Dr. Tirşe Erbaysal: Medya nefret dilinden uzak durmalı

Fotoğraf: Pixabay

Dr. Tirşe Erbaysal: Medya nefret dilinden uzak durmalı

Gazetele manşetlerini, terör ve şiddet olaylarındaki haber dilini değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Tirşe Erbaysal 'Dengeli bir dil kurulması gerek' dedi.

Eren YILMAZ
İstanbul

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde astsubay eşini ziyarete gittiği üs bölgesinden evine dönen Nurcan Karakaya’nın kullandığı otomobilin geçişi sırasında PKK’lilerin tuzakladığı belirtilen el yapımı patlayıcı infilak etti. Patlamada Nurcan Karakaya ve 11 aylık bebeği Mustafa Bedirhan Karakaya yaşamını yitirdi. Bir anne ile 11 aylık bebeğinin öldürülmesi dün gazetelerin birinci sayfasında geniş yer buldu. Gazetele manşetlerini ve terör ve şiddet olaylarının haberleştirilmesinde kullanılan dili değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Tirşe Erbaysal, konunun barış gazeteciliği perspektifi ile ele alınarak dengeli bir dil kurulması gerektiğini ifade etti.

Olayın taraflarından birinin, bir kesmle ilişkili olduğu düşünülerek bir gruba yönelik nefret söylemlerinden kaçınılması gerektiğinin altını çizen Erbaysal, “Ortada bir mağduriyet varsa, özellikle kadın ve çocuğa karşı şiddet olaylarında toplumun tepkisi çok daha fazla oluyor. Dolayısıyla toplumun hassasiyetlerine de önem vermek gerekiyor ama bunu yaparken gazetecinin mağdurdan taraf olması lazım. Mağdurdan yana taraf olurken toplumu asla nefrete, ötekileştirmeye, öfkeye, terörizme yönlendirmemeli” diye konuştu.

MAĞDURİYETİN UNUTULMAYACAĞI HABERLER YAPILMALI

Şiddet olayları sonrasında çok daha büyük savaşlar çıkabildiğini, bunun dünyada pek çok örneği olduğunu hatırlatan Erbaysal medyanın dengeli bir dil kullanması gerektiğine dikkat çekti.

Mağduriyetin ve kaybedilen canların ‘insan’ olarak hatırlanmasının önemini vurgulayan Erbaysal şöyle konuştu: “Başlığa taşınan ifadelerin kesinlikle ötekileştirmeyi, nefret söylemini temsil etmemesi gerekiyor. Toplumsal anlamda baktığımızda bu çok büyük bir olay. Çünkü çok küçük bir bebeğin ölümü her zaman çok daha önemli görülür toplum tarafından. Ama burada şu önemli: bir şeye taraf olurken gazeteciler zannediyor ki, mağdurun yanında taraf oluyoruz. O yüzden ‘intikamını alacağız’, ‘biz tarafız’, ‘gerekeni yapacağız’ manşetleri atılıyor, burada aslında mağdur olanların mağduriyeti bir süre sonra unutuluyor. Başka bir gündem ortaya çıkıyor. Gördüğüm kadarıyla üç beş gün sonra ‘idam geri getirilmeli mi?’ tartışması olacak. Maalesef ki bu mağduriyet iki gün, üç gün belki bir hafta, belki on gün sonra unutulacak. Bir süre sonra başkalarının ağzından, başka konularla ilgili bir malzeme olarak kullanılmaya başlanılacak. Dolayısıyla insanların mağduriyetinin unutulmayacağı şekilde haberler yapmak gerekiyor. Bu da çok önemli bir denge sorunu oluşturuyor. Haberin dilinin çok dengeli kullanılması gerekiyor.

Bunu yapan kimse bunun da belirtilmesi gerekiyor. Eğer patlayıcıyı PKK döşediyse buna kesinlikle haberde yer verilmesi gerekiyor. Eğer üstlenmediyse, PKK tarafından yapıldığının düşünüldüğü de belirtilmeli. Yaşamını yitiren bebeğin ve annenin yaşam hikayesinin, kadın oraya bir özlemle gidiyor neticede. Bunun da ele alınması gerekiyor. Neticede hayatını kaybedenlerin ‘insan’ olduğunun bilinmesi gerekiyor. Haberler ‘İntikam yemini’ biçiminde verildiğinde, bir süre sonra, orada kaybedilen canlar metalaştırılmış oluyor ve sayıdan ibaret kalıyor. Buradaki can kayıpların bir sayı olarak kalmaması için insan olduklarının hatırlatılması gerekiyor.”

‘DAHA ÇOK MAĞDURİYET YARATMAKTAN ÖTEYE GEÇMEZ’

Erbaysal şöyle devam etti: “Ortada bir çatışma var ama bu on bir aylık bir bebeğin çatışması değil. Ya da yirmi beş yaşında bir annenin çatışması değil. Dolayısıyla burada bu insanların canlarını kaybetmiş olması çok ciddi bir sorundur. Bu insanların can kaybı çatışmanın tarafı haline getirildiğinde, intikam yeminleri üzerinden haberler verildiğinde arkada sadece rakamlar kalıyor. Ortada bir çatışma var. Bu çatışmayı çözmek gerekiyor. Bu çözülmeden mağduriyetlerin de aşılacağını düşünmüyorum. Medya şu anda 90’lardaki diline sarılmış durumda. Bu dile sarılmak, insanların intikamının alınmasını sağlamayacak. Daha çok mağduriyet yaratmaktan öteye geçemeyecek.”

‘MEDYANIN EKONOMİ POLİTİĞİ GERÇEĞİ VAR’

Medyanuın sahiplik yapısına ve iktidarla olan ilişkisine dair değerlendirmelerini de paylaşan Erbaysal şunları ekledi: “Haberin dilini her zaman devletin politikası belirler. Şunu bilmemiz gerekiyor ki, ortada bir medyanın ekonomi politiği gerçeği var. Medyanın bir sahiplik yapısı var. Maalesef Türkiye’de sahiplik yapısı çapraz tekelleşme denilen şeye elveriyor. Medya bir şekilde göbekten devlete bağlı. Dolayısıyla devletin kullanmasını istediği söylemin dışında söylemler kullanmak çok zor. Haber barış dili ile verilebilir. Benim gözlemime göre, insanlar bir süre sonra içinde bulundukça ‘post-truth’ (gerçek ötesi) dediğimiz olgu var ya, ona kendini kaptırıyor ve gerçekte olduğunu düşünmediği şeyin olduğuna inanmaya başlıyor.

Ona aidiyet hissediyor. Ben inanıyorum ki, bu manşetleri atanlar, bu intikam yeminini edenler gerçekten bir şey yapılacağına inanıyor. Oysa bunlar da unutulacak. Ne zamana kadar? Böyle bir olay tekrar yaşanana kadar.”

Son Düzenlenme Tarihi: 02 Ağustos 2018 18:46
www.evrensel.net