Derin bir medya analizi: Günahlarımızda yıkandık

Günahlarımızda Yıkandık kitap kapağı

Derin bir medya analizi: Günahlarımızda yıkandık

Hürriyet gazetesi Okur Temsilcisi Faruk Bildirici, son yayımlanan kitabında Türkiye medyasının bir anlamda röntgenini çekmiş.

Niyazi DALYANCI

“Günahlarımızda Yıkandık” Hürriyet gazetesi Okur Temsilcisi Faruk Bildirici’nin son yayımlanan kitabı. Bildirici kitabında Türkiye medyasının bir anlamda röntgenini çekmiş. “Günahlarımızda Yıkandık” şimdiye kadar medya konusunda yayımlanan birçok kitaptan farklı. Çünkü medya ile ilgili dört ana öğeye bir arada yer veriyor ve bunu örneklerle yapıyor. Bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz:

1- Gazeteciliği evrensel kural ve ilkeleri,
2- Bu ilkelere uyulmaksızın yapılan gazeteciliğin örnekleri. İlke ve kurallara uymayan meslektaşlar uyarıldıklarında nasıl tepki veriyorlar.
3- Az da olsa duyarlı okurların ilke ve kural dışı yapılan haberlere verdikleri tepkilerin örnekleri,
4- Toplumsal ve siyasal değişikliklere koşut olarak haber ve gazete içeriklerinin nasıl değiştiği konusunda örnekler.

Kitabın konuların içeriğine göre bölümlere ayrılması okuma kolaylığı sağlıyor. “Ayrımcılık ve Nefret Söylemi”, “Şiddetin Sıralanmasına Katkı,” “Silahları Övmenin Cazibesi,” “Polis Bakışıyla Polisiye Haberler”, “İş Dünyasına Güzellemeler”, “Reklam Kokan Sayfalar” gibi içerikler çok sayıda bölümde bir arada sunuluyor.

“Gazeteciler birilerini, özellikle de toplumdaki güç odaklarını memnun etme değil, tam tersine gerektiğinde hoşnutsuz etmekle yükümlüdür. Nereden gelirse gelsin bütün yanlışlara kafa tutmalı bu mesleğin erbapları.”

Kitabın daha ilk sayfalarında bu paragrafı okuduğumda, kitaptaki yazıların tümünün Hürriyet’te yayınlanıp yayınlanmadığı konusunda kuşkuya düştüm. Bildirici’yi telefonla arayıp sordum. “Yalnızca bölüm girişlerini yeniden yazdım.  Özel Uçak Gazeteciliği bölümü dışındakilerin tümü gazetede yayınlanan yazılardır” dedi.

Van depreminden sonra dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhabirleri panikleyen vatandaşları ekrana getirmemeleri konusunda uyarısı üzerine de şöyle yazmış Bildirici:

“Zira ‘editoryal bağımsızlık’ dediğimiz kavram, sadece yazı işlerinin gazete sahibine, siyasi iktidara, güç odaklarına karşı bağımsızlığını içeren bir kavram değil. Aynı zamanda muhabirin de bağımsızlığını ve gördüğü, duyduğu, araştırıp bulduğu bilgileri hür iradesiyle, hiçbir engellemeyle karşılaşmadan özgürce yazmasını içerir. Sahadaki muhabirin haberi nasıl yazması gerektiği konusunda siyaset kurumundan gelen bir otosansür tavsiyesi, bu açıdan sakıncalar yaratabilir.”

Bildirici kitap boyunca gazeteciliğin bu tür evrensel kurallarını sık sık Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi” gibi metinlere de gönderme yaparak verdiği örneklerin arasına yerleştiriyor.

Örneğin gizli yöntemlerle elde edilmiş kayıtlar konusunda, “Bağımsız bir gazeteci, bu kayıtların yayınlanmasından kimin rahatsız olacağına, ya da yasalara uygun olup olmadığına bakmamalı. Öncelikle toplumun o bilgiyi öğrenmesinde yarar olup olmadığını değerlendirmeli,” diyor.

KURAL TANIMAYAN MESLEKTAŞLAR

Örnekler ise hayli çarpıcı. Kendi işlettiği, gecesi 170 avro’luk ‘Detoks Merkezi’nin duyurularını hazırladığı sağlık sayfasına yerleştiren doktor mu istersiniz, reklam panolarında boy gösteren muhabirler mi istersiniz, şirketlerin masraflarını karşıladığı yolculuklardan sonra şirketin ürünlerine güzelleme yazıları kaleme alanlar mı istersiniz, tümü kitapta var. Ben burada isim vermiyorum ama isteyen kitabı alır okur.  

Bu meslektaşların uyarıldıklarında verdikleri tepkiler de kitapta yer alıyor. “Beni kimse uyarmadı ki, ben (reklam) anlaşmasını yaptıktan sonra ilkeler açıklandı. Geriye dönük yapabileceğim bir şey yok” gibi ya da “Gazetem Hürriyet’in, yazarlarının reklamlarda görünmesine olumlu bakmayan yaklaşımını saygıyla karşılıyorum... Toplumu düzenli ve güvenli su içme konusunda bilinçlendirmeyi hedefleyen bu kampanya ile ilişkili işbirliğinin iki yıl önce başlatıldığını ve üç yıl daha süreceğini belirtmek istiyorum.”

OKUR TEPKİLERİ

Kitaptaki en çapıcı okur tepkilerinden birisi, “Tek atışta MİG düşürdüm” başlıklı habere gelmiş. Abdullah Tebrizli adlı okur “Hatırlarsanız, bir Türk gazeteci, Saraybosna savaşında eline silah alıp bir Sırp askerini vurmuş, gazetesi de bunu manşet yapmıştı, dedikten sonra Hürriyet’in muhabirinin de MİG uçağı düşürmesi ve bunun manşet olması arasındaki koşutluğu eleştiriyordu.

Okur tepkileri de geniş bir yelpazeye yayılıyor. Bunlar arasında siyasal ideolojinin ‘liberalleşmesine’ koşut olarak değişen gazete içeriklerini protesto eden okurlar da dahil.  Zonguldak’tan Tunca Balat 27 Ocak 2013 tarihinde 15 bin maden işçisinin taşeron şirketleri protestosunu okura yansıtmaya değer bulmayan Hürriyet’i eleştiriyor. Bildirici verdiği yanıtta bu haberin çok az sayıda gazetede yer aldığını belirterek, “Bir gözlem olarak, son yıllarda ana akım medyanın kitlesel eylemlere uzak durduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım,” diyor.

Madalyonun öbür yüzü ise İş Dünyasına Güzellemeler bölümünde: “Günümüzde ekonomi haberlerinin yönünü belirleyen, iş dünyası ve ekonomi yönetimi ile içli dışlı ilişkiler. Reklam verme gücü, haber değerini belirleyen ölçütlerden ilki haline geldi. İşveren örgütleri yöneticilerinin demeçleri sayfalar kaplıyor, gazeteciler onların sorunlarını kendi sorunları gibi savunuyor ama işçi sendikalarının sorun, açıklama ve eylemleri nadiren haber olabiliyor.”

Bildirici’nin kitabında sayısız örnek var. Kitabın en etkileyici yanı, uygulama ile ilke ve kurallar arasındaki bağdaşmazlığı gözler önüne sermesinde. Kitabın adı “Günahlarımızda Yıkandık.” Arınıp arınılamadığından Bildirici de pek emin değil ki, tanıtım metninde kararı okura bırakıyor. Bir üst yapı kurumu olan medya, kaçınılmaz olarak toplumsal yapı ve ideolojinin çarpıklıkları ile sakat. Bu düzen sürdürdükçe, bırakın arınmayı daha çok kire bulaşmak kaçınılmaz.

“Günahlarımızda Yıkandık” Türkiye medya tarihiiçin önemli bir başvuru kitabı niteliği taşıyor.

Son Düzenlenme Tarihi: 09 Ağustos 2018 17:43
www.evrensel.net