Elif'in anısına: Ölü mü denir şimdi onlara

10 Ekim Ankara Katliamı'nda hayatını kaybeden Elif Kanlıoğlu (Fotoğraf :Evrensel)

Elif'in anısına: Ölü mü denir şimdi onlara

Sedat Başkavak, 10 Ekim Ankara Katliamı'nda yaşamını yitiren Elif Kanlıoğlu'nun doğum gününde, 'Elif'in anısına' yazdı.

(Elif’in anısına)

Bazı fotoğraflar vardır, insanın aklında öylece durur. Ne zaman, ne de her gün doğan güneş aklımıza kazınan bu fotoğrafları solduramaz da. Kaydedildiği gün ki gibi kalır.

Benim hafızamda da böyle iki fotoğraf var. Biri 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden Elif Kanlıoğlu’nun fotoğrafı. Hepimiz hatırlarız o fotoğrafı. Siyah elbisesinin açık omuzlarını tül şalıyla hafif kapattığı, inci gibi sıralı dişleri ve ışıl ışıl gözleri ile insanın içini ısıtan bakışlarını görürüz Elif’in. Fotoğraf siyah beyazdır ama renkleri gibi donuk değil capcanlıdır, sanki Elif yaşıyormuş ve o fotoğraf karesinden çıkıp gelecekmiş gibi.

Hafızamdaki ikinci fotoğraf Alan Kurdi’nin cansız bedeninin tıpkı ölü bir balık gibi sahile vurarak yerde yüzükoyun yatan fotoğrafıdır. Üzerindeki kırmızı tişörtü ve lacivert şortuyla fotoğraf renklidir ama çocuğun hayatı gibi donuk, gören herkes için renksiz ve soluktur.

Biri, dünyanın pek çok yerinde savaş ve çatışmaların öncelikle çocukları vurduğu ve onların geleceğini karattığının bilinciyle barış talebiyle gittiği Ankara’da katliama uğramış. Diğeri, topraklarında yok olan barışın ve baş gösteren savaşın sonuçlarından biri olarak soğuk sularda nefesi bitivermiş bir küçük düş.

Kardeşliğin ne kadar elzem olduğunu en iyi Elif’le birlikte Ankara Gar Katliamı’nda hayatını yitirenlerin aileleri bilir. Onun için Elifin babası Ümit Kanlıoğlu “Benim kızım bir Laz’dı. Kürt, Türk, Arap arkadaşlarıyla birlikte öldü” demiştir. Barışın ekmek ve su kadar ihtiyaç olduğunu en iyi Alan Kurdi’nin babası Abdullah Kurdi bilir, çünkü Suriye’de kaçtığı savaştan kurtulmak için bindiği botun batması sonucu sadece küçük Alan’ı değil eşini ve diğer çocuğunu da kaybetmiştir.

Silahların patırtısı, bombaların gürültüsüne karışırken en az duyulan barış isteyenlerin sesi oluyor. Bu günde yaşadığımız budur. Ama gelin görün ki Elif savaşına karşı çıktığı Alan Kurdi’nin ise savaşından kaçtığı Suriye toprakları uzun süren savaş sonrası tarihin ilk yazılı barış anlaşmasına da konu olan topraklardır. Hititler ve Mısırlılar bile savaşın çıkar yol olmadığını görmüşler ve barışmak zorunda kalmışlardır.

Bundan 3300 yıl önce MÖ 1300’lerin başlarında Mısırlılar ve Hititlerin kuzey Suriye topraklarında Kadeş kalesi önlerinde (muhtemelen Humus’un güneyinde) yaptıkları savaş sonrası barışmak zorunda kalmışlardır. Tarihe ilk yazılı barış anlaşması olarak geçen ve daha kâğıdın bile olmadığı o dönemde, kil tablete yazılarak pişirilip, kalıcı hale getirilerek günümüze taşınmıştır, Kadeş Barış Anlaşması…

Kimine göre savaş sırasında yaşanan güneş tutulmasından korktukları için, kimine göre ise günlerce süren savaşın kazananının olmayacağını anladıkları için barışmak zorunda kalmışlar. 3300 yıl önce savaşın anlamsızlığını ve kazananının olmayacağını anlamışlar ama bugün hala savaşlar gündemde ve ülkeler kaynaklarının büyük bir bölümünü silahlanmaya ayırıyorlar.

Oysaki barış istemek ve barış için mücadele etmek o kil tablet gibi gerçek, Elifin gülüşü kadar candan, Alan Kurdi’nin çocuk bedeni kadar masumdur.

Elif’in hayatı Ankara’da bir demir bilyenin kor ateşiyle son bulmadan önce, çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği yer olan Aydın’ın Didim ilçesi, Alan Kurdi’yi babasının ocağından, anasının kucağından kopardığı, egenin soğuk sularında boğularak ölmesinin ardından dalgaların sahile bıraktığı yerdir.

Bu gün 8 Ağustos Elif’in doğum günü. Adı dağlara, taşlara, caddelere ve sokaklara verilen niceleri öldü gitti. Şimdi onları hatırlayan bile yok. Ama Elif ve Alan Kurdi; eşit, özgür, barış içinde kardeşe yaşayacak bir dünya isteyen işçi, emekçi halk kitlelerinin gönlünde hiç ölmedi. Şebnem gibi, Ali Deniz gibi tıpkı Ankara’ya gidip de dönemeyenler gibi.  

………

Öylesine sıkılmış ki yumrukları
İyice sıkılsın yumruklar
Saklansın diye bir armağan gibi bu katilik
Öylesine sıkılmış ki yumrukları
Kimse hüzünlü olmasın
Kimse hüzünlü olmasın diye
Sırası değil huğunun daha.
Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret
Unutulsun bu alışılmış duyarlık
O kadar sade, o kadar kalabalık ki
Unutulmaya değer onların insan gövdeleri
Ve unutulmalı mutlaka
Dolsunlar diye yüreklere
Dolsunlar damarlara.
Ölü mü denir
Ölü mü denir şimdi onlara

(Edip Cansever)

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Ağustos 2018 16:11
www.evrensel.net