Mahpus kadınlar en temel haklara erişemiyor

Fotoğraf: Pixabay

Mahpus kadınlar en temel haklara erişemiyor

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği'nden Duygu Doğan, cezaevi koşulları ve mahpus kadınlar ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

Elif Ekin SALTIK
İstanbul

Türkiye’de sık sık hak ihlalleriyle gündeme gelen cezaevlerinde koşullar, OHAL dönemiyle birlikte daha da ağırlaştı. Kapasitesinin çok üzerinde dolan cezaevlerinde kötü muamele ve işkence iddiaları arttı. Mahpusların çıplak aramaya maruz kalması, sevklerin zorlaştırılması, hasta mahpusların uzun süre tedavi edilmemesi, beslenme, barınma, hijyen gibi temel ihtiyaçların karşılanmaması, 0-6 yaş arası çocukların kreş bir yana pişik kremi gibi ihtiyaçlarının bile giderilmemesi gibi bir çok uygulama kitle örgütlerinin, siyasi partilerin cezaevi komisyonlarının raporlarına da yansıdı.

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleriyle ilgili çalışmalar yürüten kitle örgütlerinden biri de Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği. Pek çok mahkumun mektup yazarak sorunlarını ilettiği derneğin çalışanlarından Duygu Doğan, cezaevlerindeki kadın ve çocuklar ile LGBTİ+ bireylerin yaşadığı ihlallere ilişkin sorularımızı yanıtladı. Türkiye’de ceza infaz sisteminde verilen cezaların yeterli olmadığı gibi bir algı olduğunu belirten Doğan, “Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ikinci bir cezalandırma yöntemine karşılık geliyor” dedi.

Bugün cezaevlerinde ne kadar mahpus var, bunun kaçı kadın ve çocuk?
7 Şubat 2018’de Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna yaptığı bir sunumda verdiği verilere göre; şu an 386 kapalı ve açık ceza infaz kurumu var. Bunların tamamındaki mahpus mevcudu 235 bin 888. Yine cezaevlerindeki hapishanelerdeki fazla mahpus sayısının ortalama 27-28 bin olduğu belirtiliyor bu verilerde. Kişi sayısındaki hızlı artış nedeniyle her ay denetimli serbestlikten yararlananların da arttığını görüyoruz. Kadın, erkek, çocuk toplam mevcutta 179 bin adli, 53 bin siyasi tutuklu ya da hükümlü mahpusun 10 bini kadın, 2 bin 949’u çocuk.

Cezaevlerindeki hak ihlaleri daha önce de vardı ancak OHAL döneminde ihlallerin çeşitlenerek arttığına özellikle dikkat çekiliyor. Sizin gözlemleriniz nedir?
Hapishanedeki insan nüfusunun çok hızlı bir biçimde arttığını, OHAL’in de bu süreci biraz katmerlediğini söylemek gerekiyor. Zaten hapishanelerdeki kapasite fazlalığı bir sürü doğal ihlali beraberinde getiriyor. Öncelikle mahpusların insani koşullarda barınmaya dair hiçbir hakkı kalmamış durumda. Örneğin L tiplerinde her odada maksimum 3 kişinin kalacağı bir düzen yaratılmışken kapasite fazlalığından dolayı ranzaya bir kat daha ekleniyor ya da yerlere yatak seriliyor. Yemeklerin kalitesinin düştüğü; zaten mahpusların çoğunun ciddi ekonomik zorluklarla yaşamlarını idame ettirdiği bir durumda, kapasite fazlalığı nedeniyle ücretsiz olması gereken temel hijyen ve besin maddelerinin ulaşılabilirliği çok zor oluyor. Yani nüfus artışının da etkilediği bir ihlaller silsilesi meydana geliyor.

OHAL öncesinde koşullar nispeten iyiydi. OHAL ile meşrulaşan bütün o güvenlik tedbirleri ve bütün o güvenlik söylemi altında defakto bazı uygulamalar ortaya çıktı. Mevzuatta olan ancak nispeten “normal ve barışçıl” bir ortam sağlamak adına uygulanmayan bazı şeyler ceza sistemi içerisinde bir cezalandırma yöntemi gibi kullanılmaya başlandı. Örnek verecek olursak; kimlik kartının sürekli üzerinde taşınması, hapishaneler arası sevklerde kişilerin birçok kez aranması, çıplak aramaya, insan onuruna yakışmayan aramalara maruz kalmaları... OHAL süreci ile birlikte siyasi mahpusların eğitime erişim hakkı tamamen engellendi. Sınavlara giremiyorlar ve hiçbir haktan faydalanamıyorlar. OHAL’in kalkmasıyla bu problemin düzelebileceğini düşünüyoruz. Fakat eğitim hakkının engellenmesi gibi, görüşlerin ayda birden iki ayda bire çıkarılması, avukat görüşlerinin sınırlandırılması gibi bütün cezaevlerinde yaşanan bazı sorunlar var.

Bu dönemde özelikle kadınların en fazla karşılaştığı hak ihlalleri neler?
Kadınların sosyal çevresiyle ilişkisi, bağı tamamen kopuyor. Örneğin ailesi uzak şehirlerde olan mahpuslar aileleriyle görüşemiyor. Bir yıl bazen daha uzun süre kimseyle görüşemeyen mahpuslar var. Ancak ailenin ekonomik imkanı varsa ayda bir görüşebiliyor, ama bu da OHAL döneminde iki ayda bire çıktı. Bunların hepsi defakto tecrit, izolasyon anlamına geliyor. Çocuklarıyla görüşemeyen, velayetle ilgili sorunlar yaşayan kadınlar var. Ekonomik imkanları bulunmayan kadınların boşanma, velayet gibi konularda adli yardım gibi birtakım şeylerden faydalanması neredeyse imkansız. Kadınların adli yardıma başvurması bile aylar sürüyor. Bütün bu erişememezlik durumu kişilerin psikolojisi açısından yıkıcı sonuçlara sebep olabiliyor. Büyük bir uğraş, neyle karşılaşacağını bilememe, belirsizlik, adalete erişimin çok geç olması mahpus kadınların psikolojisini etkiliyor.

Bunun dışında kadınların psikososyal hizmetlerden faydalanabilmesi gerekir. Hapishane koşullarının kadınların üzerinde yarattığı sıkıntılar için destek alabilecekleri birimler mevcut, mevzuata göre mevcut da olmalı. Ama bunların ne kadar çalıştığı konusunda hakikaten çok şüphe var. Mesela çocuğuyla görüşemeyen kadının, nasıl görüşebileceğine dair bir bilgiyi alabileceği bir yer olmalı. Ama bu hizmetlerin işlemediğini görüyoruz.

LGBTİ+ mahpuslar açısından durum nasıl?
LGBTİ+ bireyler açısından ilk olarak ön yargıları söyleyebiliriz. Pek çoğu hapishanedeki ön yargılar ve kapasite artışı nedeniyle, idareye de kolay geldiği için, koğuşta kalması gerekirken hücrelerde tutuluyor. İstedikleri gündelik giysilere, epilasyon, ağda gibi ihtiyaçlara erişmesinde ciddi sıkıntı yaşıyorlar. Ayrıca cinsiyet değişim uyum süreci için başvuran transların hastane sevklerinde, hormon tedavilerine erişebilmelerinde de sorunlar yaşanıyor; özel ihtimam gösterilmesi gereken kişiler kötü muameleye maruz kalıyor.

Ya anneleriyle birlikte cezaevinde kalan 0-6 yaş arası çocuklar...
Anneleriyle birlikte cezaevinde hapishanelerde kalan 0-6 yaş çocuklar da cezalandırılıyorlar. Oysaki hapishaneleri çocukların ebeveynleriyle birlikte kalabilecekleri şekilde düzenleyebilmek mümkün. Ya da çocukların dış dünyayla bağını kuracak şekilde düzenli olarak kreşe gitmelerinin sağlanması gerekiyor. Örneğin Bakırköy’de FETÖ’den yargılanan ya da yargılanmış olan kadınların çocuklarının kreşe götürülmediği gibi haberler alındı. Teyit edilemedi ama sonuçta basına yansıdı. Teyit edilemedi diyorum çünkü hapishanelerin sivil toplum ve bağımsız kurumlar tarafından denetlenebilmesinin imkanı yok.

Yine çocukların gelişimine uygun beslenme koşullarına genellikle erişilememesi gibi sorunlar yaşanıyor.

SAĞLIK, EĞİTİM VE HABERLEŞME HAKKI ENGELLENİYOR

Mahpuslar derneğinize en çok hangi sorunlarla başvuruyor?

Öncelikle bilgiye erişim son derece kısıtlanmış, haberleşme hakları engelleniyor. Televizyon, radyolar, gazeteler engelleniyor... Bir dönem duymuşsunuzdur bütün kişisel radyoları topladılar ve uzun dalga frekansları kapatıp radyoları geri dağıttılar, bu Türkiyeli olmayan mahpusların uluslararası haber bültenlerine, radyo kanallarına erişimini tamamen kaldırmış oldu.

Başka bir durum da kadınların cezaevine girdikten sonra çok hızlı bir biçimde hastalanması. Sağlık hakkına erişimde yaşanan sıkıntılar nedeniyle hastalıkların daha da katmerlendiği sorunlar silsilesi ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Özellikle böbrek hastalıkları, bağırsak hastalıkları ortaya çıkıyor. Bunların önemli bir kısmı beslenme ile ilgili. Çölyak hastası olan bir sürü mahpus biliniyor ve hiçbir şey yapılmadığı için ilerleyen süreçte kolon kanserine kadar giden hastalıklar yaşayabiliyorlar. Hamile kadınların, yeni doğum yapmış kadınların, ciddi ameliyatlar geçiren, ağır hastalıkları olan kadınların OHAL’de güvenlik söylemi ile gerekçelendirilerek çok ciddi ihlallere uğradığını gördük. Üç gün yoğun bakımda tutulması gerekirken hemen hastane içinde mahpusların alındığı yere götürülmesi, kaldırılmaması gerekirken kaldırılması, ailenin refakatinin engellenmesi, yeni doğum yapan kadınların hemen gözaltına alınması ya da doğuma kelepçeyle götürülmesi...

Bu ihlallerde sadece hapishane alanında çalışanların değil sağlık çalışanlarının da ihmalleri olduğunu düşünüyoruz. Çünkü doktorun raporlaması gerekiyor ama sağlık çalışanları raporlamayı reddedebiliyor.

Sağlık, eğitim, beslenme, hijyen ürünlerine ulaşım, bilgiye erişim, haberleşme, ifade özgürlüğü, yakınlarla görüşme... Bunların hiçbiri temel ihtiyaçlar dışında tutulamaz. Mahpus bir fiilden dolayı ceza çekiyorken bu ceza yeterli değilmiş gibi davranılıyor, koşullar ağırlaştırılıyor.

Son dönemde gelen mektuplarda dile getirilen şikayetler arasında çarpıcı örnekler var mı?

Çok ilginç bir örnek var; bir hapishanede kadınlara gönderilen ikinci el kıyafetler kabul edilmediği, birinci el olsa bile üzerinde fiyat etiketi bulunmuyorsa kadınlara verilmediği gibi. Mahpusların çoğunun yoksul olduğunu, pek çoğunun çalışmıyor, çalışanların da zaten çok düşük ücretlerle çalışıyor olduğunu hesaba katmayan, sebebini de anlayamadığımız çok garip bir uygulama bu. Mektupların ulaşıp ulaşmadığı ya da sansürlenerek gönderildiği örnekler de mevcut. Mesela Elazığ’da çok ciddi hastalıklarla boğuşan bir sürü kadın var. Ne revirden ne hapishanenin kendi içindeki doktordan ne de şehirde bulunan hastanelerden hizmet alabildiklerine dair mektuplar, başvurular oldu yakın zamanda bize. Bunun sebeplerinden biri de kelepçeli muayene. Bütün getir götürlerde arama yapılması, bunun gibi şeyler...

‘MAHPUSLARIN BAŞVURULARI CEZALARINA GÖRE DEĞERLENDİRİLİYOR’

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği çalışanı Duygu Doğan (Fotoğraf: Evrensel)

En çok şikayetin geldiği, en çok ihlalin yaşandığı cezaevleri hangileri?
Hemen her hapishanede ihlal yaşanıyor. Örneğin Elazığ Cezaevinde çok spesifik bazı problemler yaşanıyor. R tipi denilen ve hasta mahpuslar için tasarlanmış olan Elazığ Cezaevi bugün Elazığ Kadın Hapishanesine çevrilmiş durumda. Burada yaşanan bazı problemleri biliyoruz. Bunlar basına da yansıdı, biz de mahpuslarla mektuplaştık. R tipi olduğu için özel hayatın gizliliği ve mahremiyet olgusunu zedeleyecek bir kamera sistemi olduğunu; dolayısıyla kadınların rahat giyinip soyunamamaya varacak derecede rahatsız olduklarını biliyoruz. Şu an hasta mahpuslara özel çalışmadığı için burasının yeniden kadın hapishanesine göre düzenlenmesini talep eden başvurular yaptık.

Tarsus’ta da son 1 yıldır süregiden bir sürü sıkıntı var. Heyetlerin hapishaneye alınmadığı durumlar ortaya çıkıyor. Kötü muamele, fiziksel, psikolojik şiddete dair bir sürü başvuru alıyoruz. Mahpusun yaptığı başvurular, işledikleri fiillere, aldıkları cezalara göre değerlendirilebiliyor. Zaten cezasını çekiyorken keyfi olarak ikinci bir cezalandırma sistemine maruz kalıyor.

Şakran’la ilgili en önemli sorunlardan biri sevklerin aylar sürüyor olması. Bir mahpus vardı ciddi bir diş hastalığı çekiyordu ve bu kadının sağlık sorununu çözebilmesi 8 ay sürdü; 8 ay boyunca bir insanı diş ağrısıyla baş başa bırakmamalısınız. Bırakılıyorsa bunun sorumlularıyla ilgili bir şey yapılması gerekir. OHAL boyunca çok sık rastladığımız keyfi disiplin cezaları var. Çok kolay bir biçimde verilen, kişilerin şartlı tahliyelerinin yanmasına neden olan, personelle mahpuslar arasındaki kişisel ilişkilerin bütün o ceza sisteminin içine nasıl nüksettiğini gösteren ciddi problemler...

Hasta ve yaşlı mahpuslar var; Tarsus’ta Sise Bingöl, Elazığ’da Halime Acar... 16. maddeden faydalanılarak cezalarının ertelenmesi mümkün. Hastanelerin bütün bu cezalandırma sisteminin çarpıklığıyla nasıl bir işbirliği yaptığı da devreye giriyor burada. Hastanede heyetlerin verdiği raporlarla hastaların tedavi edilebilmesi, doktorların kişilere ön yargılı davranmaması gerekiyor.

ULUSLARARASI KONFERANS: HAPSETMENİN ALTERNATİFLERİ

Duygu Doğan Türkiye’de ceza infaz sistemi içindeki cezalandırma yöntemi olarak hapsetmenin kendisini sorgulamak gerektiğini düşünüyor. Böyle bir tartışma yürütmek için ise Kasım 2018’de dernek olarak hapsetmenin alternatiflerini tartışma istedikleri bir uluslararası konferans düzenleyecekler. Dernek bu konferans ile mevcut uygulamaları ve sorunları görünür kılarak çözümüne dair önerileri ve eleştirileri açığa çıkarabilmeyi; bunun yanı sıra hapsetmenin tek cezalandırma yöntemi olduğu fikrini tartışmaya açarak alternatif yöntemleri konuşabilmeyi amaçlıyor. Konferansa makale ya da poster sunum ile katılmak mümkün. Kişiler sunum yapabileceği gibi sunumlar çerçevesinde yürütülecek tartışmalara katılarak da katkı sağlayabilirsiniz.

Konferansla ilgili daha detaylı bilgiye ulaşmak için: http://www.tcps.org.tr/?q=content/cissttcpsten-uluslararası-konferans

Hafta içi 10:30-18:00 saatleri arasında açık olan hat üzerinden mahpuslar ya da mahpus yakınları
mahpus hakları konusunda danışmanlık alabilirler

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Ağustos 2018 22:05
www.evrensel.net