Halk demokrasileri: Doğu Almanya örneği

Görsel: Pixabay

Halk demokrasileri: Doğu Almanya örneği

Ülke yöneticileri yıllar içinde Sovyetler ile birlikte revizyonizme savruldu, en sonunda da Alman emperyalizmi Doğu Almanya’yı 'yuttu.'

Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR), ya da bilinen adıyla Doğu Almanya, 1949-1990 yılları arasında varlık sürdüren bir halk demokrasisi ülkesidir. Ülke yöneticileri yıllar içinde Sovyetler ile birlikte revizyonizme savruldu, en sonunda da Alman emperyalizmi Doğu Almanya’yı “yuttu.”

SONDAN BAŞA…

80’lerin sonunda revizyonist rejimlerin yenilgisi, kapitalizmin nihai zaferi olarak görüldü. Özellikle Berlin Duvarı’nın yıkılması büyük bir sembolik değer kazandı. Kapitalizmin bu “zaferi,” beraberinde refah, istikrar değil krizler, hak kayıpları getirdi bütün Doğu Avrupa’ya. Doğu Almanya’da da Alman sermayesinin ilhakının ardından işyerleri “gerekli verimi sağlamıyor” diye bir bir kapatıldı, binlerce işçi, akademisyen sokağa atıldı, kazanılmış haklar hiçe sayıldı, sosyal adalet duygusu zedelendi. İşsizlik, yoksulluk önceleri DDR vatandaşlarının tanışık olmadığı kavramlarken, oranı yüzde 20’lere dayanan bir gerçeklik haline geldi.

Bugünden geçmişe, Doğu Almanya’ya bakarken, bir halk demokrasisi ülkesine baktığımızı akılda tutmak faydalı olacaktır. Dergimizin bir önceki sayısında yer alan Halk Demokrasisi sayfasının, bu yazıdan önce okunmasını tavsiye ederiz.[1]

DOĞU ALMANYA ANAYASASI

Doğu Almanya’nın ilk anayasası, 1949 yılında, devlet ilk kurulduğunda SED’in (Birleşik Sosyalist Parti) taslağına yakın bir anayasa olarak hazırlandı. Zaman içerisinde hem ülke içindeki gelişim, hem de uluslararası alandaki gerilimin artmasıyla yeni bir anayasaya duyulan ihtiyaç artınca, 1968 yılında yeni bir anayasa hazırlandı.[2] 1968 anayasasını hazırlayan organ, %99,82 oranında katılım sağlanan seçimlerle kurulmuş, 9 ayrı partiden 400 vekilin bulunduğu Halk Meclisi oldu. Halk Meclisi, en büyük yasama organıydı.

1968’deki haliyle anayasa, Marksizm-Leninizm’i benimsediğini açıkça ifade ediyor (Madde 1.1), üretim araçlarının sosyalist ilkelere göre mülkiyetini ekonominin temeli sayıyordu. Bütün ekonomik gelişim, sosyalizme ulaşma amaçlıydı. (Madde 9.1) Böylece, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin ulusal ekonomisi, sosyalist planlı ekonomi olarak tanımlanıyordu (Madde 9.3).

Anayasaya göre, yurttaşların hepsi milliyetlerinden, dünya görüşlerinden, din beyanlarından, toplumsal kökenlerinden, mevcut pozisyonlarından bağımsız olarak hem kanun önünde hem toplumda eşit haklara sahipti (Madde 20.1). Seçime girecek aday listeleri merkezden değil, yurttaşların sorunlara, politikalara dair tartışmaları üzerinden adayların incelenmesiyle devam eden toplantılarda belirleniyordu (Madde 22.2), 18 yaşını geçen her yurttaş seçme seçilme hakkında sahip oluyordu (Madde 22.1).

Son olarak, anayasada belirtilen bütün hakların korunması ile bu anayasanın uygulanması ise, yalnızca seçilen yürütme organlarınca değil, bütün toplumsal güçlerce sağlanır deniyordu (Madde 25.6).

DOĞU ALMANYA’DA EĞİTİM

Almanya Birleşik Sosyalist Partisi’nin Ocak 1963’teki 6. Kongresi’nde, ileride yürürlüğe girecek olan Birleşik Sosyalist Eğitim Yasası’nın temelleri atıldı. Eğitim yasası, mesleki eğitim ile politik-ideolojik eğitime vurgu yapıyor, 10. sınıfa kadar tüm öğrenciler için birleşik bir eğitim programı sunuluyordu.

Yüksek öğrenim kurumlarındaki antifaşist ve demokratik reformlar, eğitimi Alman emperyalizminin, militarizminin ve faşizmin yıkıcı etkilerinden kurtardı. Üniversiteler Almanya tarihinde ilk kez köylü ve işçi çocuklarına açık hale geldi.

ULUSAL HALK ORDUSU

Doğu Almanya’nın güvenliğini 1956 yılına kadar Sovyetler’in Kızıl Ordusu üstlenmişti. 1956 yılında ise Ulusal Halk Ordusu kuruldu. Bu ordu, 1962 yılında kadar bir profesyonel ordu özelliğindeydi. Ardından zorunlu askerlik getirilse de mücadeleler sonucunda vicdani ret hakkı tanındı. Baueinheiten adı verilen birlikler ise, eline silah almadan zorunlu askerlik yapan yurttaşlardan oluşuyordu.

Doğu Almanya, ülke savunması ve iç güvenliğini halkın genel silahlandırmasına dayandıramamıştır. Ordusunu da bu temelde yeniden örgütlememiştir. Doğu Almanya’nın Alman Burjuvazisi tarafından ilhakının ardından ise pek çok ordu görevlisi görevden uzaklaştırılmış, çok sayıda teçhizat imha edilmiştir.

DOĞU ALMANYA’DA DİN

Doğu Almanya’da en tartışmalı konulardan birisi ise din olmuştur. Hükümetteki Birleşik Sosyalist Parti (SED) devletin ateizmi benimsemesini savunsa da meclisin öteki bileşenleri buna razı gelmediği için 1957 yılında Kilise İşlerinden Sorumlu Devlet Sekreterliği kurulmuş, SED ise resmi olarak ateist kalmıştır. Sekreterlik, laik devleti benimsemeyen dini cemiyetlerin faaliyet yürütmesine izin vermemiştir.[3]

Birleşik eğitim içerisinde de, devamındaki eğitim kuruluşlarında da din eğitimi verilmemiştir. Fakat Sekreterlik tarafından denetlenen cemiyet ve kuruluşlarda din eğitimi mümkündü.

SONUÇ NİYETİNE

Alman Demokratik Cumhuriyeti, işsizlik, geleceksizlik sorunlarının aşılması, vatandaşların yönetime katılımı, eğitimin bilimsel temelde, fırsat eşitliğine dayanan şekilde düzenlenmesi, sosyalizmi hedefleyen demokratik bir anayasaya sahip olması bakımından, “bütün günahlarına rağmen” önemli bir halk demokrasisi örneği.

Zaman içerisinde Doğu Bloku’nun bir bütün olarak revizyonizme teslim olmasıyla, sonunda 1990 yılında Alman burjuvazisi tarafından ilhak edildi Doğu Almanya. Geriye ise, eski günlerinde karşılaşılmayan işsizlik, geleceksizlik sorunlarının yüksek oranlara ulaştığı, eğitimde fırsat eşitliğinin yerle bir edildiği, ırkçılık başta olmak üzere gerici ideolojilerin yükseldiği bir coğrafya kaldı. Fakat, gerçekleşen pek çok grevin, sürdürülen mücadelenin bütün dünyada olduğu gibi Almanya için de gösterdiği bir gerçek var, “son sözü eli şalterde olanlar söyleyecek.”

[1] https://www.evrensel.net/haber/355845/bir-kavram-halk-demokrasisi

[2] 1968 Anayasasının Almanca metnine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.verfassungen.ch/de/ddr/ddr68.htm

[3] Gregory W. Sandford, Christian Science in East Germany: The Church that Came in from the Cold (2013).

www.evrensel.net
ETİKETLER Halk demokrasisi