Dost ateşi mi? Düşman ceza hukuku mu?

Fotoğraf: Serdar Sunura/DHA

Dost ateşi mi? Düşman ceza hukuku mu?

Tugay Bek, geçtiğimiz gün Adıyaman'daki çatışmada yaşamını yitiren askerlere ve Valilik tarafından yapılan 'Dost ateşi' açıklamasına ilişkin yazdı.

Tugay BEK

Adıyaman’da 16 Ağustos tarihinde yapılan askeri operasyonda 4 askerin yaşamını yitirmesi ile ilgili olarak Valilik tarafından yapılan resmi açıklamada “Adıyaman merkez Kuyucak köyü bölgesine diğer güvenlik güçlerine takviye için gelen kahraman jandarmamızın zırhlı aracına, daha önce yola yerleştiren el yapımı patlayıcının infilak ettirilmesiyle 1 kahraman jandarmamız olay yerinde şehit olmuştur. Bölgede bulunan diğer güvenlik birimlerimiz yaralı jandarmalarımızı sivil araçla olay yerinden tahliye etmeye çalışırken, bölgede bulunan diğer güvenlik görevlilerimiz, sivil aracı terörist unsurların olduğunu zannederek ve olay yerinden kaçmaya çalıştığını düşünerek, güvenlik birimlerimizin bulunduğu sivil araca ateş açması sonucu maalesef dost ateşiyle kazaen 3 kahraman evladımız şehit olmuştur.”* denmekte. Açıklamada askerlerden üçünün “Dost ateşi” neticesinde yaşamını yitirdiği belirtilmiş.

Dost Ateşi

Dost ateşi, aynı safta yer alan askerlerin, savaşta yanlışlıkla birbirini öldürmesi halinde kullanılır.  Daha çok Amerikan askerlerinin, Afganistan Irak gibi ülkelerde yürütmüş oldukları operasyonlarda düşman olarak gördükleri unsurları tank, uçak veya ağır silahlarla, orantısız bir şekilde ateş altına alırken, kimi zaman kendi askerlerini de yanlışlıkla öldürmeleri ile dünya kamuoyu tanıştı bu kavramla. 1974 yılında Türk Ordusunun Kıbrıs Çıkarması sırasında 54 askere mezar olan Kocatepe muhribi Türk jetleri tarafından saatlerce bombalanarak “Dost ateşine” tabi tutulmuş ve batırılmıştı. Kocatepe muhribinin, Türk uçakları tarafından batırıldığı, uzun süre, basından ve Türk halkından gizlenmişti. İlk zamanlarda kamuoyu Kocatepe muhribinin, Yunan savaş uçakları tarafından batırıldığı şeklinde bilgilendirilmişti.

Esasen savaş ortamında, sıcak çatışma esnasında kolayca düşülebilecek, bir ölçüde mazur görülebilecek bir hatadır “dost ateşi”. Sezdirmenden, en az zayiatla düşman hedefini yok etmek için pusu, sızma ve baskın gibi taktiklere başvurulurken “dost ateşi” ile kendi silah arkadaşlarının ölümüne neden olunabilir. Savaşın acımasız gerçekliğinin bir parçası olarak kabul edilebilir “dost ateşi”

İç güvenlik operasyonunda, “Dost Ateşi”nin anlamı

Bir iç güvenlik operasyonunda “dost ateşi” ile ölüm olması hiçbir şekilde kabul edilir ve müsamaha gösterilir bir durum değildir. Çünkü bu bir “terör” vakası olsa dahi,  suça karıştığından şüphelendiği kişileri yakalayıp yargı önüne çıkartmakla mükellef kolluk kuvvetlerinin, belirlenen hukuki sınırları aşarak doğrudan cezanın infazını gerçekleştirmesi anlamına gelir dost ateşi.

Polisin ve askerin silah kullanma yetkisinin sınırları nedir?

5681 Sayılı  Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 4. Maddesi gerekçesinde  “Polisin, meşru savunma hakkının kullanılması, bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getirmediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde silah kullanma; üçüncüsü ise yakalanması gereken kişinin yakalanması amacıyla ve yakalanmasını sağlayacak ölçüde silah kullanmadır.” denmekte.

Silah kullanılacak hallerde de öncelikle ‘dur’ çağrısının yapılması, buna rağmen kişinin kaçması halinde uyarı amacıyla silahla ateş edilebilmesi; bu uyarı atışına rağmen hala kaçmakta ısrar etmesi ve kaçması dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde, yakalanmasının sağlanması amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilmesi öngörülmüştür.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun Ek 2. maddesine göre; “Terör örgütlerine karşı icra edilecek operasyonlarda ‘teslim ol’ emrine itaat edilmemesi veya silah kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde kolluk görevlileri, tehlikeyi etkisiz kılabilecek ölçü ve orantıda, doğrudan ve duraksamadan hedefe karşı silah kullanmaya yetkilidirler” denmektedir.

Polisin ve kolluk kuvvetlerinin hangi şart ve koşullarda silahını kullanabileceği açık bir şekilde düzenlenmiştir. Adıyaman’da gerçekleşen bu son olayda askerler kanunun kendilerine tanımış olduğu hukuki çerçevede hareket etmedikleri için üç silah arkadaşlarının yaşamını yitirmesine neden olmuşlardır. Hukukta “dost ateşi” diye bir tanımlama ve kavrama yer yoktur. Silah arkadaşlarının ölümüne neden olan kolluk kuvvetleri ve onlara emir verenlerin eylemine hukuki bir koruma söz konusu değildir. “Terörist”  olduğu yanılgısı ile ateş edilmiş olsa dahi bu bir cinayettir. Güvenlik güçleri yanılmamış olsa ve araçtakiler yaralı olarak hastaneye ulaşmaya çalışan askerler değil de “terörist” ya da siviller olsaydı da buna cinayet denmesi gerekirdi. Zira güvenlik güçleri, devletin kendilerine vermiş olduğu silahı hukuki sınırlar çerçevesinde kullanmayarak ölüme neden olmuşlardır. Ceza hukukunda kişide yanılma bir cezasızlık nedeni olarak kabul edilemez.

Teröristse, etkisiz hale getirme hak mı?

Ülkemiz tarihinde gerçekte bir uyarı ve çatışma olmaksızın, kaç “terörist”in etkisiz hale getirildiğini tam olarak bilmemiz mümkün değildir. Ancak Adıyaman’da gerçekleşen bu son olay, benzer vakalarda yapılan resmi açıklamaların büyük çoğunluğundan kuşku durmamız için yeterlidir. Bu üzücü hadise sayesinde, kolluk kuvvetlerinin, şüpheliyi sağ ele geçirme hedefi olmaksızın, uyarı ve ihtarda bulunmadan doğrudan doğruya imha etme ve “etkisiz hale getirme” amacıyla hareket etmekte olduğunu görmüş olduk. Yasalardan kaldırılan idam cezasının, fiilen kolluk kuvvetleri tarafından verilip infaz edilebiliyor olması, yalnızca silahlı örgütsel bir faaliyet içinde olanlar için değil, başta muhalif kesimler olmak üzere tüm yurttaşların yaşam hakkı için açık bir tehdittir.

Düşman Ceza Hukuku devrede

Elbette kolluk kuvvetlerinin hangi şart ve koşullarda silah kullanabileceği başta “uygulayıcılar” olmak üzere toplumun büyük çoğunluğu tarafından bilinmektedir. Ancak burada Anayasa ve yasalarla güvence altında olduğu varsayılan başta yaşam hakkı olmak tüm temel hak hürriyetlerin ancak “makbul sayılacak vatandaşlar” için olduğu, düşman olarak görülen, “terörist” olarak nitelendirilen kişilerin, vatandaşlara tanınan bu hukuksal güvencelerden istifade edemeyeceğini açıklamak için kullanılan  “Düşman ceza hukukunun” en yalın ve sert uygulaması ile karşı karşıyayız. Daha vahimi ise bu durumun kanıksanmış olması, resmi açıklamaların doğru kabul edilerek hiçbir şekilde sorgulanmamasıdır.

Burada tam bir suçüstü hali vardır ve failler mutlaka cezalandırılmalıdır. Ne yazık ki bunun yerine söz konusu ölüm olayı ile bir ilgisi olduğu yönünde bir delil ortaya konulmamış olan Kömür İlçesinin DBP’li Belediye Başkanı Hüseyin Yuka gözaltına alınmış ve İçişleri Bakanlığı tarafından Belediye Başkanlığı görevinden alınmıştır.

Adıyaman’da yaşan bir elim olay bir kez daha hukukun yaşam hakkının,  bizzat öldürmek üzere olay yerine giden kolluk kuvvetleri de dahil olmak üzere herkese lazım olduğunu açık bir şekilde göstermektedir.

İhtiyacımız olan hukuk ve demokrasiye kavuşamadığımız sürece hiçbirimizin hayatının güvencede olmadığı açıkça görülmektedir.

*Anlatım bozuklukları Valiliğe aittir.

Son Düzenlenme Tarihi: 19 Ağustos 2018 12:47
www.evrensel.net
ETİKETLER Adıyaman