Avrupa'nın Gündemi: Avrupa Yunanistan’ı kurtardı mı?

Fotoğraf: Janwellman/Wikimedia Commons (CC BY-SA 3.0)

Avrupa'nın Gündemi: Avrupa Yunanistan’ı kurtardı mı?

Avrupa'nın gündeminde bu hafta Yunanistan'a yönelik 'kurtarma' paketinin sona ermesi ve Fransa bütçesi var.

Yunanistan’ın bittiği ilan edilen “kurtarma” paketi, bir taraftan AB’nin ekonomik hegemonyasını sağlamlaştıran bir portre çizerken, öte yandan Birliğin geleceği konusundaki tartışmaları da alevlendirmiş oldu. Daha fazla entegrasyonun ekonomik ve/veya ulusal çıkarları zedeleyip zedelemediği konusu bir yana, üye ülkelerin halklarının memnuniyetinin sağlanması da ciddi bir konu olarak İngiltere gündeminde tartışıldı.

Almanya’da da Yunanistan’ın “kurtarılması” gündemde yer alan konular arasındaydı. Bazıları “yardım paketi” göndermenin sona ermesinden duydukları sevinci ifade ederken Frankfurter Rundschau’daki yorumda, “kimin kimi kurtardığı” ele alınarak “Yunanları kimse kurtarmadı” dendi.

FRANSA’DA 2019 BÜTÇESİ TARTIŞMALARI

Fransa’da ise hükümet tatilden çıkarak ilk bakanlar kurulu toplantısını geçen çarşamba gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yaz aylarında art arda patlayan siyasi skandallardan sonra derhal ekonomik alana el atma sinyallerinin yanı sıra, 2019 bütçesinin hazırlanmasına yönelik kararlarını açıkladı. İlk yapılan açıklamalar bütçenin yüzde 1.4 küçültüleceği yönünde, buna bir de ülke ekonomik büyümesinin yavaşlamasını ekleyince hükümetin “tasarruf paketi” hazırlığında olduğu belirtilebilir. Fransa’dan seçtiğimiz analiz, avro para birimi bölgesi ve Fransa’nın, ekonomik büyümelerinin yavaşladığına; Macron ve ondan önceki hükümetlerin aldığı önlemlerin ekonomiyi bloke ettiğine işaret ediyor.


YUNANİSTAN KURTARMA PAKETİNİN SONU AB’NİN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI SINAVLARIN BİR UYARISI NİTELİĞİNDE

The Independent
Başyazı

Büyük Yunan Kurtarma Paketi nihayet sona erdi. Ülke, neredeyse on yıl içerisinde iç çekişmelerle sonuçlanan kemer sıkma programı karşılığında AB, Avrupa Merkez Bankası ve IMF (Troyka) tarafından onaylanan program çerçevesinde 300 milyar avrodan fazla mali yardım aldı.

2008 ve 2009 yıllarının küresel iktisadi kırılmalarından ciddi biçimde hasar gören Yunanistan, Avro Bölgesindeki her üye ulus kadar çökme noktasına yaklaşmıştı. Önceki hükümetlerin vergi kazançlarının gücü (ve sonuç olarak bütçe açığının gerçek boyutu) konusundaki samimiyet noksanlığı Yunan ekonomisindeki yapısal zayıflıklar ile birleşerek ülkeyi uçlarda sendeleyen bir pozisyonda bıraktı. Yunanistan her ne kadar Avro Bölgesindeki üyelik sebebiyle kendi pozisyonunu biraz olsun koruyabildiyse de, bu üyelik aynı zamanda Troyka’yı harekete geçirip Yunanistan’ın kurtarıldığından emin olmak için de yeterli bir sebepti.

Ne var ki, kurtuluş maliyetleriyle birlikte geldi. 2016’ya kadar olan sekiz yıl içerisinde çoğu genç neredeyse 400 bin insan kayıplarını azaltmaya karar verdi ve başka yerlerde daha iyi yaşam koşulları aramaya başladı. İşsizliğin yüzde 28’e dayandığı (ve 25 yaş altı nüfus için sarsıcı bir oran olan yüzde 58’e ulaştığı) 2013 yılı göz önüne alındığında, bu göç dalgası pek de şaşırtıcı değil. Yine de sonuç olarak Yunanistan’ın demografisi temelden değişti: Çalışma çağındaki nüfusun bir kuşağı on yılın boşluğunda kayboldu. Bu kayıplardan bazıları geri dönebilecek ve Yunanistan’ın hesaplarını dengede tutmaya yönelik ilerleme kaydedilmiş olsa da ekonomik manzara pek iç açıcı değil.

Her şeyden sonra kurtarma paketleri şimdi sona ermiş durumda ve Yunan borcunun geri kalanı Olimpos Dağı’ndaki bir köstebek yuvası kadar. Geri ödenmesi on yıllar alacak ve borç verenler Yunanistan’ın ekonomi bakanının her telaffuzunu yakın markaja alacaklar. Ülkede kurtarma paketinin Yunanistan’ı ekonomik olarak iğdiş ettiğini düşünenlere göre ise, AB’nin sermayedarları ile aynı ağzı kullanmak, geri ödeme yıllarında kaybedilen bağımsızlığı ertelemek konusunda pek az şey sunuyor.

YENİDEN KÖTÜLEŞMESİ ÇOK ZAMAN ALMAYACAK

İş piyasası, yüksek vergiler ve kamu harcamalarının yaralandığı geçen on yılın mirası konusunda pek bir gelişme ile karşılaşmayan bireylere göre ise kurtarma paketinin sonunun gelmesi pek az şeyi değiştirecek. Dahası, ekonomik büyümenin muğlak olması bir yana, Yunanistan’ın tekrar bir dilenci pozisyonuna düşmesinin çok zaman almayacağına dair bir korku baki kalmış durumda.

Avrupa ve öncelikli olarak Avro Bölgesi ülkeleri içinse Yunan Kurtarma Paketi (ve İrlanda, Portekiz gibi diğer ülkelerin ihtiyacı olan daha az bir miktar), özellikle İtalya da benzer bir yardıma ihtiyaç duymanın eşiğinde görünürken, avronun zarar görmesinin bulaşıcılığını engellemek için gerekli bir kötülük ve nihai bir başarı olarak görünüyor. Bunun sonucunda daha gelişmiş bir iktisadi raporlamanın gerekliliği konusunda da bir ders alınmış oldu.

Brüksel’deki bazı politika üreticileri ise, eğer ileride Avro Bölgesi ve AB’yi sıkıntıya sokacak yapısal dengesizliklerden kaçınılmak isteniyorsa, daha büyük bir iktisadi uyumlaşmanın gerekli olduğunun anlaşıldığı konusunda ikna olmuş durumdalar.

Bu durum AB’nin geleceği konusundaki önemli soruları da beraberinde getiriyor. Daha yakın bir birliği savunanlar ile böylesi bir birliğin ulusal meclisler için lanetleme niteliğinde olacağını düşünenlerin ayrışmasına sebep olan sorular bunlar. İngiltere’nin avroya katılmaması onu bu tartışmada ekonomik olarak sınırda tutsa da, o da AB’nin kaçınılmaz olarak Avrupa’nın ABD’sine dönüşeceğini düşünen AB muhalifleri ve AB’nin ulusal hükümetlerin güçlerini eksiltmeden yeniden şekillenebileceğini iddia edenlerin arasındaki büyük tartışmanın kalbinde bulunuyor.

İngiltere’de doğal olarak tüm dikkat Brexit’in üzerinde: Potansiyel permütasyonlar, geri dönüş ihtimali ve nihai geri çekilmeden sonra yaşanacak zorluklar. Yine de, Yunan kurtarma paketinin bitişi AB için İngiltere ile veyahut İngiltere’siz karşı karşıya kaldığı devasa sınavların bir uyarısı niteliğinde: Hem veba gibi yayılan ekonomik belirsizliklerin bir sonucu, hem AB’nin statüsünü tanımlamanın gerekliliği olarak, hem de bir amaç olarak üyelerin halklarının memnuniyeti için.

(Çeviren: Cansu Güneş İspir)


YUNANLARI KİMSE KURTARMADI

Stephan HEBEL
Frankfurter Rundschau

Bugünlerde yine Yunanistan gündemde. Bir yandan Almanya İçişleri Bakanı, Atina’yı, mültecilerin püskürtülmesi konusunda satın aldığı için diğer yandan 20 Ağustos’ta Avrupa kredi programı sona erdiği için.

Medyaya bakarsanız Almanya ve Avrupa yıllardır büyük bir yardım örgütü gibi davranmış,  2010’da Yunanistan’ın teslim alınması sonrası ardı arkası gelmeyen “yardım ve kurtarma paketleri” göndermişti. Ama artık paket göndermeye gerek yoktu. Gönderilen paketlerden yıllarca sevinç ve minnet duyan “Yunanistan” kendini kurtarmış, kendi ayakları üzerinde yürümeye başlamıştı.

Eee bu yardımlar kime yapılmıştı? Yunanlara mı? Hayır! Çoğunluk bu yardımdan tek kuruş almadı. Tam tersine ücretler, emeklilik maaşları azaltıldı, sağlık sistemi yok edildi. Paketler geldikçe Yunanların hayatı kötüleşti. Bir zamanların solcusu (Başbakan Aleksis) Çipras, borç verenlerin (siz paket gönderen anlayın) dayatmalarına bağlı olarak katma değer vergisini yükseltince yoksullar canevinden vurulmuş oldu.  

PARA ALACAKLILARA VE BANKALARA GİTTİ

Hayır, Yunanistan’a kimse yardım etmedi ve Yunanları kimse kurtarmadı. Verilen 300 milyar avroluk krediden devlet bütçesine akan sadece yüzde 10 oldu. Gerisi kredi verenlere ve hasta bankalara gitti. Almanya, kurtarma programları sırasında Yunanistan’dan -tek kuruş yardım yapmayıp sadece kefil olmasına rağmen- 2.9 milyar avro faiz aldı.

Tabi ki kendilerini kurtarıcı olarak gösterenler hiç de böyle düşünmüyorlar, onlara göre: Yunanistan bütçesini dengelemiş, tekrar piyasaların güvenini kazanmıştı. Artık, AB ve diğer yerlere olan borçlarını ödeyebilmek için istediği kadar kredi talep edebilirdi. Yatırımları teşvik eden politikası sayesinde (ücretlerin düşürülmesinden söz eden yok) yabancı işletmeler ülkeye gelecek, yeni işyerleri açılacak, refah ve daha fazla vergi kazancı sağlanacaktı.

Başka bir gözle bakıldığında ise ülkelerini rekabete uygun hale getirmek için Yunanlara yüklü bir fatura kesilmiş, çok acı bir ilaç içirilmişti. Rekabete uygunluk da ne demekti ki? Alman hükümetleri yıllardan beri bir devletin özel bir işletme gibi davranmasının rekabete uygunluğu sağlayacağını söylemişlerdi: Piyasalar bir devlete güven duymamaya başladığında yapılması gereken en zayıfların, kendini savunamayanların, lobisi olmayanların her türlü hak ve kazanımlarının yok edilmesi, onların sırtından tasarruf edilmesiydi.

Böyle bakıldığında programları gerçekten yardımcı oldu ve Yunanistan’ı kurtardı. Yunan devletine borçlarını dengelenmesi içinyardım edildi, yani borç veren bankalar aslında kendilerini kurtardılar. En önemlisi devletleri finans piyasalarının rehinesi yapan sistem kurtarılmış oldu.

ALTERNATİFİ YOK MUYDU?

Bazıları, “Suç Yunanistan’da, kendini enkaz haline getirmişti zaten, dış borçlarla yaşayan, vergi toplamayı unutan, rüşvet ve yolsuzluklarla sarsılan bir ülkeydi” diyerek itiraz edeceklerdir hemen. Haklılar ve bu duruma karşı birşeyler yapılması zorunluydu ama yapılması gereken “rekabete uygunluğun” neoliberal yollarla, yoksulun sırtından yeniden inşası değildi. Başka bir alternatif vardı.

Buna cevap olarak da; “Eğer Yunanistan alternatif yolla kurtarılsaydı, bu başka ülkelere de örnek olurdu, diğer halklar da işlerini ve tasarruflarını korumak için harekete geçerlerdi” denecektir. Tamam haklı olabilirler ama bu da alternatifler üzerine düşünülmemesinden kaynaklanmıyor mu zaten?

Bazı ekonomistler, Yunan ekonomisinin bir yatırım programıyla hem alt yapı hem de vergi sistemi açısından Avrupa düzeyine çıkarılmasını önermişlerdi örneğin. Böyle bir program AB için masraflı olurdu ama  sürekli Avrupa’nın birliğinden söz edenlerin bunu göze alıp dayanışmacı, gerçekten kurtarıcı ve iş sahaları açıcı bir yolu denemesi gerekmez miydi?

Bunun yerine sözde kurtarılan Yunanistan serbest pazara borçlanacak hale getirildi. Bu yeni durumla milyonlarca Yunanın yoksulluğa sürüklenmesinde herhangi bir değişiklik olmayacak. Yeni borç krizleri ülkeyi sarsacak. Avrupa bunu görüp yanlışını anlayacak mı? Kesinlikle hayır, halklar sürdürülen bu çılgın, yoksulun sırtından tasarrufu esas alan, politikaya karşı çıkmadıkları, harekete geçmedikleri sürece değişen birşey olmayacak.

(Çeviren: Semra Çelik)


FRANSA, AVRUPA’NIN SONUNCUSU

Guillaume DUVAL
Alternatives Economiques

EUROSTAT, 2018’in ikinci çeyreği için Avrupa’daki ekonomik kalkınma sayılarını yayınladı. Veriler yılın ilk altı ayında Avrupa ekonomisinde net bir yavaşlamanın olduğunu gösteriyor: 2018’in ilk 6 ayında avro para birimi bölgesinde sadece yüzde 0.8 bir büyüme oldu, oysaki 2017’nin ikinci yarısında ise gerçekleştirdiği büyüme yüzde 1.4 idi.

Bu, Avrupalıların alım gücünü düşüren petrol fiyatlarının artmasıyla oluşan enflasyonun tekrar yükselmesi ve Avrupa Merkez Bankası’nın avro para birimi bölgesine nakit enjekte edilmesini sınırlandırılmasının sonucudur.

Fakat Avro Bölgesinde, Fransa giderek ayrılıyor: 2018’in başından bu yana ekonomik faaliyetin kalkınması en düşük bizde yaşandı. 2018’in ilk çeyreğinde sadece yüzde 0.4 bir ekonomik kalkınma ile Fransa ekonomisi avro para birimi bölgesinin ortalama büyümesinin sadece yarısı oranında büyüdü. Hatta geleceği belli olmayan Brexit ile sarsılan İngiltere’den ve geçen mart seçimlerinden bu yana siyasi bir kriz yaşayan İtalya’dan daha düşük bir büyüme gerçekleştirdi.

EKONOMİ BLOKE EDİLDİ

Kuşkusuz ekonomik büyüme mutluluğun her şeyi değildir ve bu ekonomik verinin birçok sınırı da vardır. Fakat bir ülke ekonomisinin yeni istihdam yaratması ve artı gelirin söz konusu ülkenin vatandaşlarına ek gelir olarak dağıtılma kapasitesiyle reddedilemez bir bağı da vardır. Ve daha da önemlisi (Fransa Cumhurbaşkanı) Emmanuel Macron, “işyerlerinin sırtında bir yük olan vergileri” hafifletmeye yönelik güçlü önlemler ve işverenlere ülkenin geleceğine dair derhal güven verme ile ülkenin ekonomik kalkınmasını hemen arttıracağını belirtiyordu. Oysa ki ilk aldığı önlemlerin ekonomiyi tersine bloke ettiği görülüyor. Yılın ilk aylarında sıradan vatandaşın ödediği vergilerin hissedilir bir şekilde artırılmasına bir de Devlet Demir Yolları reformunda hükümetin yasayı ne olursa olsun geçirilecek tavrı ile onaylatmasının doğurduğu uzun süreli sosyal mücadele eklenince sonuç bu oldu.

Buna bir de 2016’da zorla geçirilen el Khomri yasasının ardından 2017 son baharında ise kararnamelerle iş piyasasının liberalizasyonun da kayda değer bir sonuç doğurmadığını eklemek lazım. Tam tersine, bu yasalarda büyük olasılıkla vatandaşların tüketimini yavaşlatarak ekonomik kalkınmanın düşmesine neden olmuştur.

Uzun lafın kısası, Fransa bir kez daha gerek kuzey, gerekse de güney komşularından ayrılıyor, oysa ki 2016’dan bu yana ekonomik büyüme konusunda Avrupa sıralamasının ilk önlerine yükselebilmişti. Kuşkusuz Cumhurbaşkanının eylemini değerlendirmek için tüm cumhurbaşkanlığı süresini göz önünde bulundurmak lazım, fakat genelde ilk aylar tümünün seyrini değerlendirmek için iyi bir veri sunar...

(Çeviren: Deniz Uztopal)

Son Düzenlenme Tarihi: 24 Ağustos 2018 19:30
www.evrensel.net