10 Ekim davasında 9 sanığa 100'er kez müebbet hapis cezası verildi

Fotoğraf: Evrensel

10 Ekim davasında 9 sanığa 100'er kez müebbet hapis cezası verildi

10 Ekim Ankara Katliamı davasında 9 sanık 100'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı.

Birkan BULUT
Ankara 

10 Ekim Ankara Katliamının 10. grup duruşmalarında tüm itirazlara rağmen karar açıklandı. 100 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan 9 IŞİD sanığı ayrıca öldürmeye teşebbüsten 10 bin 557'şer yıl hapisle cezalandırıldı. 

Kamu görevlilerinin yargılanmadığı davada tutuklı sanıklardan tahliye olan olmadı. 

Hakkında müebbet hapis cezası verilen sanıkların isimleri şöyle: Abdulmubtalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakup Şahin, Hakan Şahin, İbrahim Halil Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Hacı Ali Durmaz. 

Sanıklar Esin Altıntuğ, Hatice Akaltın, Abdulhamit Boz, Yakup Yıldırım için alt sınırdan, sanıklar Burak Ormanoğlu, Suphi Alpfidan, Talha Güneş, Mehmedin Baraç ve Nihat Ürkmez hakkında "terör örgütü üyeliği" suçundan karar verildi. Erman Ekici için yöneticilikten ceza verildi.

Kararın açıklanmasının ardından küfür ve hakaret eden IŞİD sanıkları salondan çıkarıldı. 

Kararın açıklanmasının ardından Katliamda hayatını kaybeden Şebnem Yurtman'ın annesi Şafak Yurtman fenalaştı. Hastaneye kaldırılan Yurtman'ın durumunun iyi olduğu öğrenildi.

Fotoğraf: Evrensel

Fotoğraf: Evrensel

AİLELERDEN VE AVUKATLARDAN KARAR SONRASI İLK AÇIKLAMA

Katliam mağduru aileler ve avukatlar duruşma salonu dışında bir araya geldi. Kapatılan 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun karar sonrası yapılan ilk açıklamada, “Tarihlerin bizim hayatımızda önemi çok önemli. Bugünün en as 10 Ekim gibi önemi var. Tarihi bir karar verildi. Yargılanan sanıklar ceza aldılar. Bu sanıkların bir kısım failler olduklarını biliyoruz. Ben şu an her birinizi tek tek öpmek istiyorum. İnsanların sosyal medyada izlemeye dahi dayanamadığı kare varken, sokağa dahi çıkmak istemezken biz Ankara’ya geliyorduk. Hayatlarımızdan iki yıl yargılama, üç yıl da umutlarımız çalındı. Biz insan üstü çaba gösterdik” dedi.

'ADALET DEMEYE DEVAM EDECEĞİZ'

Coşgun konuşmasına şöyle devam etti:

“Biz bu insanların aileleriyiz. Biz başka bir yöntem bilmiyoruz. Bu mücadeleyi devam ettirdik. Bu ülke başka katliamlar görmesin diye bedenlerini feda eden insanlarımız... Siz olmasaydınız bu salonlarda üç kişi çaresizliği hissedecekti. Adalet mücadelesini bu saatten sonra da devam ettireceğiz. Bildiğimiz kararı dinledikten sonra da azmimizi kaybetmeyeceğiz. Mücadele nasıl yapılır göstermiş olduk. Biz adaletin bizi iyileştireceğine inanan insanlar olarak hep birlikte büyük bir şeyi başardık. Adaletin iyileştirici duygusunun karşısında ağlamayacağız ve pes etmeyeceğiz. Adalet demeye devam edeceğiz.”

'ONLAR GERÇEK SORUMLULARI YARGILAMADILAR'

Avukat İlke Işık katliamda alınan karara ilişkin açıklama yaptı. Işık, “10 Ekim günü o mitingde önlem almayanları, Gaziantep’i IŞİD hücresi haline getirenleri biliyoruz. Bunu dosya da memleket de biliyor. Adalet bu ülkede zor arkadaşlar. Siz varsanız diye bugün bunlar tutuklu. Bu yüzden tahliye edilmediler. Onlar gerçek sorumluları yargılayalamadılar” dedi.

DOSYADA EKSİKLER OLMASINA RAĞMEN KARARINI AÇIKLADI

Davada Kamu görevlileri yargılanmıyor, sanıklar hakkında eksik bilgiler var, dosyaya hâlâ yeni deliller geliyor ama avukatların ve mağdur ailelerinin tüm itirazlarına rağmen mahkeme kararını açıkladı.

KARAR, İSTANBUL'DA PROTESTO EDİLDİ

Karar sonrası İstanbul'da AKA-DER, Devrimci Hareket, Devrimci Parti, EMEP, Halkevleri, HDK, HDP, Kaldıraç, KESK, KÖZ, SYKP, Türkiye İşçi Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi'nin çağrısıyla saat 19.30'da Kadıköy'de Khalkedon Meydanı'nda basın açıklaması yapıldı.

10 Ekim

Fotoğraf: Evrensel

"10 Ekim Katliamı'nı aklayan kararlarınızı tanımıyoruz" pankartı arkasında konuşan SES Anadolu Şubesi Eş Başkanı Nurdan Gürer, "Biz sendikalar olarak barışın savunucusu olmaya devam edeceğiz. Bu davada gerçeklerin üstü kapatılmıştır dava dosyası kapansa da bizler takipçisi olmaya devam edeceğiz. Mücadeleyi yükselteceğiz" dedi.

Ortak açıklamayı okuyan Sena Çenkoğlu "Dava Sincan’a kaçırılıp oldubittiye getirilmeye çalışılırken bizler buradan bir kez daha ifade ediyoruz. İçerde ve dışarda yürüttüğünüz savaş çığırtkanlığınıza karşı bizler tıpkı 10 Ekim’de Ankara’da olduğu gibi en gür sesimizle yaşamı ve barışı savunmaya devam edeceğiz. Sizler bu davayı içi boşaltılmış mahkeme salonlarında bitirseniz bile halkların vicdanında bitiremeyeceksiniz. Barış isteyen memurlar, doktorlar, akademisyenler, işçiler ve emekçiler var oldukça gerçek sorumlular unutulmayacak ve bizler gerçek sorumlular yargılanana kadar bu davanın peşini bırakmayacağız" ifadelerini kullandı.

Açıklama sırasında "10 Ekim'in hesabı sorulacak", "Direne direne kazanacağız", "Ankara'yı unutma, unutturma" sloganları atıldı.

AVUKATLARDAN DAVA DEĞERLENDİRMESİ

10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davası’nda, 10. grup duruşmanın sonunda Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıklamıştır. Savcılığın esas hakkındaki mütalaasından önce ve sonra hem duruşmalarda hem de basın yoluyla, davada henüz araştırılmamış çok fazla husus olduğunu ve katliamın henüz aydınlatılmadığını, davanın büyük bir aceleyle bitirilmek istendiğini açıklamıştık. Davayı başından itibaren takip eden avukatlar olarak, davanın kaçırıldığı Sincan Cezaevi Kampüsünde görülen son duruşmada da mahkemeye bu hususları detaylarıyla açıklamış bulunmaktayız. Her durumda ve koşulda davayı bitireceğini ifade ve belli eden heyet, bütün eksikliklere rağmen karar vermiştir.

KARAR, ‘ADALETİN TECELLİSİ’ ANLAMI TAŞIMAMAKTADIR

Kamuoyunda “rekor ceza verildi”, “sanıklara ceza yağdı”, “10 sanığa 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis” gibi başlıklar altında sunulacağını tahmin ettiğimiz mahkeme kararı, bir hukuk zaferi ve adaletin tecellisi gibi anlamlar taşımamaktadır. Katliamı gerçekleştirdikleri ayan beyan açık olan sanıkların bir kısmı hakkında 101 kere müebbet hapis cezası istemek hukuki kahramanlık değil, hukuki zorunluluk ve sadece katliamın büyüklüğünü ortaya koyan bir husustur. Ülkemizde yargıya hakim olan “bağımsız değil talimatla”, “kendi başına dert almayacağı” karar verme pratiği bu katliam davasında da gerçekleşmiştir. Kaldı ki mahkeme 101 değil 100 kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermiştir. Katliam ağır yaralılarından sonradan kaybettiğimiz Mustafa Budak’ı unutmuş, adeta hukuku ve vicdanları katletmiştir. Mahkeme, iğneyle kuyu kazar gibi dosyayı inceleyen biz avukatların, birçok bilim insanının görüşleriyle olgunlaştırdığı iddia ve taleplerini yok sayarak, adeta hukuki bir garabete imza atmıştır. Çünkü;

*Karar duruşması Sincan Kapalı Cezaevi Mahkemesi Salonu’na alınarak dava kaçırılmıştır:

Bugüne kadar yaralılar ve yakınlarını kaybeden aileler, duruşmaları büyük bir sabır ve sükunetle takip etmişlerdir. Her duruşmaya kilometrelerce yol kat ederek gelmiş, adaleti aramışlardır. Acılarının adil bir kararla biraz olsun dinmesini umut etmişlerdir. Ancak bu sabır henüz aydınlanmamış katliamın kapatılmak istenmesini gösteren savcılık mütalaasından sonra tükenmiştir. Vicdanlarının yaralandığını ifade eden adalet çığlığı karşısında mütalaa geri çekilmesi gerekirken, Mahkemeye heyeti davayı kaçırmayı tercih etmiş ve son duruşmanın şehrin bir ucundaki Sincan Cezaevinde yapılmasına karar vermiştir.

Katliam davalarının, siyasi davaların görülmesi gereken illerden veya merkez adliyelerden kaçırılması pratiğinin devamı olan bu karar, davanın mağdurlarının cezalandırılmasına dönüşmüştür. Davalarını takip etmek isteyen müvekkillerimiz defalarca aramalardan geçirilmiş, kolluğun keyfi müdahalesine maruz kalmış, kendi dosyalarının görüldüğü duruşma salonuna zaman zaman alınmamışladır.

Katliamın gerçekleşmesinde kusuru ve sorumluluğu bulunan hiçbir kamu görevlisi yargılamaya dahil edilmemiş, devletin sorumluluğunun üstü örtülmüştür:

Katliamda kamu görevlilerinin sorumluluğu belki de hiçbir olayda olmadığı kadar açıkça ortaya çıkmıştır. Dosyanın aceleyle bitirilmesinin bir sebebi de dosyaya getirilen her belgenin altından kamu görevlilerinin sorumluluğunun açığa çıkmasıdır. Bu belgelerden en çarpıcı olanı İçişleri Bakanlığı’nın kendi raporudur. İçişleri Bakanlığı Müfettişlerince olaya ilişkin hazırlanan Mülkiye Müfettişleri Raporu Ankara, Adana, Gaziantep ve Kilis vb. yerlerde görev yapan birçok kamu görevlisinin bu katliama yol verdiğini ortaya koymaktadır. Buna rağmen Mahkeme Heyeti ve Savcılık bu kişilerin davamıza sanık olarak dahil edilmesi hususunda yeterli çaba içerisinde olmamış, tanık olarak dinlenmesi taleplerini de gerekçesiz reddetmiştir.

‘KATLİAMDA GENİŞ BİR DEVLET SORUMLULUĞU VAR’

Yine dosyada yer alan Gaziantep Ağır Ceza Mahkemelerinden gelen dosyalar, sanıkların iletişim tespiti dosyaları, Gaziantep ve ülkenin çeşitli yerlerinde kamu kurumları ile yapılan yazışma yanıtları da dava konusu katliamın sorumluluğu konusunda çok geniş bir devlet sorumluluğu olduğuna işaret etmektedir.

Bütün bunlara karşın, adeta “Devlete dokundurmayız, alın size IŞİD’lilerin bir kısmı bunlarla yetinin!” denilerek adaleti değil, suç işleyen kamu görevlilerinin sorumsuzluğunu esas alan bir tavır içerisinde olunmuştur.

‘CEZALAR YETERSİZDİR’

*Sanık olan IŞİD’liler bakımından verilen cezalar yetersizdir:

Eksik soruşturma neticesinde hazırlanan iddianame ile sanık haline gelen IŞİD’lilerle yetinilmesini isteyen yargı, onlar hakkında dahi fiillerine uygun cezalar vermemiştir. 10 Ekim Ankara Gar Katliamında birebir görev almamış olsa dahi, ülkenin kan gölüne dönmesine ant içmiş, aralarında canlı bomba olanların dahi bulunduğu sanıklara, yalnızca örgüt üyeliğinden ceza verilmesi, bundan sonraki katliamların yolunu hazırlamanın bir adımıdır. Kaldı ki, bölgenin tamamını örgütleyen, uzun yıllardır kanlı planların askeri olmuş ve katliam örgütlenmesine iştirak etmiş, duruşmalarda dahi vahşi tavırlarını sürdüren sanıklar için beş-altı yıl sonra ceza- evinden çıkmalarına olanak sağlayan bir ceza verilmesi, adalet değildir.

‘SANIKLARIN 16’SI HALEN FİRARİ’

* Firari veya ismi tespit edilemeyen katliamla bağı olan IŞİD’lilerin tespiti yapılmamıştır:

Katliamı planlayan sanıkların 16’sı halen firari olup, şu an ülkenin çeşitli yerlerinde IŞİD faaliyetleri yürütmeye devam etmektedirler. Yine dosyada net kamera görüntüleri ve fotoğrafları olan ancak isimleri tespit edilemeyen, katliam planlayıcısı olan onlarca kişi vardır. Mahkeme Heyeti bu kişilerin tespiti ve yakalanması hususundaki tüm taleplerimizi yok saymış, adeta bu sanıkları ödüllendirmiştir. Basına da yansıdığı üzere firari sanıkların bir kısmının hala ülkede iz- lerine rastlanmaktadır, bilerek ve istenerek yakalanmamaktadırlar. Mahkeme verdiği kararla, bu süreci doğuran sorumluluk zincirinin bir parçası olmuştur.

‘KATLİAMLA İLİŞKİLİ KİŞİLER DOSYADA YOK’

* Mevcut sanıklar dışında katliamla ilişkili kişiler dosyaya dahil edilmemiştir:

Sadece kamu görevlileri değil, olayın birtakım failleri de dosyadan kaçırılmıştır. Katliamla birebir bağı olduğu açık olan failler, başka dosyalarda, sessiz sedasız yargılanmış ve dosyaları kapatılmıştır. Mahkeme başından beri tespit edilen bu kişilerin yargılanmasına olanak sağlamamış, bilakis ortaya çıkan bilgileri görmezden gelmiş, bu kişileri mahkeme huzuruna dahi çıkarmaktan imtina etmiştir.

‘İNSANLIĞA KARŞI SUÇ OLDUĞU GERÇEĞİ YOK SAYILMIŞTIR’

-10 Ekim Ankara Gar Katliamı insanlığa karşı suçtur! Bu gerçek yok sayılarak karar verilmiştir:

Davanın başından itibaren, dosyanın avukatları olarak IŞİD katliamlarının insanlığa karşı suç olduğunu defalarca beyan ettik. Dava dosyasına, bilim insanlarınca hazırlanmış uzmanlık raporları da sunarak bu konuyu açıkça ortaya koyduk. Mahkeme heyeti, katliamı devlete karşı suç kapsamında değerlendirmiştir.

Bu katliam insanlığa karşı suç işleyen IŞİD tarafından barış isteyen insanlara, insanlığa karşı yapılmıştır. Türk Ceza Kanunu m. 77’de “insanlığa karşı suçlar” düzenlenmiştir. Katliam söz konusu maddeye harfi harfine uymaktadır. Eğer böylesi bir olayda dahi bu madde uygulanma- yacaksa neden kanununa konulmuştur? İnsanlığa karşı suç hükmünün uygulanması için kaç kişinin ölmesi gerekmektedir? Zamanaşımı olmayan İnsanlığa karşı suçun varlığının yok sa- yılmasının en basit sonucu, başta firariler olmak sanıkların bir zaman sonra zamanaşımından yararlanarak ceza almaktan kurtulmalarıdır.

Tüm bu yargılama sürecinde adaletin gerçekleşmesi için her türlü desteği sunan bilim insanlarına; kurum ve kuruluşlara, havuz medyası dışındaki basın organlarına, ama en çok da inatla davayı takip eden yaralılara ve katliamda yakınlarını kaybeden ailelere, bütün müvekkillerimize teşekkür ederiz. Özellikle ailelerin beyanları ve adalet ısrarları olmasaydı, muhtemelen davamızdaki birçok sanık tahliye edilmiş ve şu an dışarıda başka bir katliamı planlıyor olacaktı. Yine Mahkeme’nin sadece Ankara’daki kamu görevlileri için ve sadece bir kez yaptığı suç du- yurusu da yapılmamış olacaktı. Nitekim sanıklar için talep edilmiş “rekor” cezalar da esasen bu ısrar ve takibin sonucudur.

‘SON DEĞİLDİR’

3 Ağustos günü verilmiş olan bu karar bu dava için bir son değildir. Yürütmüş olduğumuz büyük adalet mücadelesi gerçek sorumluların kimler olduğunu açığa çıkarmış ve bütün ülke kamuoyu tarafından bu durumun bilinir hale gelmesini sağlamıştır. Davanın firari sanıklar açısından devam edeceğini, bu aşamayı aynı ısrar ve çalışma ile takip edeceğimizi belirtmek isteriz. Katliamda kast ve ihmal suretiyle sorumluluğu bulunan her kademedeki kamu görevlisinin yargılanması için yapılması gereken bütün hukuki girişimleri inatla ve ısrarla sürdüreceğiz. Beyaz Toros, beyaz bere ve beyaz ayakkabıların bir daha can almaması için gerçek sorumluların cezalandırılmasına kadar adaletin peşinde olacağız.

KAMU GÖREVLİLERİ NEDEN YARGILANMALI, İHMALLERİ NELER?

103 kişinin öldüğü yüzlerce kişinin yaralandığı 10 Ekim Katliamı' davasında 19’u tutuklu 36 sanık yargılandı. Yargılama sürecinde kamu görevlilerinin de olayda ihmal ve sorumluluklarının bulunduğu belgelendi. Ancak tüm kanıtlara rağmen  9. tur duruşmasında mütalaasını veren savcı ‘sorumlu kamu görevlilerinin de yargılanması’ talebini reddetti. İşte o ihmallerden bazıları:

  • Miting öncesinde tertip komitesi, saat 08:00 - 16:00 arasında gerçekleşecek miting için Ankara Emniyeti’nden önlem alınmasını istedi. Ancak Emniyet, trafiği gerekçe göstererek miting saatini 12:00 - 16:00 olarak değiştirdi. 
  • Sağlık Müdürlüğü, iki ayrı patlamadan 5 dakika sonra ambulansların olay yerine ulaştığını söyledi. Yine patlama sonrasında 11 ambulansın hiç hasta almadığı, sadece 9 ambulansın yarım saat sonra olay yerine geldiği, ambulansların büyük bölümünün de olay yerinden 1 kilometre ötede beklediği ortaya çıktı. 
  •  Mitinge katılanların güvenliğini sağlamakla görevli polisler, yaşanan iki patlamanın ardından cehennem yerine dönen alandaki yaralıların üzerine biber gazı sıktı. TTB 10 Ekim Raporu’nda, gaz nedeniyle birçok yaralının öldüğünü söylendi. 
  •  Mülkiye Müfettişleri katliamda kamu görelilerinin ihmali olup olmadığına ilişkin ön inceleme raporu hazırladı. Rapor 11 kamu görevlisi hakkındaydı. Ankara Valiliği müfettişlerin “ihmali olabilir” dediği kamu görevlilerinin soruşturulmasına izin vermedi. 
  • Mülkiye Müfettişlerinin raporunda katliamın adım adım bilindiği şüphesi oluşturacak birçok delil vardı. Bombacılardan Yunus Emre Alagöz’ün kendini patlatacağına yönelik istihbarat bilgisi 8 Ekim 2015’de alınmış ancak 2 gün bekletilmişti. Bekletilen istihbarat 10 Ekim sabahı saat 09:28’de geçildi. Bu bilgi Terörle Şube Müdürlüklerinin (TEM) eline ise bombalar patladıktan 3 saat 44 dakika sonra ulaştı. 8 Ekim’de gelen istihbaratı TEM’e geç gönderen kişi ise Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç’ti. Dinç hakkında Mülkiye Müfettişleri bile soruşturma yürütememişti. Dinç, öldürülen gazeteci Hrant Dink davasında da istihbarat bilgisini paylaşmadığı iddiasıyla yargılanıyordu. 
  • 10 Ekim Ankara Katliamı’na ilişkin takipsizlikle sonuçlanan kolluk ve mülki amirler hakkındaki soruşturma dosyasında ifadesi bulunan Ankara Emniyeti Güvenlik Şube Müdürlüğü amirlerinden A.A, MİT, TSK ve Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat ve Terörle Mücadele Daire Başkanlıklarını önlem almamakla suçladı. AA, saldırıda kullanılan patlayıcının Antep’te hazırlandığını ve bu ilden çıkışla eylemin yapılması arasında 12 saatlik bir süre olduğunu, Ankara’ya gelene kadar neden durdurulmadıklarını sordu. 
  • Katliamdan 9 ay sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede ilgili kamu görevlilerine yer verilmedi. 
  • 10 Ekim davasının ilk duruşması 7 Kasım 2016’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu sanıklardan Yakup Şahin, “Polisler bana eline sağlık birkaç da çocuk ölmüş ama önemli değil deyip güldüler. Benimle selfie çektirdiler” dedi. 
  • IŞİD’in Gaziantep emiri olan ve örgütün Türkiye’deki saldırlarını organizen eden, örgüte bombacı bulan Yunus Durmaz’ın 2009 yılında El Kaide üyeliğinden sorgulandığı ve serbest bırakıldığı belirlendi. 
  • IŞİD’in teknoloji mecmuası emiri, ‘Ebu Musa’ kod adlı Ersen Çelik, Gaziantep Emniyeti’ne verdiği ifadede, Suriye’deyken MİT yetkilileriyle Whatsapp’tan yazıştığını, bombalı eylemleri gerçekleştirecek isimleri bildirdiğini ve yazışmaların halen kayıtlarda bulunduğunu söyledi. 
  • 10 Ekim davasında tanık olarak ifade veren Cuma Dabanıyassı’nın, 10 Ekim davası sanığının ifadesiyle gözaltına alındığı, hakkında ayrı bir dava açıldığı ve 4 ay tutuklu kaldığı ortaya çıktı. 
  • Ankara Gar Katliamı bombacısı Yunus Emre Alagöz’ün telefonlarının polis tarafından dinlendiği, konuşmalarında “suç unsuru” bulunmasına rağmen yakalanmadığı ortaya çıktı.
  • 10 Ekim Katliamı davasının 8. duruşmasında IŞİD’in Türkiye Emiri olduğu söylenen İlhami Balı’nın telefon tapelerinde bir askere “Bir isteğin var mı?” diye sorduğu, askerin ise “şıhım” diye hitap ettiği öğrenildi.

SON DURUŞMADA NELER YAŞANDI?- IŞİD SANIKLARI SAVUNMA YAPTI

10 Ekim Ankara Katliamı 10. drup duruşmaları sanık savunmalarının bitmemesi nedeniyle bir gün uzadı. Davanın son gününde konuşan Müşteki Avukatı Eylem Sarıoğlu bir gün önce Esin Altıntuğ’un Yakup Karaoğlu hakkındaki itiraflarının dikkate alınmasını istedi. Karaoğlu’nun IŞİD’in sadece üyesi değil, yöneticisi olduğuna işaret eden Sarıoğlu, Yakup Karaoğlu ile birlikte Nihat Ürkmez ve Mehmedin Baraç’ın örgüt yöneticiliği nedeniyle ek savunma yapmalarını istedi. Mahkeme bu talebi reddetti.

Davanın 54. celsesinde devam eden savunmalarda ilk olarak konuşan Hakan Şahin, Yakup Yıldırım’ın telefonunu şarjı olmadığı için kullandığını savundu. Katliamdan önce keşif için Ankara’ya gelmesi konusunda ise hastane için geldiğini iddia etti. Ağustos ayında aldığı aracı bilerek katliamda kullanılması için vermediğini öne süren Şahin, emniyet ve TEM şube müdürünün bu aracın idari işler için kullandığını kaydettiklerini söyledi. Yakup Şahin ise ek süre istediğini ama reddedildiğini belirterek, hangi avukata başvuruda bulunsa “vicdanen, baskıyla, korkuyla” kabul etmediklerini söyledi. Bir avukattan yararlanarak savunma yapmak istediğini ifade eden Şahin, yeniden ek süre istedi.

AMONYUM NİTRATA ‘AİLEYİ GEÇİNDİRMEK İÇİN’ DEDİ, 'FETÖ' SAVUNMASI YAPTI

Abdülhamit Boz, Abdülmuttalip Demir ve Hüseyin Tunç’un Avukatı olan Orhan Şahin, Yakup Şahin’in de vekilliğini almak istediğini söyledi. Hüseyin Tunç’ un amonyum nitratı eylem için değil, ailesini geçindirmek için taşıdığını öne süren Şahin, bilirkişi raporuyla amonyum nitrat kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesini talep etti. Hüseyin Tunç’ un 10 Ekim mitingi başvurusundan önce gübre taşıdığını söyleyen Şahin, IŞİD’in Antep’te bir düğünde gerçekleştirdiği katliama ilişkin de iddialarda bulundu. Katliamın Yunus Durmaz’ın ölümünden sonra olduğunu belirten Şahin, bu yüzden Yunus Durmaz’ın Kürtlerin yaşadığı bir mahalledeki düğüne saldırı yapmak istemesine ilişkin hard diskten çıkan notları da ‘FETÖ’cülerin sonradan eklemiş olabileceğini öne sürdü. Şahin katliama ilişkin delillerin ‘FETÖ’ tarafından üretildiği iddiasını, “Bombacıların geldiği araçların görüntülerindeki saatlerle de oynanmış” sözleriyle sürdürdü.

IŞİD SANIĞI AVUKATI DENİZ GEZMİŞ'İN İDAMINI ÖRNEK GÖSTERDİ

Yunus Durmaz’ın Hakan Şahin’e okul gideri için para göndermesinin söz konusu olamayacağını söyleyen Şahin, bu savını IŞİD’liler için okula gitmenin ‘ebedi cehennemlik’ olduğuna dayandırdı. Ardından Şahin’in “Bu ülkede daha önce de hatalar yapıldı. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Atıf Hoca efendi asıldı. Recep Tayyip Erdoğan şiir okuduğu için hapse atıldı” sözleri üzerine aileler  (Deniz ve Mahirleri kastederek) “Onların adını ağzına alma” diye tepki göstererek yuhaladılar.

KARAOĞLU’NUN YÖNETİCİ OLDUĞU İTİRAF EDİLDİ

Müşteki avukatlarından Eylem Sarıoğlu, Yakup Karaoğlu’nun savunması sırasında Esin Altıntuğ’un söylediklerinin mütalaaya dair beyanlarını doğruladığını söyledi. Karaoğlu’nun sınırdan insan getirme, evinde ağırlama, toplantılar yapma ve bu konularda başkalarına da talimat verdiğini belirten Sarıoğlu, Karaoğlu’nun sadece örgüt üyesi değil, yöneticisi olarak da yargılanması gerektiğini vurguladı. Karaoğlu’nun Halil İbrahim Durgun’un kaçmasını sağladığı için suça iştirakten de yargılanması gerektiğini dile getiren Sarıoğlu, Nihat Ürkmez, Yakup Karaoğlu ve Mehmedin Baraç’ın örgüt yöneticiliği nedeniyle ek savunma yapmalarını istedi. Hakim sanıkların savunmaları için ek süre taleplerini reddetti.

SON SÖZÜ ‘ALLAH’I VEKİL EDERİM’ OLDU

Ardından sanıklara karar öncesi son sözleri soruldu. Çoğu sanık daha önceki ifadelerini tekrar ettiklerini beyan etmekle yetinirken, bazı sanıklar son sözlerini söylediler. Burak Ormanoğlu, hakime “Vicdani olarak değil, somut delillere göre hareket edilmesini istiyorum” derken, Nihat Ürkmez Elazığ’ın küçük bir yer olduğunu ve bu yüzden örgüt yöneticisi olsa etrafında bilineceğini savundu. Polis baskınında kendisini patlatan IŞİD Emiri Yunus Durmaz’ın kardeşi Hacı Ali Durmaz da daha önceki beyanını tekrarladığını belirterek “Hasbinallah ve nimel vekil” (Allah’ım işlerimde seni vekil ettim) dedi.

'ANLATACAĞIM YOK' DEDİ AMA PİŞMANLIKTAN YARARLANMAK İSTEDİ

Suphi Alpfidan ise Yunus Durmaz’ın Kürt düşmanı olduğunu, onunla iş yapamayacağını belirterek mağdur olduğunu savundu. Pişmanlık yasasından faydalanmak istediğini açıklayan Alpfidan, ancak  kimin örgütte ne yaptığını bilmediğini iddia etti. Mehmedin Baraç, Bingöl il sorumlusu olmasına ilişkin beyana dair, gizli tanıkların dikkate alındığını söyledi. Başkasına ait IŞİD bayrağı  ve mektup nedeniyle kendisine ceza istendiğini öne süren Baraç, müşteki avukatların adalete istediğine inanmadığını savundu.

SANIKTAN HAKİME: ARKANIZI DÖNDÜĞÜNÜZ İÇİN UNUTMUŞSUNUZ

Yakup Karaoğlu’nun, “Birçok 28 aydır burada tutukluyum, insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı. Burada ayetler okundu, arkanızda ‘Adalet mülkün temelidir’ yazıyor. Arkanızı döndüğünüz için belki unutmuşsunuzdur” sözleri ise salondakileri güldürdü. Metin Akaltın da sadece binaya giriş görüntüsü olduğu için suçlandığını iddia ederken, Esin Altıntuğ başına gelenleri bugüne kadar açık bir şekilde anlattığını savundu. 13 Kasım gecesi eşinin yanına gittiği için pişman olduğunu belirten Altıntuğ, eşinin yaptıklarını bilmediğini öne sürdü. Sanıkların son sözlerinin bitmesi üzerine hakim karar müzakere için saat 17.00’ye kadar duruşmaya ara verdi. Aranın ardından mahkeme kararını açıkladı.

Son Düzenlenme Tarihi: 03 Ağustos 2018 20:12
www.evrensel.net