Emek sömürüsünün farklı yüzleri

Fotoğraf: Pixabay

Emek sömürüsünün farklı yüzleri

'Dünya üzerinde yaşayanların büyük kısmı küresel kapitalizmin çarkları altında ezilmeye devam ediyor....'

Tamara GAUSI
Equaltimes.org

Tüm teknolojik gelişmelere, uluslarası yasalar tarafından korunan bütün haklarımıza rağmen şu acı gerçeği ifade etmekte yarar var: Dünya üzerinde yaşayanların büyük kısmı küresel kapitalizmin çarkları altında ezilmeye devam ediyor.

Bu sömürü ırkçılaştığı kadar kadın sömürüsü üzerine de kurulu. Asya’da yaşayan çocuklar giydiğimiz kıyafetleri yapıyor; fabrikada, tarlada ve ev işerinde çalışan siyah ve kahverengi kadınlar anlatılmayan bir şiddete maruz kalıyor: Hükümetler tarafından desteklenen büyük şirketler tarafından yıllardır hayatlarını sürdükleri topraklardan çıkartılan insanlar, direnişleri karşılığında ya öldürülüyorlar ya da aşırı baskıya maruz kalıyorlar. “Yanlış ülkeler”in ekonomik göçmenleri olarak suçlulaştırılıyorlar ve insan tacirlerin mağdurları oluyorlar. Ya yurtlarının üstesinden gelinemeyecek boyuttaki yoksulluğunu ya da yabancı topraklarda birçok sömürü biçiminin yanında ücret hırsızlığı ve borç batağında bir yaşamı seçmeye zorlanıyorlar.

40.3 MİLYAR İNSAN MODERN KÖLE

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre 40.3 milyon insan küresel olarak modern köleliğin kurbanı olurken 24.9 milyon insan da zorla çalıştırılmaya maruz kalıyor. Geçtiğimiz pazartesi (30 Temmuz) İnsan Ticaretiyle Mücadele Günü’ydü ve kurbanların yüzde 71’nin kadınlar ve kız çocukları olduğu gerçeği bu güne damgasını vurdu. Bu korkutucu istatistikler problemin boyutunu göstermesine rağmen, üzerine durmadığı şey, işçilerin aşırı sömürü koşullarına maruz kalmasının durdurulmasına için gösterilen çabanın boyutu idi.

Ortadoğu’da, binlerce Asya ve Afrika kökenli göçmen kadın öncelikle ev işçisi olarak bakım endüstrisinde çalışıyorlar. Kafala adı verilen “sponsorluk”a dayanan bu sistem* ekonomik büyümeyi sürdürdüğü gibi işçileri de istismara açık bırakıyor. Sivil toplumun ve sendikaların ısrarlı çabaları örneğin Katar’da önemli reformlarla sonuçlanmıştı. Ancak, Lübnan’da çalışan Etiyopyalı bir ev işçisi kadının patronunun taciz ve istismarından kaçarken ikici kattan atlaması hikayesi, yerel aktivistlerin ev işçilerini koruma yeteneğinin kendi ülkelerinin iş yasaları nedeniyle sınırlı olduğunu gösteriyor.

152 MİLYON ÇOCUK İŞÇİ

Küresel ölçekte yaşları 5 ile 17 arasında değişen tahminen 152 milyon kişi, çocuk işçiliğin kurbanı olurken, bunun neredeyse yarısı tehlikeli koşullarda çalışıyor. Yaklaşık 62.1 milyon çocuk işçi Asya Pasifik bölgesinde bulunuyor. Endonezya’da ülkenin 2020 büyüme hedefinin arkasında ciddi anlamda çocuk işçiliği var. Endonezya örneğinde çocukları emek sömrüsünden korumaya dair yasa olmasına rağmen, zorlamanın temel bir mesele olarak durduğunu gösteriyor.

Çok uluslu şirketler, tedarik zincirlerinde modern köleliği sona erdirmek için sorumluluk almaya başlasa da, küresel tarımda sömürü yaygın ve Guatemala’daki palmiye yağı işçilerinin kötü durumunun vurgulandığı Global South’daki Nazaret Castro’nun hikayesi yerel toplulukların karşılaştığı sorunların çoğunu somut olarak ortaya koyuyor.

Tarım işletmeleri sadece kirli nehirleri, ormansızlaşmayı ve zirai kimyasalların tehlikeli etkilerine neden olmaz, aynı zamanda işçiler de “kölelik günlerini anımsatan çalışma koşulları” ile karşılaşırlar. Bir çiftçi Equal Times’a şöyle demişti: “(Tarım işçileri) az parayla uzun saatler çalışmaktadır. Sabit çalışma saatleri yok ve ekipmanlarını kendileri satın almaları gerekiyor. Ama başka bir şey de yok. Başka bir gelir kaynağı olsaydı, bunu yapmazlardı, ama yemek zorundayız.”

Avrupa’da, en çok sömürülen ve kriminalize edilenler göçmen işçiler, bu en çok da kadın ve çocukların insan ticaretinin kurbanı oldukları seks işçiliğinde görünür durumda. Bedenini satmayı “seçenler” bile genellikle kendilerine başka bir seçenek bırakılmadığı için yapıyorlar. Bu, hukukun onlara nasıl davrandığını da gösteriyor. Bir seks işçisi, gazeteci Linda A. Thompson'a şunları söylüyor: “Tüm bu yasalar sözde kadınların korunması için. Ancak şiddeti artırıyorlar. Bu yasalar kendimizi savunmak için bizi araçsız bırakıyor.”

KÖLELİĞİN KALESİ MORİTANYA

Moritanya, CNN tarafından “köleliğin son kalesi” olarak tanımlanırken, Anti-Slavery International örgütüne (Uluslararası Kölelik Karşıtlığı) göre ise, “Afro-Moritanyalılar veya Haratin kökenliler” hâlâ kölelik içinde doğuyorlar ve ömür boyu süren bir istismar ve zorla çalıştırma ile karşı karşıya kalıyor, Moritanya bu köleliğin hüküm sürdüğü az sayıdaki ülkelerden biri. Geçen yaz, Equal Times, Bryan Carter'ın köleliğin korkunç şartlarını derinlemesine anlatan bir belgeselini yayınladı. Nüfusun yaklaşık yüzde 20’si çiftliklerde ve evlerde, ücret almadan ve hiçbir özgürlük imkanı olmadan çalışıyor.

MORİTANYA: KÖLELİK VE ZORLA ÇALIŞTIRMA

“Bizim özgürlüğümüz ve onurumuz, bu ülkede kölelik olduğunu sürece asla ve tam olarak gerçekleşmeyecek.”

Bu sözler, insanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden çıkmış gibi görünüyor. 19. yüzyılda değil sadece birkaç hafta önce söylendiler. Moritanya’da tanınmış bir insan hakları savunucusu olan ve 10 yıl boyunca kölelik belasına son vermek için mücadele eden, Boubacar Mesaoud tarafından söylendiler.

Moritanya’daki köle sayısının kaç olduğunu söylemek neredeyse imkansız, ancak tahmin edilen sayı yaklaşık olarak ülke nüfusunun yüzde 1.06 ila yüzde 20’si arasında. Ülke nüfusun yaklaşık dörtte birine tekabül eden bu rakam, Moritanya toplumunda köleliliğin ne kadar kök saldığını göstermesi açısından çarpıcı.

Kölelik çoğunluk nüfus grubu olmasına rağmen neredeyse tüm siyah derili “Haratine” topluluğunun içine alıyor ve Haratineler ekonomik, politik, dini ve askeri tüm iktidar katmanlarını kontrol eden “Mağribi” Arap-Berberi azınlığın boyunduruğu altında yaşıyor. Moritanya’da da modern köleliğin başka bir biçimi olan zorla çalıştırma da oldukça yaygın.

Hala Moritanyalıların çoğunluğunun içinde yaşadığı aşırı yoksulluğu istismar eden çok uluslu şirketler ya da yerel şirketler, onları örneğin ev işleri, inşaat, balıkçılık ve tarım sektöründe, düzgün bir maaş ve iş vaadiyle kandırıyorlar. Fakat nihayetinde bu işler (işçiler) baskı altına alınarak ve Moritanya tarafından da imzalanmış tüm uluslararası yasalar ihlal edilerek gerçekleştiriliyor.

LÜBNAN: İSTİSMARA UĞRAYAN ETİYOPYALI İŞÇİ

LÜBNAN Beyrut’ta çalışan 21 yaşındaki Etiyopyalı yerli işçi Lensa Lelisa, Mart ayında, Lübnanlı moda tasarımcısı Eleanore Ajami adlı patronunun evindeki ikinci kattaki bir balkondan atladıktan sonra gazete manşetlerinde yerini aldı.

Lensa şiddet ve tacizden kaçmaya çalışıyordu. Lensa ve Lensa’nın başka bir iş arkadaşı, Ajami’nin ve üç yetişkin çocuğunun (Alexis, Crystel ve Joe Khalil ) tacizlerine ve şiddetine maruz kalıyorlardı. Lensa’nın her iki bacağı da kırıldı ve yüzü yaralandı. Onun hastane yatağından kaydedilen bir videoyu paylaşan “Burası  Lübnan” adlı yerli işçilerin suistimallerine dair hikayeleri paylaşan bir grup, Lensa’nın şu sözlerine yer verdi: “En başından beri beni kötüye kullanıp istismar etti. Bana işkence ettiler ve kendimi kurtarmak için hiçbir şey yapamadım. Hergün beni bir elektrik kablosuyla dövdüler ve saçlarımı ellerinin etrafına doladıyıp odanın etrafında sürüklediler. Kafamı duvarlara vuruyorlardı”

ENDONEZYA: ÇOCUK İŞÇİLİĞİNE KARŞI MÜCADELE

26 Ekim’de, Putri ve Surna, her gün yaptıkları gibi, Endonezya’nın başkenti Cakarta’nın eteklerinde, Tangerang’da çalıştıkları havai fişek fabrikasına gittiler. Ancak o gün, sıradan bir gün değildi. Fabrikada depolanan baruta bir kıvılcım temas etti ve Putri ile Surna dahil 47 işçiyi öldüren bir patlamayı tetikledi. Putri 14 ve Surna 15 yaşındaydı ve fabrikadaki çalışmaları yasa dışıydı. Putri ve Surna’nın başına gelenler, ne yazık ki bir istisna değildi.  2015 yılında, Endonezya hükümetinin 2022 yılına kadar çocuk işçiliğini ortadan kaldırmak için yayınladığı yol haritasına rağmen ülkenin fabrikalarında ve tarlalarında küçüklerin varlığı, planının son tarihi yaklaşmasına rağmen gündelik bir gerçeklik olmaya devam ediyor.

Amerika Birleşik Devletleri Çalışma Bakanlığı’nın son raporuna göre, Endonezya 2016 yılında çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerini ortadan kaldırma çabalarında “ılımlı bir ilerleme” sağladı. Örneğin çocuk işçiliği vakalarını rapor etmek üzere çalışan toplum temelli izleme müfettişlere göre, çocuklar hâlâ palmiye yağı ve tütün tarlalarında tehlikeli işlerde çalıştırılıyorlar ve aynı zamanda seks endüstrisinde de varlar.

*Kafala sisteminde göçmen işçi kendisine iş bulmak için sponsor olacak bir şirketle anlaşıyor, şirket pasaporta el koyuyor ve işçi tüm inisiyatifi şirkete bırakmak zorunda kalıyor.

(Çeviren: Eren Can)

www.evrensel.net