Kemal Can: Seçim odaklı yürüyen muhalefet krizlerden kurtulamaz

Gazeteci-Yazar Kemal Can (Fotoğraf: Evrensel)

Kemal Can: Seçim odaklı yürüyen muhalefet krizlerden kurtulamaz

İktidar bloku yerel seçimlere hazırlanırken Gazeteci-Yazar Kemal Can'la, iç kavgalarla uğraşan muhalefeti İYİ Parti merkezli olarak konuştuk.

Meltem AKYOL
İstanbul

24 Haziran seçimleri sonrası yeni rejim hızla inşa ediliyor. İktidarın ‘1 yılda yapılacak şeyleri 1 ayda yaptık’ diyerek övündüğü kararnameler birbirinin peşi sıra yayımlanıyor, OHAL koşulları yasayla kalıcı hale getiriliyor... Bütçe yetkisinden YAŞ’a, RTÜK’ten TRT’ye pek çok kurum, yeni rejimin ihtiyaçlarına göre yeniden dizayn ediliyor... Bütün bu gelişmeler yaşanırken, muhalefet partileri ise iç kavgalarla boğuşuyor.

CHP’de kurultay tartışmaları, İYİ Parti'de olağanüstü kurultay gündemi var.

İktidar bloku yerel seçimlere hazırlanırken iç kavgalarla uğraşan muhalefeti, İYİ Parti merkezli konuştuğumuz Gazeteci-Yazar Kemal Can, siyaseti seçim kazanıp kazanmama üzerine kurgulayan muhalefetin krizlerle boğuşmaya devam edeceğini söylüyor. Can’a göre siyaseti derinleştirmeyi başaramayan muhalefetin, “Sonuç alamamış her hamlenin ardından böyle travmatik bir durum yaşanması” kaçınılmaz. İYİ Partinin de benzer bir durumu yaşadığını belirten Can, “İYİ Parti, politik çizgi ve kadro bileşimi açısından henüz netleşememiş, biraz konjonktür bir parti” ve dolayısıyla “yaşanan travmatik halin burada daha çok reaksiyon üretmesi mümkün” diyor.

'AKŞENER ÜZERİNE ŞEKİLLENEN SONUÇLAR EN ÇOK AKŞENER’İ TARTIŞTIRDI'

24 Haziran sonrası muhalefet partileri içerisinde tartışmalar başladı. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve çok görünür olmamakla birlikte HDP... CHP’de kurultay tartışmaları sürerken İYİ Parti'de de Meral Akşener yetkilerini kullanarak olağanüstü kurultay kararı aldı. Bu tartışmaların doğal olduğunu düşünenler de var, Akşener’in liderliğini garantiye almak için bir hamle yaptığını düşünenler de... Sizin değerlendirmeniz nedir?
Aslında iki boyutu var. Birincisi doğal ve beklenir bir şey, çünkü gördüğünüz gibi CHP’de de benzer bir süreç var. Muhalefet partilerinin neredeyse hepsi, belki başarısızlık sayılamayacak sonuçlar almalarına rağmen, beklentileri karşılayamadığı için hem kendi tabanında hem de genel kamuoyunda tartışılır oldu. Bunun kaçınılmaz olarak, liderleri, teşkilatı, parti yapılarını sarsması, bunun üzerine bir iç tartışma yaşanması çok şaşırtıcı değil. Yani böyle bir kritik seçimden sonra her partide bu tür bir şeyin olması çok anormal görünmez. İkincisi ise İYİ Parti pek çok açıdan daha partileşme sürecini tamamlayamamış bir yapı. Bir parti içi muhalefet hareketi olarak doğmuş, herkesin bildiği süreç çerçevesinde bir tür partileşmeye mecbur kalmış, çok kısa sürede partileşmek ve sonra da yine çok kısa sürede bir seçime girmek zorunda kalmış. Zaten çok hazır, birbiriyle uyumlu bir ekip ve politik programa sahip olmayan bir yapı. Dolayısıyla böyle bir travmatik halin burada daha çok reaksiyon üretmesi mümkün.

Bu genel başarısızlık hali ya da algısı, önemli ölçüde de, bütün stratejisini Akşener’in alacağı oy üzerine kuran ve tamamen Akşener’in cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerinden kampanya yürüten bir parti için doğal olarak Akşener’i merkeze oturtuyor. Ve yine doğal olarak eleştiriler de partisinden bile daha az oy almış bir lider olarak, onun etrafında yoğunlaşıyor. Anlaşılan Afyon kampında bu tür şeyler çok dile getirildi.

Diğer bir taraftan yapısı oturmamış, kadroları ve politik yönü belirsiz bir siyasi partide liderin seçimde olduğu gibi yüksek bir sonuç beklentisi dışında bir kapsayıcılık sağlaması kolay değil. Üstelik orada birbiri arasında çelişkileri olan ve aslında Akşener’le de çelişkileri olan, çok homojen olmayan bir ekip var. Dolayısıyla Akşener’in hem kendisine dönük mevcut ya da potansiyel eleştirileri ya da iktidar mücadelelerini kesmek hem de partiyi biraz daha kontrol altına alabileceği bir yapıya evriltmek için bu resti kullandığını düşünüyorum. Çünkü nereden bakılırsa bakılsın ilk seçiminde yüzde 10’un üzerinde bir oy almış, 43 de milletvekili olan bir partinin siyasi olarak devam şansını kullanması beklenir.

'İYİ PARTİ KONJONKTÜR BİR PARTİ, O YÜZDEN DE TAM PARTİ DEĞİL'

Gazeteci-Yazar Kemal Can (Fotoğraf: Evrensel)

Gelinen noktada Akşener aday olacak gibi görünüyor. Peki, bu adaylık ya da Akşener’in başkanlığı İYİ Parti'de yukarıda da sıraladığınız sorunları çözer mi?
Eğer Akşener aday olmasaydı çok daha zorlu bir süreç bekliyordu, o yapının bir arada kalması hayli zor olurdu. Çünkü Akşener bütün partinin de varlık nedeni niteliği taşıyan bir özelliğe sahip. Ama Akşener’in geri dönmesi ile ilgili bir formülde mutabık kalınırsa da bu İYİ Partinin sorunlarının bitmesi anlamına gelmiyor. Çünkü varoluş ve doğuş sürecinde de olduğu gibi İYİ Parti biraz konjonktür bir parti, o yüzden de tam parti değil. Bir kadro hareketi, bir politik hareket değil. Yani MHP’den tam olarak hangi nedenlerle ve hangi politik önermelerle ayrıldığının cevabı yok. Bir politik çizgi ve kadro bileşimi açısından netleşememiş bir parti. Ve aslında bir konjonktürün ve bir imkanın partisi olan İYİ Parti, çok temel bir beklentiye karşılık olarak doğdu.

Neydi o beklenti?
Yani işte sağda milliyetçi tarafta, ağırlık merkezi milliyetçilikte olan bir merkez sağ oluşumun AKP’den ve gene sağ iktidar blokundan oy kopartabileceği ve bunun da iyi bir aktör olarak Akşener etrafında oluşabileceği fikri etrafında oluştu. Bunun dışında politik olarak ülkenin hangi meselesine, hangi cevabı veriyor? Hangi politik çizgide ya da hangi farkları koyuyor? Bunu oluşturacak kadrolar nasıl bir ortaklık ve geçmişten geliyorlar? Bu sorular cevapsız. Akşener geri dönse de bu soruların hepsi baki kalacak. İYİ Parti bu netleşmeyi sağlayamadığı taktirde, ki ben hızlı bir netleşme pek beklemiyorum, yine konjonktürel bir parti olarak varlığını sürdürmek zorunda. Yani siyasi konjonktür ve koşullar yine bu kanatta bir muhalefet partisi potansiyelini taşımaya yeterse orada pozisyon bekleyerek, bir tür iktidar blokundaki çözülmeden kayacak oy potansiyeline talip, onlar için alternatif merkez olmaya çalışan parti olarak konumunu korumaya çalışacak. Büyük bir ihtimalle yakın vadede yaşayacağı gelecek böyle bir şey çiziyor.

'YEREL SEÇİM SINAVI İYİ PARTİYİ ZORLAYACAK'

Bir de önümüzde kritik bir yerel seçim var...
24 Haziran öncesinde Akşener üzerinde oluşan beklentinin çok yüksek olması ve onu karşılayamamış olması, yerel seçim gibi son derece dezavantajlı bir sınava giriyor olması, İYİ Partiyi bir çok açıdan zorlayacaktır. Ve eğer yerel seçimde 24 Haziran’da aldığı oy oranının dramatik biçimde altına indiği görülürse de daha ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya kalması ihtimali var. Şimdi onun için öncelikle büyük ölçüde o yerleştikleri oy potansiyelinin önemli bir kısmını korumayı deneyecekler, ama bunun için de Akşener’in elinde bir enstrüman yok.

'MHP-AKP İTTİFAKI ARİTMETİK BİR İTTİFAK DEĞİL'

İYİ Parti'nin, Meclis aritmetiğinde AKP ve MHP arasındaki ilişki açısından kritik bir rolde olduğu, AKP’nin elini güçlendirmek için İYİ Parti seçeneğini kullanabileceği konuşuldu, konuşuluyor. Hatta İYİ Parti ile koalisyon iddiaları bile dile geldi. Siz AKP’nin İYİ Partiyi MHP’ye alternatif olarak değerlendirebileceğini düşünüyor musunuz?
Ben iktidar blokunu oluşturan MHP-AKP ittifakını bir aritmetik ittifak olarak görmüyorum. Dolayısıyla benzer ya da karşılayabilir başka bir alternatifle denklenerek, MHP’nin dışarıda bırakılabileceği bir seçeneğin çok mümkün olduğunu düşünmüyorum. Çünkü MHP’nin AKP’ye ve özellikle Erdoğan’a sağladığı desteğin sadece milletvekili sayısı ile sınırlı olmadığını, ideolojik bir destek ve başka bir mecburiyet ilişkisi olduğunu düşünüyorum. O yüzden de bu sayısal olarak kolay gibi görünen, Mecliste işte MHP’yi çıkarıp yerine İYİ Partiyi koyma seçeneğinin, kağıt üzerindeki kadar kolay ve gerçekçi bir seçenek olduğu kanaatinde değilim.

'MHP, İYİ PARTİYİ GERİ ALACAĞI BİR TABAN OLARAK GÖRMÜYOR'

Ama İYİ Parti içerisinde böyle bir olasılığa göz kırpan açıklamalar da oldu. Öte yandan MHP’nin de İYİ Parti içerisine dönük açıklamaları...
Evet, İYİ Parti içerisinde böyle bir olasılığa yakın duran ya da orada ikbal olmadığını düşündüğü için MHP’ye geri dönmek ya da başka alternatifler arayabilecek kişi, ekipler vardır, mümkündür. Ama şu anda MHP’nin -İYİ Partide bir takım dağılmalara yol açabilecek açıklamalar ve müdahaleler yapmakla birlikte- İYİ Partiyi topyekün ittifaka dahil edecek ya da tekrar geri alacağı bir taban olarak gördüğünü düşünmüyorum. Çünkü aslında artık kendisini MHP’de tanımlayamayan bir sosyal tabanın İYİ Parti ile koptuğunu görüyoruz. Yani ’90’larda MHP’li olmaya başlamış, daha seküler, daha kıyı ve büyük şehir oy profilini içeren, biraz da MHP’nin geleneksel tabanıyla sorunlu bir kesiminin MHP’den koptuğunu ve çoğunlukla İYİ Partiye geçen seçmenin böyle bir özellikte olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla şu andaki pozisyonu itibarıyla MHP’nin, İYİ Partinin dağılması durumunda bile, o tabanın geri geleceği fikrinde olduğunu düşünmüyorum. Ona kayıp oy deniyor ama buna karşılık çok ciddi olarak bu seçim sonuçlarında da görüldü, kaybettiği oyların önemli bir kısmını AKP’den kazanmış olarak MHP oy tabanını korudu. MHP’nin İYİ Partiyi bir seçenek olmaktan çıkaran, onun dağılması ya da oradan birkaç kişinin MHP’ye geri dönmesi konusunda bir takım çabaları olur; ama genel olarak İYİ Parti tabanına dönük bir politik yoğunlaşma içerisinde olacağını beklemiyorum.

'MUHALEFET SİYASETİ DERİNLEŞTİRMEK ZORUNDA'

Başlarken söylemiştik aslında sadece İYİ Parti değil, muhalefet partilerinin tamamında bir içeriye dönme, parti içi kavgayla uğraşma hali var. Aslında son yıllardaki hemen her seçimden sonra yaşanıyor bu. Peki, niye bu partiler her defasında aynı sorunu yaşıyor?
Bunun birçok nedeni var. Yani o yapıların kendi iç sorunlarından kaynaklanan tarafları var. Ama ben muhalefetin en büyük probleminin sonuç odaklı bir pozisyon almasına bağlı olduğunu düşünüyorum. AKP’nin sık sık tekrarladığı, seçimlerle yarattığı etkiyi kabullenen ve sadece siyaseti seçim kazanıp kazanmama üzerine kurgulayan algıyı kabullenmekten kaynaklandığını ve sonuç alamamış her hamlenin ardından travmatik bir durum yaşadığını görüyoruz. AKP iktidarı büyük ölçüde kendi seçime bağımlılığını muhalefete de yayan bir siyaset tarzı izliyor ve sürekli sonuç alamayan bir pozisyona kendini mahkum eden muhalefet, sürekli yenilenen krizlerin de zorunlu sonuçlarını yaşıyor. Halbuki siyaset, seçim sonucunda kimin ne aldığı değil oradan çıkan sonuçlardaki ağırlıkların siyaset üzerindeki etkisi ve dönüştürücü gücünü harekete geçirmesiyle sonuç almayı düşünmeli, yani sonuçtan anladığı bu olmalı. Türkiye son 5 yılda, defalarca genel muhalefet tablosu açsından çok yüksek itiraz potansiyeli göstermiş, bu anlamda da önemli sonuçlar almış bir muhalefete sahip. Bunu partiler bazında söylemiyorum, potansiyel olarak söylüyorum. Ama politik aktörler ve partiler, muhalefet blokunda yer alan, bu potansiyelle, bu potansiyelin gücü üzerinden değil, kısa vadede alınacak sonuç üzerinden ilişki kuruyorlar ve sürekli tekrarlanan bir krizle yüz yüze kalıyorlar. Pek çok neden yanında ben bunun çok belirleyici faktör olduğunu düşünüyorum.

Bu arada yeni rejim de adım adım inşa ediliyor. Nasıl değişecek bu süreç?
Burada bir kere her şeyden önce siyasetin yapılma alanı ve siyasetin iktidar tarafından belirlenen sınırlarının değiştirilmesini önceleyen bir siyaseti derinleştiren muhalefete ihtiyaç var.

Sadece seçim merkezli bir siyasi aygıt gibi davranmaması, -ki onda da çok becerikli olduğu söylenemez muhalefet patilerinin-, siyaseti bütün zeminlerde, tabanda, yerel alanda ve yapılacak her alanda yaygınlaştıran bir genişliğe ulaştırması, bir tür aktör bazlı değil politika bazlı değişim önerileri getirmesi gerekiyor.

Zaten yapılanı, uygulanmakta olan şeyleri ‘Biz daha iyi yaparız’a değil, bizzat o yapılan şeylerin yanlışlığı üzerine politika kurmaya, siyasi seçmenlerin siyasi tavır ve oy verme davranışlarındaki parametreleri değiştirmeye, onu kimlik ve kutuplaşma üzerinden değil sınıfsal ve politik eksene taşımak konusunda çaba harcamaları gibi çok sayıda şeyi devreye sokmaları ama siyaseti mutlaka derinleştirmeye katkıda bulunmaları gerekiyor.

ABDULLAH GÜL İDDİASI

Akademisyen Yüksel Taşkın, Diken’e verdiği röportajda İYİ Partinin kuruluşunda Abdullah Gül ve ekibinin de olduğu, ancak son anda Akşener’i yalnız bıraktıkları iddiasını gündeme getirdi. Somut bir bilginiz var mı bu iddiaya dair?
Bu iddianın kendisine ilişkin somut bir bilgim yok, ama şunu söyleyebilirim; Abdullah Gül’ün de, daha önce AKP içerisinde politika yapmış pek çok ismin de, AKP ve Erdoğan’ın kişiselleşmiş iktidarına karşı, bir sağ seçenek oluşturulması ve onun bir tür cazibe merkezi haline gelmesi, AKP’nin ilk doğduğu zamana benzer bir ikinci yenilenme havası yaratılması konusunda çeşitli fikirler ve muhtemelen bununla ilgili temaslar falan yaşandı, yaşanıyor.

Dolayısıyla bu çerçevede böyle temasların olmuş olması bana çok şaşırtıcı gelmez, zaten de İYİ Partinin ortaya çıktığı koşulların temel motivasyonu sağ seçenek olarak AKP ve iktidar blokunun oyunu bölmek ve hatta daha fazlasını almak, bir iktidar seçeneği yaratmaktı. Yani bir muhalefet seçeneği yaratmaktan çok bir iktidar seçeneği yaratmaya dönük bir akıl, çaba ve mühendislik gayretleri olduğunu biliyorum. Dolayısıyla bu tür temaslar da muhtemelen cereyan etmiştir ama Gül’ün adaylığı sürecinde Akşener çok net tavır oluşturmuş, CHP içerisinde de itirazlar oluştu ve zaten seçenek olarak da Gül’ün çok atak davranmamasıyla birlikte o seçeneğin hızla zayıfladığını izledik. Ama o sürecin öncesinde yani İYİ Partinin kuruluş evresinde sağda yeni oluşum meselesi konusunda epeyce temas yürüten insan olduğunu tahmin ediyorum.

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Ağustos 2018 18:52
www.evrensel.net