Nükleer yaşamımızı tehdit ediyor

Nükleer yaşamımızı tehdit ediyor

Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami felaketi, en son teknolojinin kullanıldığı yerler de dahil, nükleer santrallerin, güvensiz, insan ve doğa yaşamını tehdit eden, kirli teknolojiler olduğunu bir kez daha kanıtladı. Sızıntı olmasa bile nükleer santral civarında radyasyon artışı yaşandığı; hava, su, toprak kirliliğine neden olarak canlı yaşam

Sabahat Aslan Mersin Nükleer Karşıtı Platformu Dönem Sözcüsü

Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami felaketi, en son teknolojinin kullanıldığı yerler de dahil, nükleer santrallerin, güvensiz, insan ve doğa yaşamını tehdit eden, kirli teknolojiler olduğunu bir kez daha kanıtladı. Sızıntı olmasa bile nükleer santral civarında radyasyon artışı yaşandığı; hava, su, toprak kirliliğine neden olarak canlı yaşamı üzerinde olumsuz etkiler yarattığı da bilinen bir gerçek. Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre nükleer santrallerin çevresinde yaşayanlarda lösemi hızı 2.2 kat fazla.

 

Nükleer enerjinin; sonlu, finansman, yatırım, işletim, söküm maliyetleri açısından en pahalı yakıt ve teknoloji olarak dışa bağımlı oluşu, hala çözülemeyen radyoaktif atık sorunu, ekolojik dengeyi bozması nedeniyle ve üretim güvenilirliği, kaza ve risk açısından da en tehlikeli enerji üretim teknolojisi olduğu yaşanmış ve bilimsel olarak kabul edilmiştir.

Nükleer santrallerden çıkan nükleer atıkların yaydığı yüksek dozdaki radyoaktif ışınlar, insan ve doğa yaşamı için çok büyük tehlike taşır. Bu nedenle nükleer atıkların binlerce yıl boyunca tüm canlılara ulaşamayacak şekilde saklanması gerekiyor. Binlerce yıl doğada yok olmayan nükleer santrallerin atıkları için dünyada hala sürekli depolama alanları kurulamamaktadır. Nükleer santraller, yaklaşık 50 yıldır faaliyet göstermesine rağmen, bugüne kadar nükleer atıkların nasıl ve nerede nihai olarak saklanabileceğini kimse bilmiyor ve bu atıkların güvenilir bir şekilde bertaraf edilmesi için dünya çapında bulunmuş tek bir yöntem bile yoktur.

Çernobil’de ve en son Japonya’da meydana gelen depremden sonra Fukişima nükleer santrallerinde meydana gelen kaza ve sızıntılar nedeniyle can kaybı yaşanmış ve geniş bir çevre çok olumsuz etkilenmiştir. Nükleer santrallerin bakım ve güvenlik maliyetleri kuruluş maliyetlerini aşmaktadır. Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami felaketi, en son teknolojinin kullanıldığı yerler de dahil, nükleer santrallerin, güvensiz, insan ve doğa yaşamını tehdit eden, kirli teknolojiler olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Sızıntı olmasa bile nükleer santral civarında radyasyon artışı yaşandığı; hava, su, toprak kirliliğine neden olarak canlı yaşamı üzerinde olumsuz etkiler yarattığı da bilinen bir gerçektir. Nükleer santrallerden ve nükleer atıklardan yayılan radyasyon  insan ve çevre sağlığını kuşaklar boyu etkilemektedir.

Kanseri arttırdığı kanıtlandı

Nükleer enerji sadece canlı organizmanın günlük işlevleri ve ruhsal sağlığı yönünden değil aynı zamanda genetik ve kalıtsal açıdan da sağlık zararları içerir. Nükleer santrallerin çevresinde yaşayan çocuklarda ve yetişkinlerde kanser hastalıklarında, diğer bölgelere oranla ciddi artışlar olduğu kanıtlanmıştır.

Bu konuda ki en yeni araştırma Alman KİKK çalışmasıdır. Bütün mevcut nükleer santraller çalışmaya dahil edilmiştir ve çalışmanın süresi 24 yıldır. (1980-2004). Araştırmanın sonuçlarına göre mevcut Alman nükleer santrallerinin yakın çevresinde (5 km çapındaki alanda) lösemi hızı 2.2 kat fazladır. Ve bu artışa neden olan tek faktörün radyasyona maruz kalmak olduğu ortaya çıkmıştır.

Nükleer çöplük olmayalım!

Nükleer santrallerin çevresinde yaşayan insanlar, sağlık sorunlarının yanında sosyal ve ekonomik sorunlar da yaşamaktadır. Nükleer santralin radyasyon tedirginliği, özellikle kadınlarda fiziksel ve ruhsal rahatsızlığa neden olmaktadır. Radyasyon endişesiyle yaşanan göçler nedeniyle yaşanacak işsizlikten, yoksulluktan ve yoksunluktan en çok kadınlar ve çocuklar etkilenmektedir. Kadınların sakat veya kanserli bebek doğum riskinin ve oranlarının diğer bölgelere nazaran daha fazla olması da söz konusudur. Radyasyonlu yaşam kadının daha fazla ekonomik ve sosyal şiddet yaşamasına, demokratik haklarını kullanmamasına neden olmaktadır.

Kadınlar, bilimsel olmayan, ülkemizin ihtiyaçlarına değil tamamen siyasal tercihlere dayalı “nükleer santral kurma” kararına karşı çıkmalıdır. Dünyada işsiz kalan “nükleer lobilerin” kar hırsları yüzünden, yaşamlarımızın daha da zorlaşmasına, çocuklarımızın geleceğinin karartılmasına karşı etkin bir şekilde mücadele etmeliyiz. “Ülkemizin nükleer çöplük olmasına ve nükleer silahlanmaya hayır” diyelim.

www.evrensel.net