Ayrımcılığa uğrayanlar, ayrımcılık uygulayanlar

Fotoğraf: Evrensel

Ayrımcılığa uğrayanlar, ayrımcılık uygulayanlar

Mevhibe Akdeniz, mahallesinde gözlemlediği Suriyelilere yönelik ayrımcı uygulamaları yazdı.

Mevhibe AKDENİZ

İstanbul Gazi Mahallesinde yaşıyorum. 4 Ağustos akşamı saat 21.40 sularında, sokağımızın sakinlerini bir araya toplanmış ve gerilimli halde gördüm. Eski komşularımdan biri bana seslendi. Dayımın evine yerleşen yeni kiracılar Suriyeliydi, onlarla sorun yaşanmış: “Adam oğlumu çekiştirerek evine sokmaya çalıştı” diyordu komşum. “Ne amaçla yapmış bunu?” diye sordum. Öyle ya ülkede yaşanan taciz, tecavüz oldukça yaygın olduğundan ilk aklıma bu geldi. Neyse ki durum bu değildi. “Çocuklar sokakta oynuyordu adam da sinirlenmiş bu hadise yaşanmış” diye anlattı komşum. “Emin misiniz?” diye sorunca “Ne demek emin misiniz!” diye öfkeli bir tonla cevap verdi.

Mahalleli, olayda adı geçenler Suriyeli olduğu için, kışkırtıcı söylemler içinde öfkeyi büyütmüşlerdi. Komşum evine çıktı ve bir müddet sonra elinde araba anahtarıyla geri döndü. Sonra kocasına “Kalk karakola gidiyoruz” dedi. Kalktılar, çocuğu da yanlarına alıp karakola gittiler. Onların gitmesinin ardından toplanan diğer komşular Suriyeli ailenin yaşadığı binanın önünde birikmeye başladı. Aileye hakaretlerde bulunmaya başladılar. Suriyeli aile camdan bakıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Huzursuz oldukları anlaşılıyordu.

Kürt bir komşumla Suriyeli aileyi dinlemek istedik. “İzin verirseniz sizinle konuşmak istiyoruz” dedik. Mülteci aile haklı olarak tedirgindi, görüşme talebimizi geri çevirdi. Sokaktaki tansiyon giderek artıyordu. Kışkırtıcı ifadeler artmaya başlamıştı. Liseli üç genç kadın da aileye hakaret ediyordu. Onlara “Ne yapıyorsunuz siz burada, yaşananlarla ilgili bir fikriniz var mı?” diye sorunca “hayır” yanıtını aldık. “Olayın aslını astarını sorgulamadan kervana katılmak yakışıyor mu size?” deyince sustular.

Bir süre sonra sokak başında polis ekibi göründü. Mahalleli kendi arasında polisi kimin aradığını sorarken, Suriyeli ailenin yaşadığı evden yarım yamalak Türkçesi ile genç bir erkeğin sesi duyuldu: “Ben çağırdım.” Polis camda duran Suriyeli aileye aşağıya inmelerini söyledi. Mahalleli birbirini galeyana getirdiği için polise bir ağızdan bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. O arada binanın kapısı açıldı ve içerden iki erkek Suriyeli mülteci çıktı. Birinin elinde 3, 4 yaşlarında saçları bukleli dünya güzeli bir çocuk vardı. Adam çocuğun kafasını göstererek taş atıldığını ima etti. Mahalleli Suriyeli mülteciyi dinlemek de konuşturmak da istemedi.

O sıra komşulardan biri öfkeli “Parklarda nargile içiyorlar, yayılıp yatıyorlar; karımızı, kızımızı nasıl güvenip bırakacağız?” dedi. Ben lafa girdim. Son dönem yaşanan taciz ve tecavüz vakalarında Suriyeli zanlı duymadığımı ama Özgecan, Eylül, Leyla vb. cinayetlerin kimlerin yaptığını hatırlattım. Aldığım yanıt “Popülizm yapıyorsun” oldu. Ben devam ettim: “Bu insanlar savaş nedeniyle buradalar, istedikleri bir durum değil bu” diye. Yanıt yine gecikmedi: “Bu ülkede bir savaş yaşansa asla oralara sığınmam, burada kalıp ölürüm!” O ara komşu ablalardan biri bana döndü: “Biliyor musun bunlar bizden daha rahat yaşıyor. Ben pazara gittiğimde ihtiyaçlarımı alamazken onlar iki pazar arabası dolduruyor.” Ve bir başka ses: “Onlar plajlarda güneşlenirken, ben tekstil işçisiyim, kan ter içinde kalıyorum. Bayramda Suriye’ye rahatlıkla gidip kalabiliyorlarsa temelli gitsinler! Demek ki orada durum kötü değil. Bir de bunlara kimlik veriyorsunuz!”

Sonra polis memuru araya girdi: “Ben devletin kolluk gücüyüm. Devlet ne derse onu yapmak durumundayım. Ama benim bildiğim savaşlardan kadınlar ve çocuklar kaçar ama burada çok fazla erkek var!” Onu hemen sokaktaki bir ses tamamladı: “Bizim askerlerimiz orada savaşıp ölüyor, bunlar burada keyif içindeler!” Polis memurları, kendilerine verilen emir dışında bir şey yapamayacaklarını söyleyip Suriyeli erkeklerle birlikte karakola gittiler.

Kargaşa yerini irili ufaklı seslere bırakarak yatışmaya başladı. Ama bekleyiş saat 23.00’e kadar sürdü.

Bütün bu yaşananlar içinde beni en çok üzen şey galeyana gelenlerin çoğunun Alevi, ezilen insanlar olmasıydı. Çünkü tarihte benzer ayrımcılığa onlar da maruz kalmıştı. Ve şimdi kendilerinin maruz kaldığı ayrımcılığı, sırf Suriyeliler diye bir başkasına uyguluyorlardı. Ülkede yaşanan yoksulluğun, belirsizliğin faturası mültecilere kesilmişti. Ne yazık ki ırkçılık asıl sorumluların görülmesini engelliyor ve öfkeyi mültecilere yönlendiriyordu. O geceden sonra Suriyeli aile kendini bu ülkede güven içinde hissetmeyecek. Bu yüzden ırkçılığa hayır!

www.evrensel.net