OHAL’de hayat KHK’liler konuşuyor: Dayanışmak bir eylem biçimidir

Görsel: Ohal'de Hayat kitap kapağı - Belge Yayınları

OHAL’de hayat KHK’liler konuşuyor: Dayanışmak bir eylem biçimidir

İhraç edilen 27 kişinin kalema aldığı 'OHAL’de Hayat: KHK’liler Konuşuyor' yazarlarından Savaş Karabulut, hazırladıkları kitabı anlattı.

Savaş KARABULUT*

“OHAL’de Hayat: KHK’liler Konuşuyor” başlıklı eser beraberinde “Mutlaka geri döneceğiz” şiarını da seslendiren birçok yazarı ile haklı haykırışları yaşanmışlıklarıyla birlikte anlatarak okuyucularına sunmaktadır. Günümüzde kitapçılarda okuyucularını bekleyen bu eserde emeği geçen: Belge yayınevine, editörlerimiz Kemal İnal, Efe Besler ve Batur Talu’ya, kitap hazırlık sürecinde emeği geçen emekçilere ve kitapta kendi “hikayelerini” anlatan yazarlara böyle bir çalışma da yer aldığım için çok mutlu olduğumu belirtmek ve emeği geçenlere teşekkür etmek istiyorum.

Yayınlanan bu eser KHK’liler ile kamu görevinden ihraç edilmiş yüz binlerce emekçi arasından 27 kişinin ihraç öncesi, anı ve sonrasını kendi yaşamlarından kesitler sunarak kaleme aldığı birçok farklı yaşanmışlığı içermektedir. Yaşanmışlıklar bakımından geçmiş kuşakların yaşadığı faşist askeri darbelerden kendini ayrı kılmayan bu dönem, gelecek kuşakların yaşamamasının bir temenni olarak kalmamasının da yeterli olamayacağı bir çığlıkla ifade edilebilecek ve bu düsturu dünya ile “nasıl mücadele edildiğine” dair pratik notları da içerecek tarihsel bir belge niteliğini de taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Okuyucularının çoğu zaman yazılanlarda kendilerini göreceği, kimi zaman duygulanacağı ve bazen de yaşama hakkının bu denli nasıl gasp edileceğinin kolay olduğunu rahatlıkla görebilecekleri anlatılar, sizlere çok uzak durmayacağını düşünüyorum.

‘YAZARLARININ BİRÇOK ORTAK NOKTASI BULUNMAKTADIR’

Bu notlar ayrıca “Hayat Denilen Kavga’nın” çoğu zaman zorlu olmasına karşın, mücadelesiz de hiçbir zaferin kazanılmayacağını yazarlarının anlatıları ve delilleriyle kendini göstermektedir. Böyle bir dönemde “OHAL ve KHK” ile zorunlu yaşama süreci, anti demokratik uygulamalarla neredeyse her şeyi yasaklayan bir korku toplumunu da beraberinde yarattı. Demokles’in kılıcı gibi iktidar aygıtını elinde bulunduranlar OHAL’i yedi kez uzatarak bir baskı imparatorluğunu saraylarıyla taçlandırdı. Kurdukları istibdat rejimini kabul etmeyenlerin KHK’liler ile saf dışı bırakılacağı, yaşam alanlarından uzak kalacağı, sosyal haklarının askıya alındığı ve çalışma hakkının gasp edildiği bir dönemi de işaret etmektedir. Her seferinde ihraç edilmeyenlerin ihraç listelerinde “acaba benim de adım da var mı?” diye korkarak baktığı ve ihraç edilenlerin ise durumu bir arkadaşının “doğru mu? duyduklarım ile başlayan..” telefon konuşmaları ile (benim gibi) öğrendikleri karanlık bir süreçti. Kimileri barış talebi, kimileri muhalif kimlikleriyle ve kimilerini de toplumsal mücadelesi nedeniyle, anayasanın tozlu raflara kaldırılarak yok edildiği bu karanlığın aydınlanması “derin çetelerin” bertaraf edilmesi ile mümkün olacağı su götürmez bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Akademisyen, mühendis, sosyolog, öğretmen, müzisyen, hakim, büro emekçisi ve hekim gibi birçok farklı alanda iş gören emekçiyi buluşturan bu eser aynı zamanda iki milletvekilinin de yaşadıklarını kaleme aldığı ve kendi dilleriyle ihraç sürecini anlattığı bir eserdir. İdeolojik konumlanışı bir kenara bırakarak, ister beyaz ister mavi yakalı olsun, sadece emek ve emekçi gözüyle bakan yazarlarının birçok ortak noktası bulunmaktadır.

Her birinde işsizlik ve iş güvencesi sorununu el aldığı, işsizlik sürecinin daha önce farklı şekillerde yaşadığı, ihraç öncesi idari/adli soruşturmalar geçirdiği, toplumsal mücadelede yer aldığı, barış savunucusu olduğu ve günümüzde daha önce yapmadığı işleri yaparak ekonomik geçimini sağlamak zorunda kalması gibi ortak noktaların da yaşanmışlıkların ve ihracın nedenlerini de açıklamaktadır. Ayrıca yazarlar başka bir dünyanın mümkün olduğunu da kurdukları “Dayanışma Ağları” ile göstermektedir.

‘EDEBİ BİR DİLLE ANLATMAKTADIR’

Ayrıca bu süreç KHK’liler ve yakınlarına yurtdışı yasaklarını (pasaporta el koyma) ve diasporada yaşamı zorunlu kılacak bir yaşamı da, 1940’larda sıklıkla yapılan tevkifat ve sürgünleri de 21. yüzyılda yeniden yaşatmakta, tarihsel olarak yaşanmışlıkların tekrarını yöneticilerine edebi! bir dille anlatmaktadır.

Gelinen süreçte adalet arayışların en temel ihtiyaç olduğu bir dönemde, KHK’lerle kurulan OHAL rejiminin ve komisyonlarının birer cellat gibi karar verme süreçleri, her gün sonucunu bekleyen KHK’lilerin birer umudu olarak durmadığı da başka bir gerçektir. Diğer bir yandan da bu ülkenin emekçi halklarının vergileriyle okuyan ihraçların, anayasal hakları da çiğnenerek üretim süreci dışında bırakılarak, “yaşayan ölüler” yaratılmak istenmesi de “biat ve itaat etmeyen yok olsun” söylemlerinin artık doğrudan yaşatıldığını da göstermektedir.

Günümüz Türkiye’sinde okuyucularına daha fazla mücadele azmi aşılayacağını düşündüğüm yaşanmış bu KHK’li hikâyeleri, ayrıca yazarlarına ve/veya onları destekleyen STK’lara, gelirlerin paylaşılacağı bir “Dayanışma Çağrısı” niteliğindedir.

*Kitapta “Dayanışmak Bir Eylem Biçimidir” “Bir Mühendisin Eylem Biçimi: Dayanışma” bölümünün yazarı...

www.evrensel.net
ETİKETLER OHAL