'Türkiye-ABD ilişkilerinde 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük kriz'

Fotoğraf: Beyaz Saray

'Türkiye-ABD ilişkilerinde 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük kriz'

ABD ile Türkiye arasındaki krizi değerlendiren Yrd. Doç. Dr. Berk Esen, '2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük kriz' değerlendirmesi yaptı.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

ABD ile Türkiye arasındaki krizi değerlendiren Yrd. Doç. Dr. Berk Esen, “Rahip Brunson’un yargılanması krizin tetikleyicisi olarak gözükse de çok uzun bir süredir iki ülke ilişkilerinin kötüye gittiğini” belirtti. Son dönemde yaşanan olayların iki ülke ilişkilerinde 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük krizi tetiklediğini ifade eden Esen, “Karşılıklı atışma ve restleşme üstünden bakarsak bu yaşadığımız krizin başka bir örneği yok” diye konuştu.

ABD ile Türkiye arasında Rahip Andrew Brunson’un tutukluğunun adli kontrol kararıyla ev hapsine alınmasının başlayan krizin yankıları sürüyor. ABD ile Türkiye arasında çıkan krizle ilgili gazetemize konuşan Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Berk Esen, Rahip Brunson’un yargılanması krizin tetikleyicisi olarak gözükse de çok uzun bir süredir iki ülke ilişkileri daha önce pek görmediğimiz oranda kötü bir çizgide seyrettiğini belirterek şunları söyledi:

“ABD’nin Irak’a olan 1991 ve 2003 yılındaki müdahaleleri ve akabinde oradaki Kürt aktörlerle kurduğu yakın ilişkiler Soğuk Savaş sonrası dönemde iki ülkeyi birkaç defa karşı karşıya getirmişti. Buna ilaveten son dönemde başta Gülen’in iade edilmemesi, Suriye’de PYD’ye ABD’nin verdiği askeri destek, ve Zarrab davası olmak üzere birçok noktada iki ülke yönetimleri arasında ciddi fikir ayrılıkları ortaya çıktı. Bu esnada özellikle Suriye’de PYD’yi tehdit unsuru olarak gördüğü için Türkiye’nin son yıllarda Rusya ve İran’a yakınlaşması, Rusya ile askeri ve ekonomik ilişkilerini daha yüksek bir seviyeye çıkarması ve iç siyasetteki otoriter dalga ABD’de birçok siyasi çevreyi kaygılandırıyordu. Mesela Amerikan Kongresi’nin son dönemde Türkiye aleyhinde birçok karar aldığını gördük. Rahip Brunson’ın durumunu epey bir zamandır devam eden bu gerilim sürecinin artık bir patlama noktasına gelmesi olarak okuyabiliriz. “

ÇOK DAHA RİSKLİ VE BELİRSİZ BİR DÖNEM

Fotoğraf: Berk Esen

Kriz iki ülke açısından değerlendiren Esen şu değerlendirmede bulundu:

“İki ülke arasındaki bariz ekonomik ve askeri güç farkı nedeniyle bu krizin kısa ve orta vadede Türkiye’yi çok daha fazla etkileyeceğini söylemek abartı olmayacaktır. ABD açısından Soğuk Savaş döneminden beri iyi ilişkilere sahip olduğu ve Ortadoğu’da güvenlik politikasını üstüne inşa ettiği bir ülkenin kendisinden uzaklaşması tabii ki bir kayıptır. Ama özellikle kısa vadede ABD, bölgedeki Mısır, Ürdün, ve Suudi Arabistan gibi Sünni rejimlerle ilişkilerini geliştirerek bu boşluğu kapatabilir. Türkiye açısından ise çok daha riskli ve belirsiz bir döneme girildiğini söylemek gerekir. Krizin Türkiye açısından birkaç temel boyutu var. İlki iki ülke arasındaki gerilimin Türk ekonomisinin üzerinde yaratmaya başladığı negatif etki olacak. Türkiye’nin cari açığını ve özel sektör borcunu kapatmak için acilen ve sürekli olarak dış kaynağa ihtiyacı var. ABD ile yaşanan kriz ve bunu takip eden karşılıklı restleşmeler Türkiye’ye dış piyasalardan akan kaynağı azaltacağı ve ekonomik duruma dair kaygıları ise arttıracağı için ekonomik buhranı daha büyütecektir. Bu krizin arkasından Halkbank’a gelebilecek olası bir ceza yaşanan ekonomik sıkıntıları çok daha yüksek bir seviyeye çıkarabilir.”

TÜRKİYE GÜVENLİĞİ RİSKE ATIYOR

ABD’ye alternatif olarak gösterilen Çin ve Rus rejimlerinin Türkiye’ye ne kadar kaynak aktarabileceği ve Türk ürünlerine ne kadar pazar yaratabileceği şu an için çok belirsiz olduğunu belirten Esen devamla şunları söyledi:

“Ama tabi bir de bu krizin Türkiye’nin dış politikasına ve savunma stratejisine getireceği negatif etkiden bahsedebiliriz. Türkiye 2. Dünya Savaşının hemen sonundan başlayarak kendini ABD merkezli savunma bloğunun içinde bulmuş ve 1952 yılından beri NATO’nun aktif bir üyesi. ABD ile son dönemde yaşanan krizler giderek iki taraf açısından da Türkiye’nin NATO’daki varlığının tartışmaya açıldığı bir durum yaratıyor. Türkiye, bağımsız bir ülke olarak tabii ki ulusal çıkarları doğrultusunda gerekirse tek başına hareket edebilmeli. Fakat öte yandan Ortadoğu’nun içine girdiği şu karışıklık ortamında Türkiye’nin bölgede tek başına ne şekilde hareket edeceği ve bunun olası ekonomik maliyeti ciddi bir soru olarak önümüzde duruyor. ABD’ye alternatif olarak Erdoğan yönetiminin zaman zaman ortak hareket ettiği Rusya ve İran yönetimleriyle Türkiye’nin hem tarihsel hem de günümüzde bazı konularda ciddi görüş ayrılıkları var. Mesela Kafkasya’dan Kırım’a kadar Türkiye ve Rusya’nın stratejik pozisyonları neredeyse birbirleriyle zıt bir çizgide. Ayrıca Suriye’de bile Rusya’nın Esad rejimine hâlâ güçlü bir şekilde destek verdiğini düşünürsek Rusya’nın Türkiye açısından kısa ve orta vadede çok da güvenilir bir müttefik olamayacağını söyleyebiliriz. Türkiye, Batı ve Rusya arasında takip ettiği denge politikasını giderek Batı’dan uzaklaşarak bozduğu oranda kendi güvenliğini ve demokratik yapısını riske atmış olacak.”

‘KRİZİN BAŞKA BİR ÖRNEĞİ YOK’

ABD Başkanı Donald Trump’ın Rahip Brunson vakasını Kasım’da ABD’de yapılacak ara seçimlerde bir koz olarak kullandığı iddiasını biraz abartılı bulan Berk Esen, “Türkiye, ABD kamuoyunda seçimleri bu şekilde temelden etkileyecek kadar önemli bir yer kaplamıyor. Fakat, tabii ki Rahip Brunson’ın Türkiye’de bir seneyi aşkın bir süredir yargılanıyor olması ABD’de evangelik grupları harekete geçirmiş durumda. Bu grupların çoğunun Trump’u desteklediği için Trump yönetiminin bu noktada kendi seçmenlerinden belli oranda baskı ile karşılaştığını söyleyebiliriz. Ayrıca Türk hükümetinin Rahip Brunson’ı sık gündeme getirmesi Trump yönetimi ve ABD siyasi çevrelerinde onun pazarlık konusu haline getirdiğini düşündürtüyor ve tepki çekiyor” ifadeleriyle değerlendirdi.

Son dönemde yaşanan olayların iki ülke ilişkilerinde 2. Dünya Savaşından sonra yaşanan en büyük krizi tetiklediğini düşünen Esen, “Soğuk Savaş döneminde Kıbrıs sorununun iki ülkeyi karşı karşıya getirdiği ve hatta 3 sene boyunca ABD Kongresinin Türkiye’ye silah ambargosu koyduğunu ve Türk hükümetinin buna cevaben ABD üslerini bir süreliğine kullanıma kapattığını biliyoruz. Fakat bu dönemde bile Amerikan ve Türk yönetimleri arasında yakın ilişki ve sık görüşme süreci vardı. Karşılıklı atışma ve restleşme üstünden bakarsak bu yaşadığımız krizin başka bir örneği yok” diye konuştu.

‘ORTADOĞU’DA SIKINTILI BİR DÖNEME GİRDİĞİMİZİN İŞARETİ’

Berk Esen, ABD’nin İran’ın ardından Türkiye’ye yaptırımlara başlamasının Ortadoğu’ya özellikle Suriye’ye yansımasına ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu:

“Trump yönetiminin İran yönetimiyle Obama döneminde yapılan anlaşmadan çekilmesi ve Erdoğan rejimine yönelik giderek sertleşen bir politika benimsemesi Ortadoğu’da sıkıntılı bir döneme girdiğimizin işareti oldular. Trump yönetiminin yanına Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi Sünni çoğunluğa sahip ülkeleri alarak İran karşısında antiŞii bir cephe oluşturmaya çalıştığını biliyoruz. İran’a karşı getirilen yaptırımların oradaki rejimin şahinlerini güçlendirmeye yol açabilir. Ayrıca İran’ın ambargo sonrası zayıflayan ekonomisi ülke içinde rejim aleyhinde yeni bir protesto dalgasını tetikleyerek hem İran’ı hem de bölgeyi giderek daha istikrarsızlaşan bir döneme sokma riski taşıyor.”

AB VE ÇİN’E KARŞI HAMLE

Türkiye’nin Rusya’dan almaya çalıştığı S-400 füzeleri nedeniyle belli askeri yaptırımlar geldiğini belirten Berk Esen, devamla şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump’un 3 gün önce Twitter’dan açıkladığı Türkiye’den ithal edilen demir-çelik ürünlerine gümrük vergi artırım kararını ise bir ekonomik ambargodan ziyade uzun süredir AB ve Çin karşısında yürüttüğü ticaret savaşında yeni bir hamle olarak görüyorum. Zamanlaması Rahip Brunson vakasıyla çakıştığı ve Trump tarafından hayli suçlayıcı bir şekilde yapıldığı için işin ticari yönü Türk kamuoyunda çok tartışılmadı. Fakat Trump iktidara geldiğinden beri daha korumacı bir ticaret politikasını yürürlüğe koymaya çalışıyor ve bu Türkiye gibi bir çok ülkeyi negatif olarak etkilemeye başladı. Erdoğan yönetimiyle Trump yönetimi arası siyasi ve askeri uyumsuzluklar bu ticaret savaşlarının üstüne gelerek onun etkisini Türkiye açısından daha tehlikeli hale getirmiş gibi duruyor.”

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Ağustos 2018 01:30
www.evrensel.net