Karaburun’dan Nusaybin’e

Karaburun’dan Nusaybin’e

Karaburun Bilim Kongresi’nde bir belediye başkanı… Mardin’in Nusaybin ilçesinden. Ayşe Gökkan, sadece kongreyi ve tartışmaları izlemek üzere değil bir kadın ve bir belediye başkanı olarak yaşadığı deneyimleri de bir sunum biçiminde aktarmak üzere  kongreye katılmış. Evet, kongrenin ana teması “Kapitalizmin kıskacında

Arif Koşar - Can Deniz Eraldemir

Bu bilim kongresi zaten her yıl yapılan bir şey buralarda rutin bir şey. Ancak bana bu konuda e-mail geldiğinde, ben de bu konuda katılım göstermek istedim. İşte, bir kadın kentinden, kadın kotasının olduğu bir kentten geliyorum, bu özellikler bilinerek mi çağrıldım bilmiyorum.

Nusaybin’i kadın kenti olarak mı tanımlıyorsunuz?

Nusaybin BDP tarafından stratejik çalışmalarından dolayı bir kadın kenti ilan edilmiştir. Bizim yaşadığımız tecrübeler iki yönlü. Geldiğimiz coğrafya itibari ile hem Kürt olmaktan kaynaklı hem kadın olmaktan kaynaklı iki kat bir baskıyla karşı karşıyayız. Biz, belediye olarak yaptığımız kadın programlarında bu sorunları gündeme alıyoruz.

Ne tür kadın programları?Bu programların kapsamında neler var?

Biz belediye olarak bir kadın sistemi oluşturmaya çalışıyoruz. Mesela kadın danışma merkezleri, işte kadın üzerine araştırmalar yapan bir kurum, stratejik olarak kadın çalışan sayısını arttırmak, birimlerde kadın sorumlu sayısını arttırmak, cinsiyetçi iş kollarını ortadan kaldırmak… Mesela zabıtada erkek sorumlu olur, bizde kadın sorumlu olur.

Kadın zabıtalar mı ağırlıkta?

Yok, zabıtalardan sorumlu kişi artık bir kadın. Mesela mühendisler genelde erkek olur ama biz kadın mühendisleri işe alarak çalıştık.

Erkek işleri olarak tanımlanan işlerde, Nusaybin için kadınlar çalışıyor diyebilir miyiz?

Evet. Özellikle kadın stratejilerine yoğunlaşıyoruz. Mesela kadın ve sanat, kadın ve kültür, kadın ve araştırma gibi bir sistem. Ayrıca işçilerle yaptığımız sözleşmede kadına şiddet uygulayan işçilerin maaşlarının kadına ödeneceği, iki eş yapanın işten çıkarılması, kız çocuğunu okutmayan çalışanlarla ilgili sosyal fonunun kesilmesi şart konuldu. Daha çok böyle erkek çalışanların kadın üzerindeki baskısını azaltmaya dönük, erkek egemen anlayışı ve zihniyeti azaltmak. Yıllık stratejimiz oluşturulurken kadınlar bunda söz hakkına sahip olur. Bütçelendirme yaparken tüm birimlerde kadın kuruluna bütçe ayırmak, hizmet politikasını kadının yaşamını daha çok rahatlatmaya dönük sosyal donatı alanlarını arttırmak imar kenti olarak kör cephe evlerini kaldırdık, kadının yerel yetenekleri, nasıl diyeyim, tandır ekmekleri gibi çünkü orada tandır ekmeklerini kadınlar yaparlar, seri üretimi kullanmazlar. Özel tandır evleri projeleri uyguladık her mahallede kadın danışma merkezi açtık.

Kongrede başka nasıl tepkiler aldınız?

Kürt kadının örgütlülüğü çok büyük tecrübeler kazandı. Ciddi değişimler yarattı. Bu bilim kongresinde  yapılan bu çalışmalar yok. 100 belediye var, 100’ü bu politikayı uyguluyor. Ama bu sunumlarda yok. Mesela sağlık açısından hemrişelerin çok ezildiğini, ama Kürt ve kadın hemşire olmak anlatılmıyor. Tabi bizim feminizme eleştirimiz var.

Ne gibi eleştirileriniz var.

Feminizim kadını merkez alıyor. Ama hem kadın olmak hem Kürt olmak. En azından Kürt kadının durumu da dikkate alınmalı ama bu görülmüyor. En azından çalışmalara eklenmesi gerekiyor. Ben feminist bir kadınım. Ama feminizmin tıkanıp bir üst seviyeye sıçratamadığını düşünüyorum. İşte bu çok kimliklilikten dolayı kadın sorununu gündem yapmadı. Çok standart kadın olmaktan kaynaklı çalışmalar yaptı.

Demokratik özerklik  bölgede tartışılıyor, hatta ilan edildi. Sizin belediyenizde bununla ilgili çalışmalar var mı? Mesela halkın yerel yönetimlere katılımını sağlayacak mekanizmalar var mı?

Demokratik özerklik bir bölge yönetimidir. Yasal anlamda bunu uygulayamıyoruz. Yerel yönetim yasalarının değişmesi lazım. Bu sadece belediyeler açısından da değil. Yerel yönetim belediyeler değil mahalle meclisleridir, bölge meclisleridir. Mahalle meclisleri oluşur bizde. Ama KCK adı altında bunları illegalize etme çabası var. Mesela muhtarla 6 azası ne iş yapar? Onun yerine mahalle meclisi oluşursa yönetime katılır. Mahalle meclislerinin yetkilenmesi lazım.

Fiilen yetkilenme söz konusu mu?

Tabii ki, diyelim ki mahalle meclisleri gelir. Stratejilerimize dair öneriler sunar, muhtarlar gelir, bunları dikkate alırız. Bütçemizi de mahalleliyle birlikte belirleriz.

Bunu bir Nusaybinliye sorsak aynı cevabı alabilir miyiz?

Ağırlıkta alırsınız. Geri çağırma ilkesini uyguladık. Biz her mahallede referandum yaptık. Bir buçuk yıl sonunda referandum yaptık. Nasıl buluyorsunuz hizmeti diye sorduk. Gidin diyorsanız gidelim dedik. İnanmayacaksınız o referandumda yüzde 93 onayladılar. Ve biz 2011 seçiminde yüzde 93 aldık.

Katılım oranı nasıldı?

31 bin kişi katıldı. Neredeyse seçmen sayısı kadar. Mesela bizde belediye başkanının kapısı hiç kapanmaz. Randevu alma kültürü hiç yoktur. O dakika istiyor seni. Öyle de olması gerekiyor.

Nusaybin’de yaşayanların Suriye Kürtleri ile yakın bir akrabalık ve duygudaşlık ilişkisi var. Suriye’ye yönelik hükümetin yaklaşımı Nusaybin’i nasıl etkiledi?

Kürdistan’ın batısında 21. yüzyılda değişimin en modern biçimi oldu. Kansız, savaşsız, yağmasız bie geçiş oldu. Ama buna anlam biçilmiyor, sürekli bir tahrik var. Orası da terörize ediliyor. Nusaybin’de bir kaygı var. Dünyanın bu değişime sahip çıkması lazım. Orası aynen Nusaybin gibi. Qamişlo, Nusaybin çok benzer kültürlü. Kansız olduğu için değer verilmiyor.

MAALESEF DUYGUSAL KOPUŞ ARTIYOR

Nusaybin’e dönersek. Üç yıldır belediye başkanısınız. Bu izlediğiniz politikaların halkta nasıl bir karşılığı oldu, nasıl tepkiler aldınız? Üç yıl belki kısa bir zaman ama bir politikanın sonucunu  görme açısından bazı belirtiler var mı?

Biliyorsunuz toplumların değişimi çok uzun bir süreç. Çünkü erkek egemen zihniyet 5 bin yılda oluşmuş, bir anda oluşmamış. Bir o kadar mücadele etmek lazım deşifre edebilmek için. Benim yaşadığım ilçede yüzde 93 BDP’li. Yani kendi üyesi olduğu partinin stratejisine karşı çıkmaz insanlar. Üyelik şartında, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü stratejiler uygulanır deniyor.

Yüzde 93 oy verenlerin oranı mı?

Evet, oy veren anlamında. 25 Belediye Meclis Üyesinin 25’i de BDP’lidir.

Son dönemde çatışmalar ve ölümler yoğunlaştı. Kürt sorununda çözümsüzlük sürüyor. Bir yandan da Mecliste anayasa çalışmaları yapılıyor. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben çok umutlu değilim. Türkiye’de hükümetin devletleştiğini düşünüyorum. Devletleşme tehlikelidir. Devlet de iflas etti. En tehlikeli şey hükümetin devletleşmesi, tehlike orada. Anayasadan bir şey çıkmayacak. Üzgün olarak söylüyorum; Kürtler bir kopuş yaşıyor.

Bulunduğunuz ilçedeki ruh hali üzerinden söylüyorsunuz. Niye böyle bir kopuş yaşanıyor?

30 yıl uzun bir süre. 30 yılda hiçbir adım atılmamışsa… Biz çok dilli ve kültürlü belediyecilik kararı alıyoruz, yargılanıyoruz, ama yanımızda, Artuklu Üniversitesi var, kendi Kürt’ünü yaratma hesabı var. TRT 6 açılıyor, hiçbir yasal dayanağı yok, her an kapatılabilir.

Öyleyse samimni adımlar olarak görmüyorsunuz?

Görmüyoruz. Mesela DEP döneminde Kürtlerin dokunulmazlığı kaldırıldığında toplum kızmıştı. Şimdi Kürtler umursamıyor. “Bırakın kaldırılsın” diyor Kürtler. Artık bu noktaya gelmiş. Bu linç girişimlerine karşı, artık “Türkiye’ye gitmeyin” deniyor. Bu kopuşlar gittikçe derinleşiyor. Samimi olmayan politikalar bunu hızlandırıyor. Mesela devletin mahkemesi Kürdistan’da çalışmıyor. Bize açtığı davalarla çalışıyor. Kimse mahkemelere gelmiyor. Geliyor BDP’ye “Bizim sorunumuz var, çözün” diyor.

Gerçekten böyle mi?

Evet, gidin bir araştırma yapın. Devlet yanlısı olanlar diye tabir edilir orada, onlar gider mahkemeye başvurur. Onun dışında halk gitmiyor. Daha zor bir soru soralım. Belediyelerde torba yasa ile norm fazlası belirlendi. Bunların emniyet müdürlüklerine ve okullara hizmetli olarak gönderilmesi söz konusu oldu. Belediyedeki sosyal güvenceli çalışma yaşamları değişti. Bu yasadan bütün belediyeler etkilendi. Siz ne yaptınız ya da nasıl önlem aldınız?

Biz isim vermedik.

Valilik belirlemedi mi?

Bize bir süre tanıdılar, biz vermeyince belirleyemediler. Çalışanları topladık. Böyle mi karar aldık. Hiçbir şey olmadı.çalışanlarımızı gönderemediler. Demek ki belediyeler vermek istemeseler gönderilmeyecekti?

Zaten pek uygulayamadılar. Devletin torba yasası torbada kaldı. Bazı belediyeler de verdi ama geri döndüler. Bu bence çalışanlarla belediyeleri karşı karşıya getirmeye dönük bir projeydi. 

Galiba belediye çalışanları emniyet teşkilatında çalışmaya başlarsa, hükümet de bir sıkıntı olacağını düşünmüş olabilir?

Biz de çalışanlar diyordi ki, “Bizi emniyete verirlerse sakın bizi ajan düşünmeyin ha. Ekmek parası”. İçişleri Bakanlığı da bundan çekinmiştir…

Kesinlikle… Peki, taşeron firmalar var, belediyenizde taşeronlaştırma var mı?

Evet… Neden var?

Çünkü bütçenin ancak yüzde 30’unu işçiye verebiliyoruz. Yasal olarak böyle. Zaten borçlu bir belediyeyiz. 1999 öncesi borçlar. Yüzde 30’unu çalışanların maaşları olarak hesaplarsanız, yüzde 30’un üstü zimmet çıkarır. Bütçelendirme politikasıyla ilgili yasal işlem başlatılır. O yüzden siz taşeronlaşmayı mecburen kabul ediyorsunuz.

Mesela, taşeronlaşma yerine belediye şirketlerinde güvenceli çalışma olamaz mıydı belki bir ara biçim olarak?

Onlar da sınırlı. Kaç tane eğitimci, kaç tane teknik kadro alabilirsin. Bunların hepsini bakanlık belirliyor. Belediyenin kurduğu şirketler oluyor. Onlardan bahsediyorum.

Türkiye’de şöyle bir şey var, yasalar o kadar keyfi ki. ‘Paydaş’ kurum olarak görmüyor yandaş kurum olarak görüyor. AKP’li yapsa bir şey olmuyor ama biz yapsak soruşturma açılıyor.

www.evrensel.net