Ölüme karşı yaşamın şiiri

Fotoğraf, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan 'Türkiye Kadar Bir Çiçek' kitabının kapağından alınmıştır

Ölüme karşı yaşamın şiiri

Adnan Özyalçıner, Şair Ergin Günçe'yi ve şiirlerini yazdı: 'Ergin Günçe, hemen bütün şiirlerinde alaya alarak başkaldırdığı ölüme 44 yaşında yenildi…'

Adnan ÖZYALÇINER

Ergin Günçe’yi tanıdığımda 1953 yılıydı. İkimiz de İstanbul Erkek Lisesi’nde okuyorduk. Ben öykü denemeleri yapıyordum o da şiirler yazıyordu. Hatta yazdığı şiirlerden biri, okulda, İstanbul’un fethinin 500. yılı dolayısıyla açılan yarışmada derece almıştı.

Şiire başlayışı bu yıllardır sanırım. Başladı, bir daha da şiiri bırakmadı. Az yazdı belki. Ama bilimsel uğraşlarının yanı sıra hep şairlerle, yazarlarla birlikte oldu. Dostluk, arkadaşlık etti. Cemal Süreya, Ece Ayhan, Erdal Öz, Kemal Özer, Tevfik Akdağ, Doğan Hızlan ve daha birçokları arkadaşıydı.

1972’de yayımlanan “Yeni a Dergisi”nde sürekli olarak şiir ve yazıları yayımlandı. Onun için “a” dergisi çevresinde toplanan yazar ve şairler anılırken Ergin Günçe’yi unutmamak gerek. Ferit Öngören, Hilmi Yavuz, Nurer Uğurlu, Ülkü Tamer, Refik Durbaş, Konur Ertop gibi daha birçok tanınmış yazar ve şairle sayfalarını paylaştığı bir dergiydi “Yeni a Dergisi”

‘AKIL VE DUYGUYU DENGELEYEN BİR ŞİİR YAPISI VARDIR’

Günçe’nin şiirinde genelde çocuk ve ölüm temi baskındır. Hatta bu iki tem iç içe geçmiştir birçok şiirde. Bu da onun ölümü hafife alışını, ona pabuç bırakmayışını, dahası ölüme meydan okuyuşunu gösterir. Günçe’nin akıl ve duyguyu dengeleyen bir şiir yapısı vardır. Gerçeküstücü görüntülerle örülüdür şiirleri çoğunlukla. Bence Günçe’nin şiirindeki bu gerçeküstücü görüntüler, onun çocukluk dünyasına dönüklüğünü, daha doğrusu çocukluk düşlerine düşkünlüğünü, bir de humorla örülü anlatımını somutlayan göstergelerdir. Gerçeküstücü görüntülerle gerçeğin, gerçekliğin anlatımını buluruz bu şiirlerde. Bu tutum, bana, biraz da 1950 kuşağı şairlerinin “şiir tarzı” gibi gelir. İkinci yeni rüzgârından esinlenilmiş de denebilir.

Günçe’nin “Yeni a Dergisi”nde yayımlanan şiirlerinde “Gencölmek”teki şiirlerinin temleri ve yapı özellikleri süregelse de söyleyişte açıklık, konularda güncellik ve toplumsallık öne geçer. “Yeni a Dergisi”nin 1 Temmuz 1972 tarihli 4. sayısında yer alan “Bir Yaz Ölümüne Hazırlık” adlı şiirinin bir yerinde şöyle diyor: "Kendi yerimde olsam sokaklarda dolaşırım / Yeni yağmış karların acı sıcaklığında / Hippi olmam günlerim sayılıdır / Ne de olsa kimlik kâğıdımda / "Bir yaz ölümüne hazırlan" diye yazılıdır / "Ekmek vesikası verildi" / "Bahtiyar oğlu Mediha'dan doğma" / Duruşmaya çağrılmaktadır”

Aynı derginin 5. sayısındaki "Geride Kalmış Bir Çocuk İçin Gazel"de, "Anası asmış kendini bir ipek gömleğine" / "Boynundan ağbisi Ankara'da vurulmuş" / "Sanki ablası sorgularda delik-deşik" / "Babası ciple götürülmüş mektup yazılan bir yere” diyerek çizdiği tablonun arkasından geride kalan çocuğun acıklı durumu şöyle bir sonla belirtiliyor: "Kaç gündür okula ve oyuna inmemiş / Kalmış dedeler, yengeler elinde / Çocuklar gibidir yüzünün bilmecesi / Avlunun bu erken saatinde / Kaybolmuş dilsiz bir panayırda / Cüceler gibidir yüzünün bilmecesi”

“Yeni a Dergisi”nin Mart 1973 tarihli 12. sayısındaki “Kış Dörtlükleri”nin VIII.’sinde, o günkü öğrenci olaylarında vurulan öğrencisini şöyle anlatır: "Saat 19 haberlerinde Taylan'ı vurdular / Bütün yanaklarım sarı / Güneş aklında tut bunları / Matematik hesapla bunları”

Sennur Sezer, 68’in Edebiyatı Edebiyatın 68’i adlı kitabında “Direnme Odağı Dergilerden Biri Yeni a” başlığıyla dergiye özel bir yer ayırmıştır. Yazısının başında Yeni a Dergisi için şunları söylüyor: “12 Mart 1971'den sonraki günler, kültür cephesinin de derlenip toparlanma günleridir. 1 Nisan 1972'de yayımlanan Yeni a Dergisi bu tür direniş odaklarından biridir.” Bu nitelemenin ardından derginin ve yazarlarının yaşananlarla ne denli iç içe olduğunu belirten şu açıklamayı yapıyor:

"12 Mart muhtırasıyla başlayan dönem, insan hakları ihlalinin doğallaştığı ve kural haline geldiği bir süreçtir. (...) 4 Mart 1972’de tutuklanan 1946 doğumlu mimar Hatice Alankuş 24 Temmuz 1973’de Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde öldü. (...) Hatice Alankuş, işkenceden sonra tedavi edilmeyen/tedavisi engellenerek ölüme bırakılanların ilkidir. Mimarlar Odası ‘gerekli sağlık koşulları sağlanamadığı için’ ölüme bırakılan üyeleri ve öteki tutsaklar için bir bildiri yayımladı. Yeni a Dergisi’nin Eylül 1973 tarihli 18. sayısında Alankuş için iki şiir yer aldı: Yiğit Bir Genç Kızın Tabutu Önünde (25 Temmuz 1973/Kemal Özer) ve Bir Temmuz Gelini Toprağa Verildi Bugün (Ergin Günçe). Her iki şiirde de Hatice Alankuş’un adı yerine mesleğiyle ilgili belirteçler/imalar yer alır.”

Ergin Günçe’nin şiirlerinden humor ögesi hiç eksik olmazdı. “Yeni a Dergisi"nde yayımladığı şiirlerde humorun görüntülerle belirtilmekte kalmayıp anlatıma geçtiğini açıkça görebiliriz. Sonradan Ali Yüce şiirde bu tür anlatıma büyük ustalıklar katmıştır. Toplumcu şiire yeni bir anlatım olanağı kazandıran bu tutuma Günçe’den iki örnek gösterelim:

Tanrı vardır ve elverişlidir / Taraf tutar at yarışında ve canım sıkıntıyla doludur” (Bu Tanrı Dedemden Kaldı Bana, Yeni a Dergisi, Aralık 1973, sayı: 21)

"Eski şiir savruktur / Yalanlar söyle, güleryüzlü ve ısırgan / Nagant bir tabancası da yoktu ve hiç olmayacak / Ucuz bir kalemtraş / İşe girmez, yargılamaz, yargılanmaz / Sokaklarda yaşar, vapurlara bakar / Bir kişiliktir, eli cebinde ve muskalı / Kestanecileri ve oruspuları / İşçiler-emekçiler olarak alması tuhaftır"  (Eski Şiir, Yeni a Dergisi, Kasım 1973, sayı:20)

‘ŞİİRLERİYLE ‘TÜRKİYE KADAR BİR ÇİÇEK’ YARATTI’

Ergin Günçe, hemen bütün şiirlerinde alaya alarak başkaldırdığı ölüme 44 yaşında yenildi. “Gencölmek”teki “Recep Doğmakla Kırk Yaşında” adlı şiirinde “Soluna dönünce bitiveren o sıcak çocuk göğüne / Atına binip girdi kırk yaşında” derken çocukluğa duyduğu özlemi, doğmakla kırk yaşına gelmek arasındaki sürecin insana hiç yaşanmamış gibi gelebileceğini anlatmak istiyordu sanki. Ölüm karşısında yaşamı bunca kısa görüyordu. Doğmakla ölmek hemen hemen eş zamanlıydı. Günçe için bu gerçekten böyle oldu.

16 Ocak 1983 gecesi Esenboğa Havaalanına çakılan uçakta ölen yolcular arasında Ergin Günçe adlı biri de vardı. Verilen bilgilere göre Ergin Günçe adlı bu yolcu, Libya’dan Ankara’ya dönüyordu. Planlama uzmanı ve iktisatçı olarak yurtiçinde ve yurtdışında çeşitli görevlerde bulunmuş olan Günçe’nin son görevi Ortadoğu Teknik Üniversitesi öğretim üyeliğiydi. Yani gazetelerimize göre değerli bir bilim adamımızı yitirmiştik.

Kazanın ertesinde çıkan haberlerde Günçe’nin şairliğinden söz eden pek olmadı. Gencölmek’teki “Recep Doğmakla Kırk Yaşında” şiirinin devamındaki gibi: “Ben ortada kaldım, Recep kırk yaşında/ Recep ortada kaldı” der gibiydi.

Ergin Günçe, tam bir çocuk umursamazlığıyla ölüme meydan okudu hep. “Gencölmek” şiirinde dediği gibi: “Ölüm alışsın artık bize/ Bir dans gibi bahçemize gelsin/ Gelsin otursun ılık minderimize”.

O, karşı çıktığı ölüme gidilirken yaşama sevincinin yitirilmesi yanlısı değildir. Gencölmek'teki “Sarışın Ağıt” şiirinin sonunu şöyle bağlar: “O kadar çocuktu ki ölürken/ Okuldaki bir şarkıya başladı.”

Ergin Günçe, yaşam karşıtı ölümü yaşama katarak şiirleriyle “Türkiye Kadar Bir Çiçek” yarattı. Bu yüzden yaşamı savunmada başlattığı şarkı sonsuzca sürecektir.

Son Düzenlenme Tarihi: 29 Temmuz 2018 11:48
www.evrensel.net