Ergin Günçe kadar bir çiçek

Ergin Günçe'nin 'Türkiye Kadar Bir Çiçek' ve 'gencölmek' kitaplarının kapakları

Ergin Günçe kadar bir çiçek

Ayşegül Tözeren, 16 Ocak 1983'te gerçekleşen bir uçak kazasında yaşamını yitiren Şair Ergin Günçe'yi ve poetikasını yazdı.

Ayşegül TÖZEREN

“Türkiye’nin Ruhu”na akraba şiirleriyle bilinen Ergin Günçe’nin poetikası, Ali Özgür Özkarcı’nın derlediği düzyazılarıyla bir kez daha anlaşılmaya çalışılıyor. Düzyazılar toplamı olan “Pi Sayısı ve Özgürlük”, şairin edebiyat, kültür ve siyaset yazılarından oluşuyor.

1938 yılında doğan Günçe, İstanbul Lisesinden Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine, ardından da ODTÜ İdari İlimler Fakültesi’nde öğretim üyeliğine uzanan başarılı bir akademik geçmişe sahiptir. Akademik birikiminin de katkı sağladığı tez, antitez ve senteze dair bakışını edebiyata ve şiire  taşımıştır. 1964 yılında Gencölmek isimli şiir kitabı yayımlandığından beri, yaşamdaki başlıca hakikat, ölüm, hep meselesi oldu. 1983 yılında bir uçak kazasında yaşamını yitiren şairin tüm şiirleriyse Türkiye Kadar Bir Çiçek başlığı altında ölümünden sonra bir araya getirildi. Toplu şiirlere adını veren bu şiir, Oğuz Atay’ın yarım kalmış Türkiye’nin Ruhu yaklaşımını anımsatırken, Günçe’nin poetikasının kapısını aralamaya çalışanlar için çetin bir kilittir.

TÜRKİYE KADAR BİR ÇİÇEK AÇILIRKEN

Kopuş şiiri olarak görülebilecek olan, Türkiye Kadar Bir Çiçek’in ardında hangi gelenekten uzaklaştığını bilen, şiir görgüsüne sahip bir şair vardır.“Büyük şair sosyolojik bir olaydır,” diye bitirdiği “Nazım Hikmet’in Şiirimizdeki Yeri” başlıklı yazısında, biri komünist, biri Osmanlıcı, biri de İslamcı üç şaire Türkçe’nin en değerli şairleri olarak işaret eder ve şöyle yazar: “Bu böyle olunca, Kurtuluş Savaşı’nın en güzel destanını elbette Nâzım Hikmet yazacaktır; Çanakkale Savaşlarını en güzel Mehmet Âkif dile getirecektir. Osmanlılığın en güzel şarkılarını, Süleymaniye Camii’nde bütün Osmanlı İmparatorluğuyla birlikte bir Bayram Namazı kılan Yahya Kemal söyleyecektir. Bunları anlamak gerekir.”  Ergin Günçe, inkâr etmek yerine gelenekle yüzleşmeyi tercih eder ve evet, sonunda da gelenekten kopar.

Türkiye Kadar Bir Çiçek, şu dizelerle açılır: “Soğuk suda çarpa çarpa yıkadım / Yüzümün niyeti bir aşk şiiri.” Bir uyanışı hatırlatan giriş, ardından gelen dizelerle birlikte baharı sezdirir. Büyük şiir, “kalkışma yüreğindeki bir çiçekle” kapanacaktır. Aşk, bahar ve kalkışma göstergelerinin şiirde kurduğu den’eylem alanıyla Günçe okurunu, “Plus je faisl’amour, plus je fais la revolution/ Ne kadar aşk, o kadar devrim” sloganının atıldığı 68’ın baharına davet eder. Maurice Blanchot 68’in mayıs günlerini, “O dönem insanlar arasında yalnızca bir insan olarak, bir başka insan olmaktan başka gerekçelendirmeye gerek duymadan herkesin birbiriyle anonim, gayri şahsi bir şekilde konuşabildiği güzel zamanlar” olarak tanımlar*. Günçe, o zamanları bilen bir şairdir ve içinde yaşadığı dünyanın hakikatiyle bir meselesi vardır. Gayri sahih olan hakikatle hesaplaşmaya çalışan şair, baharın ayçiçeğiyle, gümüş çiçeğiyle açtığı şiirinin dahi bir distopyaya uzanmasından çekinmez. İnsanların Blanchot’un deyimiyle gayri şahsi bir biçimde konuşabildiği zamanlardan, Camus’un “İnsanlar arasında sürüp giden uzun diyalog, artık kesildi. Ve diyalog yoluyla ikna edilemeyenlerin insanda ancak korku uyandırması da son derece doğaldır...” diye imlediği ruha ilerler... Nasıl bahar, yaz ve güz, şiirde çiçeklerle yan yana örülmüşse, Günçe’nin şiirinde ütopya ve distopya da birliktedir.

EKMEK EKMEKTİR, GÜL DE GÜLDÜR

Ergin Günçe bir çiçeği ayrı tutar: Gül’ü… “Gül güldür, Gül de güldür/Ben bu kadar anlarım bu işten” Gül, Türkçe’nin şiir geleneğinde tasavvufi ve aşka dair metaforlar taşır. Ancak, şair sınıf çelişkisini bilen ve bu konuda kafa yoran bir akademiktir. Bundan, gülden şiirde söz edildiğinde yirminci yüzyılın başlarında grevci kadınların “ekmek ve gül” çığlığını da anımsamamak olmaz. Ekmek ekonomik taleplerken, gül iyi ve eşit bir yaşam talebidir.

Ergin Günçe, yaşamayı, yaşamın ruhunda açan çiçeklerle anlatırken, onlara yeni isimler verir: “Öpemedik birbirimizi işte bunun çiçeği”, “Poliste kaydı olmanın çiçeği”, “Diz çiçeği, Bacanak çiçeği, ayıp çiçekler…” Şair, aşkı ve başkaldırıyı birbirinden ayrı tutmaz. Belki bundan, şiirinde erotizmin çiçeği açılırken, anarşisttir. Her gün turşu kokan hamamlar, kasabanın kadınlarının bir araya geldiği günler, düğünler kaleminin ucundadır, okurla yüzleştirdiği alanlardır. Şiirinde cinselliğe uzanan dizelerini çoğunlukla “çiçeği” diyerek bitirirken, eksik olanı ikame etmeye çalışır, şairin deyişiyle “ayıp çiçekleri…” Cinselliğin fiillerinin yerine ikame eder.

Türkiye Kadar Bir Çiçek, “Bir dâvettir çiçek ve çok kere gidilemez/İnsanın dairede işi vardır çünkü” dizeleriyle, Kafka’nın distopik dünyasını anımsatır. Eleştirmen Murat Çetinkaya’nın ifadesiyle büronun sosyal bir olgudan çok, özü olduğu bir dünyayı. Şiirin labirentinin duvarlarını düş, bilinçaltı ve gerçeküstücü bir hakikat arayışı örmüştür. Bir de çelişkiler: “İyisin sevgilim, aceleci ve sabırlı”. Şizofren imgelemenin kurduğu absürdizmden zıtlıklarla ördüğü yapıdan dizelerinde yararlanır: “Senin de bir kaydın bulunmalı loy / İyisin, demek ki iyisin, sabırlı ve aceleci”

AÇMAZLARIYLA SONSUZ ŞİİR

Günçe, Türkiye Kadar Bir Çiçek’te Kurtuluş Savaşının kaşındaki çiçekten, Asya’da kabaran ekmek çiçeğinden söz ederken hep aşk vardır… Yüzünün ve kaleminin niyeti bir aşk şiiridir. O, umudun çiçeğini yazar ve umut, hep aşkla büyür. Çünkü yüreklidir, “İnce çekingenlik çiçeği…” Günçe şiiri dizelere ayrılabilir, ama kompartmanlara ayrılamaz. Onun için aşk şiiri de, emek şiiri de, devrim şiiri de birdir ve açmazlarıyla sonsuzdur. Yaşam gibi…

DİPNOT

* Temel Demirer, Dünya ve Türkiye’de 68 Kuşağı, https://dunyalilar.org/dunya-ve-turkiyede-68-kusagi.html/

Son Düzenlenme Tarihi: 29 Temmuz 2018 11:48
www.evrensel.net