor. Aslında Trump yaptıklarıyla adamlara dokunmuş ve dokunuyor demek doğru olacak: Trump ya işinden ederek ya da daha kötüsü mahkeme kapılarına kadar düşürerek etrafındakilere hayatı zindan ediyor.

Hakkında bir Rus avukatın –tabii ki Trump’a– gizli bilgiler verme sözü verdiği gizli buluşmada bulunma söylentisi olan ve Rus oligarkların yanı sıra Ukrayna’daki “derin” Ruslarla ilişkili olduğu iddiaları karşısında  istifa eden Manafort, Trump’ın kampanyasının 1 numarasıydı. Uçan kuştan haberi vardı. Kampanyada vergi kaçırma iddiaları nedeniyle soruşturulmuş, dava sonuçlanmış ve Manafort 5’i vergi kaçırma, biri yabancı bankalardaki hesapları açıklayamama gibi 8 suçtan suçlu bulunmuştu.

Şüphesiz Manafort’un yürüttüğü kendi seçim kampanyası değildi, Trump’ınkiydi!

Trump’ın özel avukatı Cohen’in durumu daha da içler acısı. Başkan’ın seçim öncesi olduğu kadar sonrasında da en yakın sırdaşlarından olan avukat “Trump için merminin önüne atlarım” derdi. Hani bizim eski bakanlar Zarrab’ın ayağının altına yatıyorlardı ya, öyle! Ancak FBI birkaç kez evini bastıktan sonra “ailesi ve ülkesine sadakatinin (eski) patronuna bağlılığından önde geldiğini” söyledi. Üzerine fazla gelinmiş, –güçlü tek adamlıklarına inananların genel tutumu olmalı– sürekli “at değiştirme” ihtiyacındaki Trump ise oralı olmamıştı.

Henüz Rusya’nın Amerikan Seçimleri’ne müdahalesi konusunda konuştuğuna dair bir bilgi olmayan Cohen, daha özel ve kişisel meseleler dolayısıyla suçlanıyor. Ancak konu yine gelip seçim kampanyasının finansmanına dayanıyor. Anlaşılan ABD’de örtülü ödenek yok! (Gerçekten yok. Bu tür gizli-kapaklı ödemeler, genellikle Ortadoğu’nunki gibi Sultanlık ülkeleriyle güçlü tek adamların otokratik diktatörlüklerinin bulunduğu Çin, Rusya ve Latin ülkeleri gibi ülkelere özgü.)

Trump Kampanyası’nın finansmanı belediye otobüslerini bedava kullanma, devlet olanaklarını (uçaklar, makam arabaları, valilik emirleriyle mitinglere adam toplamalar vb..) kampanyaya yönlendirme türü harcamalar nedeniyle sorun olmuyor. Sorun olan, iki kadın. Trump çünkü, “sağlam ayakkabı” değil!

İlki, Stephanie Clifford, “kod adı” Stormy Daniels. “Porno yıldızı” olduğu söyleniyor. Trump’la 2006’da tanışıyor. Bir otelde yemek yiyorlar. Sonrasını, bu yıl bir TV programında anlatıyor. Rekor: Program, 22 milyon kişi tarafından izleniyor!

İkinci kadın, Karen McDougal. Bir model. “Tele-kız” olarak anılıyor. 1998’de Playboy güzeli seçiliyor. O da Trump’la 2006’da tanışıyor. Trump’la ilişkisi bir yıl kadar sürüyor.

Kadınlar tam da seçim kampanyası sırasında konuşup kampanyanın başarısını tehlikeye atınca, iş Cohen’e düşüyor ve kadınları bulup “sus parası” ödüyor. Ödüyor ödemesine ama, sıkıştırılınca, tıpkı Sarraf/Zarrab gibi federal savcıyla anlaşıyor. Suçu kabul edip konuşmaya başlıyor. Kabul ettiği, seçim kampanyasının finansmanında usulsüzlük yapma suçu. Kayıtlardaki yazılış biçimiyse fazlasıyla önemli: “Bir siyasi adayın isteği üzerine bazı kişilerin bazı konularda sessiz kalması için ödemeler yaparak seçim yasasını ihlal etmek”! İsim yok, ancak adayın kimliği tabii ki belli –Trump!

O nedenle Amerikan gazeteleri “Trump’un zor günü” manşetleriyle çıktı. Gerçekten zor. Manafort’ta ne savcıyla işbirliği ne de açığa çıkmış bir Trump iması var, ama Cohen’in işbirliği yaparak suçu kabul etmesi doğrudan Trump’a gönderme yapıyor. Ve herhalde bu, gidişata göre, Cohen, bir adım daha atarak, Trump hakkında bu ve başka konularda doğrudan suçlamalarda da bulunabilir anlamına geliyor. Bu ihtimal gerçekleşmeden bile, Amerika’da azil sorunu anında gündeme düştü.

Bizde böyle bir şey olma ihtimali ya sıfıra yakındır ya da güç dengelerinin değişmesini zorunlu var sayar. Yoksa bizde de “iktidar”la muhalefet hemen hemen pata-pata durumda, ABD’de de. İki başkan da az oy farklarıyla seçildiler ve fazlasıyla karizmatik kişiliklere sahipler. Ama tek adam yönetiminin yargı ve Kongre’yle dengelenmiş ya da bizdeki gibi dengelenmemiş başına buyruk halleri, görülüyor ki, hep sorunlu.

Amerika’da Trump’ın kaderini belirlemede kamuoyu bakımından birincil önemde olan, şu kadınla şu ilişki ya da benzeri tutumlar değil, ama ortalama Amerikalının kaderini emanet ettiğini düşündüğü Başkan’ın yalan söyleyip söylemediği. Bizde doğru lafı yakalamak cambazlık işiyken, Clinton Beyaz Saray’daki odasında bir kadınla seks yaptığı için değil, “yapmadım” deyip yalan söylediği için başkanlıktan oldu. Şimdi, “yok öyle bir şey”den başka yolu kalmadığını anlayınca, iki kadına “kampanya parasından değil, kendi cebimden ödeme yaptım” noktasına ilerleyen Trump benzer bir yolculuğun eşiğinde.

Ancak bizde olduğu ve kendinden de bekleneceği gibi, “tehdit” ediyor: “Ben olmazsam piyasa da Amerika da çöker, halk ayaklanır!”

Sürecin nasıl ilerleyeceğini birlikte izleyeceğiz. Ancak iki önemli veri şunlar: Bir Trump Meksika sınırına duvar hariç söylediklerini yaptı, yapıyor; daha önemlisi, tepetakla olan bizimkinden farklı olarak, ekonomisinin en son açıklanan büyüme oranı, ABD için çok büyük bir rakam olan %4.1. Ve rakip Demokratlar, bizdeki muhalefet gibi, seçimin ardından en dağınık dönemlerini yaşıyorlar.

Son Düzenlenme Tarihi: 25 Ağustos 2018 11:55
www.evrensel.net