'Bu sefer de ayvayı patronlar yesin'

Fotoğraf: Pixabay

'Bu sefer de ayvayı patronlar yesin'

Gebze'den bir işçi yazdı: 'Görülüyor ki kıdem tazminatlarımıza yönelik saldırılar önümüzdeki günlerde yeniden gündeme gelecek, hazırlık şart. '

Gebze’den bir işçi

Son zamlarla birlikte ücretlerimiz enflasyona kurban edilmekle kalmıyor, artan vergi kesintileri ile kuşa dönmüş durumda. Güvencesiz çalışma artıyor, esnek kuralsız geçici sözleşmeli işçilik yaygınlaşıyor. Taşeron ve sözleşmeli işçiliğin olmadığı fabrika Gebze’de neredeyse yok. Emekli olmak için ödememiz gereken prim miktarı da emeklilik yaşımız da yükseltildi. Özellikle 2008’den sonra işe başlayan işçi kardeşlerimize dayatılan artık mezarda emeklilik... Buna bir de emekli maaşlarımızın  hesaplanma yöntemi değiştirilerek, daha düşük emekli maaşlarına mahkum edilmek eklendi. Merak eden işçi kardeşlerimiz 2008’de yapılan değişiklikle neler kaybettiğimizi bi zahmet araştırıversin. Elimizde kalan kıdem tazminatlarımıza yönelik saldırılar görülüyor ki önümüzdeki günlerde yeniden gündeme gelecek buna karşı şimdiden hazırlıklı olmamız şart.

Çalışma saatlerimiz uzadıkça uzuyor, bırakalım sendikasız fabrikaları birçok sendikalı fabrikada bile geçinebilmek için 10-12 saat çalışmak zorunda kalıyoruz. Ailemize, çocuklarımıza ayıracak zamanımız kalmıyor, sosyal yaşamımız ortadan kaldırılıyor. Hayat pahalılığı, artan vergiler, ücretimizden yapılan kesintiler eğitim ve sağlığın paralı hale getirilmesi bizlerin belini büküyor. Çoğumuz kredi kartlarının yarattığı borç yükü altında eziliyoruz. Eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, beslenme gibi temel ihtiyaçlarımıza ödediğimiz para giderek artıyor. Daha yeni Kocaeli’de ulaşıma zam yapılmadı mı? Her şeye para bulan belediye bu ulaşım zammına karşı bütçesinden katkı veremez miydi? Bugün Gebze’de 4 kişilik bir işçi ailesinin bir çay bahçesinde çay içmeye gitmesi, eşiyle 2 bardak çay içmesi, çocuklarına 2 külah dondurma alması bile neredeyse lüks hale gelmiştir. Ancak günlük yaşantımızda karşılaştığımız zorluklar karşısında da bir gariplik yaşıyoruz. Sendikalı bir işyerinde çalışan bir işçi kardeşimiz aynı fabrikada taşeronda çalışan bir işçi kardeşinin durumunu görünce kendisini şanslı zannediyor, sendikasız bir işyerinde çalışan bir işçi kardeşimiz maaşını ayın 5’inde alınca, maaşı düzenli ödenmeyen işçi kardeşi karşısında kendini şanslı zannediyor, taşeronda güvencesiz çalışan bir işçi kardeşimiz işsiz bir kardeşini görünce en azından bir işimiz var deyip durumunu kabulleniyor. İşsiz kalmış bir kardeşimiz eğer işsizlik parası alabiliyorsa, işsizlik parası alamayan bir işçi kardeşi karşısında kendisini şanslı buluyor. Kriz gerekçesiyle koca koca fabrikalardan atılan işçi kardeşlerimize karşı, ‘Bizde henüz işten atma yok’ deyip gözlerimizi kapatıyoruz, maaşının neredeyse 3/1’ni kiraya veren işçi kardeşimiz kira ödemeyen kardeşine senin tuzun kuru diyebiliyor. Kira ödemeyen işçi kardeşimiz aynı tezgahta beraber çalıştığı işçi kardeşinin barınma hakkı karşısında kayıtsız kalabiliyor... Örnekler çoğaltılabilir. Ha bir de kendisine solcu diyen bir kesim var ki onların ruh hali de evlere şenlik! “Bu işçilerden bir halt olmaz onca sıkıntıyı yaşamalarına rağmen hâlâ gidip sandıkta...” Neyse.

İş kazaları tırmanışa geçmedi mi? Her gün ölümlü bir iş cinayetiyle karşı karşıya kalıyoruz. İşten atılmıyor muyuz? Kriz var diye daha yeni işçi kardeşlerim General Elektrik’ten işten atılmadı mı? Ücretlerimiz ödenmiyor, Gebze’de birçok fabrika işçiliğin daha ucuz ve sendikal örgütlülüğün zayıf olduğu yerlere taşınıyor ya da kapanıyor. Ekmeğini biraz büyütmek, kölelik koşullarına karşı sendikalaşma mücadelesi veren kardeşlerimiz Flormar’da olduğu gibi işten atılıyor. Patron sınıfı dünyanın neresinde olursa olsun daha çok kâr için, pazar alanlarını yeniden paylaşmak için her yeri kana bulamaktan, savaş çıkarmaktan geri durmuyor. Biz işçileri emekçileri birbirimize düşman ederek kan gölü içinde kârlarına kâr katmaktan geri durmuyorlar. Elbette bütün bunlara karşı biz işçiler de bir çıkış yolu arıyoruz. Tüm bu yaşadıklarımızın bireysel değil, hepimizin yaşadığı ortak sorunlar olduğunu ve ancak birleşip mücadele edersek düzeleceğini henüz kavrayamayan çoğu işçi kardeşimiz ek iş bulmaya, fazla mesai yapmaya, kredi kartı ile yaşamaya, şans oyunları oynamaya yöneliyor. Ama tüm bunlar sorunlarımızı çözmeye değil, daha da ağırlaşmasına yol açıyor. Çocuklarına bakamayan, parçalanan aile sayısı giderek artıyor. İşsizlik çığ gibi büyümüyor mu?

PEKİ DEVLET NE YAPTI?

Devlet çığ gibi büyüyen işsizlik karşısında güya önlemler aldı. Parklarda, sokak temizliğinde ve benzeri işlerde geçici, güvencesiz ve ucuz işçiliği yaydı. Ancak esas yardımı patronlara yaptı. Patronlar için onlarca teşvik paketi hazırladı, hiç merak etmeyelim yeni teşvikler de yolda. İşçilik maliyetini düşürmek için patronlara kıyak olsun diye işsizlik fonu patronların hizmetine sunuldu, sigorta primleri fondan karşılandı buna karşılık işten atmalar yasaklanmadı. İşsizlik fonundan tüm işçilerin yararlanması için gerekli önlemler alınmadı, engeller kaldırılmadı. İşten atılan kardeşlerimiz hak aramaya kalktıklarında polis baskısı ve şiddetiyle karşı karşıya kaldı. Grevlerimiz yasaklandı. Hele şimdi vali ve kaymakamlara verilen geniş yetkilerle hak arama mücadelemizin önü şimdiden kesilmek isteniyor. Bir elin parmakları kadar olan mücadeleci sendika ve sendikacılara karşı yeni önlemler alındı. İşe iade davalarının önünü kesmek için zorunlu arabulucu uygulamasıyla dava açma hakkımız bile neredeyse elimizden alındı. Bütün bunlar olurken Türkiye ekonomisi büyüdü. Her yıl milyoner sayımız çok şükür artıyor. Açın bakın dolar milyarderleri her yıl nasıl artıyor. Ne pahasına. Fabrikalar, işyerleri, madenler, inşaatlar bugün bir mezbaa gibi işlemekte, çarklar canımız ve kanımız üzerinden dönmeye devam etmektedir. Bunun yanında çok yakında Gebze’de kitlesel işten atmaların yaşanacağını gösteren gelişmelerde ortaya çıkmaya başlamıştır.

İşçi kardeşlerimizin birçoğu bilir. Günlük fabrika yaşantımızda kendimize uygun bir dil ile konuşuruz. İçinde bulunduğumuz zorluk ve sıkıntıları öyle lafı çokça dolandırıp değil kestirmeden söyleriz. Örneğin kredi kartının asgarisini bile ödeyemedik ayvayı yedik, faturalar birikti, kiraya bu ay zam yapılacak, okullar açılıyor bi sürü masraf vb. ayvayı yedik. Velhasıl kardeşler bu ayvayı hep biz mi yiyeceğiz? Bu sefer de ayvayı patronlar yesin. Ama bunun için bişey yapmalı. Ne dersiniz?

Son Düzenlenme Tarihi: 29 Temmuz 2018 15:31
www.evrensel.net
ETİKETLER mektupGebze