Bilgin Adalı’ya mektup

Bilgin Adalı’ya mektup

Merhaba Bilgin Adalı,Yeni bir fotoğrafının süslediği kitabını okurken sordum kendi kendime, “bu kitapta yadırgadığın ne?” Fotoğrafındı herhalde. Gözlerini de göremediğim için iyice yabancıladığım bir yüz. Saçının, sakalının beyazlığı dışında yaşlılık düşündürecek bir şey yok . Kitabının adı da

Sennur Sezer

Merhaba Bilgin Adalı,

Yeni bir fotoğrafının süslediği kitabını okurken sordum kendi kendime, “bu kitapta yadırgadığın ne?” Fotoğrafındı herhalde. Gözlerini de göremediğim için iyice yabancıladığım bir yüz. Saçının, sakalının beyazlığı dışında yaşlılık düşündürecek bir şey yok . Kitabının adı da içindeki şiirlerin yaşı da gençliği söylüyor zaten: Eskimeyen Yüreğim, 1977-2007. Şiirin eskidiği yüreğin yıprandığı pek görülmez. Sanki Hızır Bozkırdaki bir şehrin güzellerine değil de şairlerin yüreklerine ve şiire etmiş o duayı: Farımayın, kocamayın. Köroğlu mudur yorgunluktan söz eden (At yoruldu ben yoruldum, güzel bindiri bindiri). O da yorgunluk mudur, övünme mi belli değil...

Sevgili Bilgin Adalı,

Bir zamanlar bir Balkan ülkesinin bir şairinin ilk kitabının baskısından sonra, yalnızca çocuk öyküleriyle uğraşmasını edebiyata küsmesine yormuşlardı. Yalnız çocuklar için yazmış yıllarca. Sonra bir kuğu şarkısı gibi bir veda kitabıyla ortalığı allak bullak etmişti: “Dur Güneş”. Senin çocuk kitaplarına çekilmen de bir küslük müydü? Yoksa çocukların vefası mıydı seni çeken? Çocuk edebiyatı daha zor çünkü. Belki de çocukluğun derin sularına sesini bilemek için çekildin: “Küllerim/yepyeni bir çılgınlığın/başucu kitabı:/Onların adıyla başlıyorum/yeniden yaşamaya”.

Ölümü küle dönüşümüyle düşünmek ve küllerden yeni bir kerpiç, belki yüreğin son kıvılcımının pişirdiği bir tuğla... bir de sitem, kimse ölmezliğine inanmıyor. Çünkü her yürek yalnız kendi ölmezliğine inanır. Kulakları kendi sesinden başka her sese kapalıdır. Yine de dost külünden kil yapacak inancı taşıyorsa, ona dost denebilir.

Sevgili Bilgin,

Kuşlar, alabalıklar, belki börtü böcek dönüp doğduğu yere gitmenin savaşındadır. Yeniden çoğalmasının gizi buradadır. Bunun yarasıdır derinde kanayan. Kanatlarından önce.

Şairleri sürekli göçebe kılan nedir ki? Sesi bir kuşu andıran şairi, umudun kardeşi kılan. Eski sözcüklerle yeni dizeler kurduran hangi hasrettir.

Ve bu hasretin bittiği yer neresi?

Renkleri yeniden düzenlemek isteriz. Göğün mavisini, balığın kanadındaki ışıltıyı yeniden karabiliriz, sanki bir duvarın badanasıymış gibi renkler. Dünyanın düzenidir aslında derdimiz. Biz dedimse gücenme. Şairler kendilerini kocaman bir ordunun bir parçası sayarlar çoğunlukla. Bu yüzden değil mi alabildiğine yalnızlıkları?

Sevgili Bilgin Adalı

Suyu temizlenirken balıkları öldürülen bir havuzun acısını duyana mı şair derler. Onun acısını mı destan eder Anadolu’nun gözlerinden önce yürekleri ışığı sezen ozanları . Bir pınarın başında durup balıkları ölen bir havuzun şarkısını flütlerine mi şakıtır? Ve maden bir heykelin üşüdüğünü duyumsadığında önce üstündeki el izlerini mi siler, ısınsın diye.

Bu soruları yanıtlamak için şiirlerini okumak gerekiyor, Bilgin. Umudu yitirmediğini söyleyen şair sayısı ne yazık ki yetersiz...

Sesin eksilmesin şairler korosundan, Bilgin Adalı. Bülbüllerin, sakaların çilediği korularda insan sesi de yankılanmalı.
Sevgiyle…

www.evrensel.net