Cumartesi Anneleri: Kaybetme, devletlerin politikasıdır

Fotoğraf: Evrensel

Cumartesi Anneleri: Kaybetme, devletlerin politikasıdır

696. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, kayıpların akıbetini sordu ve faillerin yargılanması talebini yineledi.

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 696. kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. 696. hafta oturumunda 12 Eylül Askeri Darbesinde gözaltında kaybedilen ve sonraki iktidarlar tarafından da dosyası cezasız bırakılan Süleyman Cihan’ın akıbeti soruldu. Cihan’ın ailesinden Avukat Ahmet Cihan, “Kaybetme politikası, devletlerin politikasıdır. Cezasızlık zırhının işlediği tipik bir dosya bu” dedi.

‘UMUDU MEYDANLARDA ÇOĞALTACAĞIZ’

Bu haftaki oturumda ilk olarak kayıpların avukatlığını da yapmış olan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu konuştu. 12 Eylül karanlığında kaybedilenler için 37 yıldır adalet arayışının sürdüğüne dikkat çeken Tanrıkulu, “37 yıl içinde birçok bedel ödendi. 12 Eylül askeri cuntası, sıkıyönetim, Devlet Güvenlik Mahkemeleri... 37 yıl sonra geldiğimiz nokta ise adı demokrasi olmayan yeni bir rejim ve olağanlaşan OHAL. Sözde demokrasi, sözde hukuk ve sözde yargı dönemi yaşıyoruz. Bu dönemin birinci sorumlusu yargının tarafsız, bağımsız, haktan ve halktan yana olmamasından kaynaklanıyor. Yargının siyasi pazarlık konusu yapıldığı günlerdeyiz. Ama tüm bunlara rağmen bu meydanlar umudumuzu diri tuttu. Parlamentoda değil ama bu meydanlarda umudu çoğaltacağız” diye konuştu.

‘1980 KARANLIĞINDAN BETER GÜNLER YAŞIYORUZ’

Tanrıkulu’nun ardından yine 12 Eylül döneminde kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren konuştu. Futbolcu Deniz Naki’nin futbolcu Mesut Özil’e yazdığı mektuba gönderme yapan Eren, “Deniz şöyle diyor mektubunda, ‘Ben Türkiye’de Dersimli Kürt futbolcu olarak haksızlığa ses çıkardım. Sen sesime ses vermedin. Şimdi sen Almanya’da haksızlığa uğradın. Faşizmin azı çoğu, dini imanı yok’. Deniz, Mesut’a ses verdi, sesini yükseltti. Bizler de o faşizmin karanlığında ağır bedeller ödedik. Deniz’in söylediği gibi zamanında 15’lere, Ermeni aydınlara, Sabahattin Ali’ye sahip çıkılsaydı belki 12 Eylül’ü yaşamayacak ve kayıplarımızı 1980 karanlığında kaybetmeyecektik, 696 hafta burada oturmayacaktık. Yükselen sesi yükseltmek için bu ülkenin halkı çabalamadı. 1980’den bugüne faşizm arttı, 1980 karanlığından beter günler yaşıyoruz” dedi.

‘CEZASIZLIK ZIRHININ İŞLEDİĞİ DOSYA’

Son olarak 37 yıl önce kaybedilen Süleyman Cihan’ın ailesinden Avukat Ahmet Cihan konuştu. Cihan, “Süleyman’ın yarın gözaltına alınışının 37. yıl dönümü. Süleyman’ın bir mezarı var. Süleyman’ın işkence edilmiş bedenine 85 gün sonra ulaştık. Fakat birçok 12 Eylül kaybının hala mezarı yok” dedi. Devletin sorumluları cezasızlık zırhına bürüdüğünü ifade eden Cihan şöyle devam etti: Bilinmeyen bir şey yok, açık olan bu yetkililerin devletin cezasızlık zırhına bürünmeleri, korunmaları, korunmaya devam etmeleridir. Süleyman’ın infazına tanık olan savcı, soruşturmayı da yürüttü ama soruşturma adına tek bir yazışma dahi yok. Kaybetme politikası devletlerin politikasıdır. Cezasızlık zırhının işlediği tipik bir dosya bu”

‘GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ’

696. hafta basın açıklamasını kayıpların avukatlarından İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu. Yoleri, hukuksuz ve keyfi yönetimlerin yalnız adaletten uzaklaştırmakla kalmadığını, ülkenin bugünü ve geleceği için ağır bir tehdit oluşturduğunu ifade etti. Yoleri, 12 Eylül Askeri Darbesinde gözaltında kaybedilen ve sonraki iktidarlar tarafından da dosyası cezasız bırakılan Süleyman Cihan dosyasını anlattı. 31 yaşındaki 2 çocuk babası Cihan hakkında sosyalist kimliği nedeniyle 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından arama kararı çıkartıldığını anlatan Yoleri, “Cihan’ın 29 Temmuz 1981’de Edirne'den İstanbul'a gelmek üzere bindiği yolcu otobüsü İstanbul'a yaklaştığı sırada sivil bir ekip tarafından durduruldu. Otobüsten indirilerek gözaltına alınan Cihan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.Durumdan haberdar olan ailesi ve avukatları hemen, İstanbul Emniyeti 1. Şube, 2. Şube ve Askeri Savcılık nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Gözaltı kararını veren İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı ve gözaltı işlemini gerçekleştiren İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 23 kişinin “Emniyette işkencede gördüm” diye tanıklık ettiği Süleyman Cihan'ın gözaltına alındığını reddetti” dedi.

‘İNTİHAR ETTİ DENİLDİ’

Cihan’ın 85 gün süren ısrarlı arayışın sonunda ağır işkence sonucunda öldürüldüğü ve kimliği bilinmesine rağmen Zindanarkası Mezarlığı’na "meçhul kişi" olarak defnedildiği gerçeğine ulaşıldığını aktaran Yoleri, “Bu gerçek karşısında Süleyman Cihan’ın 29 Temmuz’da gözaltına alındığı kabul edildi. İstanbul Emniyeti Cihan’ın öldürülmesi ile ilgili Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’in de imzası bulunan sahte bir belge düzenledi. Belgede Süleyman Cihan’ın 30 Temmuz 1981 tarihinde yer göstermeye götürüldüğü apartmanın 6. katından atlayarak intihar ettiği yazıldı. Gerçekte ise çok sayıda tanık beyanına göre Süleyman Cihan, gözaltında aylarca işkence gördü. Ayrıca cansız bedenini kapısı kırılarak girilen ve uzun zamandır kimsenin yaşamadığı bir evin penceresinden atılarak, intihar görüntüsü yaratılmak istendi. Bu gerçekler; Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın, olaydan 21 yıl sonra dosyadaki otopsi bulguları ve tıbbi verilerden hareketle hazırladığı raporla da kanıtlandı. Raporda Cihan'ın ağır işkenceye maruz bırakıldığı ve apartmanın altıncı katından atılmadan önce öldürülmüş olduğu kayıt altına alındı” dedi.

YARGILANMA SÜRECİNİN BAŞLATILMASI TALEP EDİLDİ

Cihan ailesinin 37 yıldır hukuki girişimlerini sürdürdüğünü kaydeden Yoleri, dosyanın canlandırılması için 2012 yılında tekrar Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurulduğunu söyledi. Başvuruda dönemin kamu görevlileri hakkında dava açılmasının talep edildiğini söyleyen Yoleri, bugüne kadar iç hukukta bir gelişme yaşanmadığına dikkat çekti. Yoleri, “Cihan’ı işkenceyle öldürüp bedenini kaybetmeyi amaçlayarak insanlığa karşı suç işleyen, suçun işlenmesine azmettiren, suçun ortaya çıkmasını önlemek için delilleri karartan, kovuşturmayı önleyerek hakikati ve adaleti engelleyen şüpheliler hakkında etkin soruşturma yapılarak, ceza adaletini sağlayacak bir yargılama sürecinin başlatılmasını talep ediyoruz” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Temmuz 2018 14:05
www.evrensel.net
ETİKETLER Cumartesi Anneleri