Belgesel fotoğraflardan belgesel sinemaya: Sokağın Çocukları

Fotoğraf: Şevket Şahintaş

Belgesel fotoğraflardan belgesel sinemaya: Sokağın Çocukları

Özcan Yaman, Şevket Şahintaş ve Ufuk Kıray’la gerçekleştirmekte oldukları ‘’Sokağın Çocukları’’ sinema filmi belgeseli üzerine söyleşti.

Özcan YAMAN

Hayat kavgasına bir taksici olarak atılan Şevket Şahintaş, herkesin uyuduğu gecelerde uzun yıllar taksi şoförlüğü yapar. Taksici Şevket’in işinin ağırlığı fotoğrafla tanışmasıyla hafifler ve ‘taksiciden fotoğrafçı’ olunabileceğini gösterir. Şevket Şahintaş ‘Beyoğlu’nun arka sokaklarının’ ya da ‘underground’ dünyanın belgesel fotoğraf sanatçısı olarak sergiler açar, söyleşiler yapar. Şevket’in fotoğrafları ‘ötekilerin fotoğrafları’ olarak hafızalara kazınır.

Ufuk Kıray ise, pazarlama ve işletme okumuş diplomasını cebine koymuş ama boynuna fotoğraf makinesini asarak baba mesleği olan fotoğrafçılığı tercih etmiş. ‘Hayatı sorgulama’ aracına dönüştürerek ‘’Toplumsal meseleler üzerine eleştirel fotoğraflar’’ yapmaya başlamış.  Ufuk Kıray ‘Fikrin fotoğraflarını yapıyor’; kolaj, montaj, kurgu ile fotoğraflarını biçimlendiriyor.  

PhotoPlay fotoğraf merkezinde Şevket Şahintaş ve Ufuk Kıray’la gerçekleştirmekte oldukları ‘’Sokağın Çocukları’’ sinema filmi belgeseli üzerine söyleştik:

Biriniz belgesel fotoğrafçı biriniz kavramsal fotoğrafçı. Böyle bir projeye nasıl karar verdiniz? Neden bir belgesel sinema filmi?

Şevket Şahintaş:  Ufuk’un çalışmalarını izliyordum. Yıllardır fotoğraflarını çektiğim dünyanın belgesel filmini yapmak istiyordum. Ufuk’la konuşunca onun da benim gibi düşündüğünü anladım ve birlikte yapmaya karar verdik. Ben 6 yıl o dünyanın içinde çalışarak fotoğraf çektim. O dünyayı tanıdım, tanındım, ahbaplıklar edindim.  Ama ahbaplık 3-5 dakika fotoğraf çekene kadar sürüyordu. Bu nedenle onlarla geceleri de paylaşarak özellerine dahil oldum ve yapmak istediğimizi anlatarak sokak çocuklarının dünyasına girmeyi başardım. Başlarda nasıl yapacağız diye biraz tedirgindik tabii. Uyuşturucu içildikten sonra her şey değişebilirdi. Hayati tehlikemiz bile vardı. Bu anlamda çok gözü kara girdik. Ama süreç içinde karşılıklı bir kabulleniş yaşandı.

Fotoğraf: Şevket Şahintaş

Ufuk Kıray: ‘’Sokağın Çocukları ‘’sinema belgeselinin çekimlerine Kasım 2017’de başladık. Evet kafamızda bir plan vardı ama süreç içinde şekillendi diyebiliriz. Biz başlarda biraz ön yargılı davrandık ama çekimler başlayıp, onlarla, onların dünyasına dahil olunca onları ötekileştirmeyince, endişelerimiz azaldı, samimiyetimizi gördükçe karşılıklı bir güven duygusu oluştu.

Bu tür filmler genellikle teleobjektifle uzaktan ve gizli kamera kullanılarak çekilir. Siz neden bu yöntemi tercih etmediniz.  

Ufuk Kıray: Sorunuza bir sokak çocuğunun ağzından yanıt vereyim: Bir başka sokak çocuğunu göstererek “Bu bir kömür. Yanıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin sobasında yanan bir kömür bu çocuk. Bu çocuk işlense belki içinden elmas çıkacak. Elmas bile bir kömür parçasından çıkar. Yeter ki işlenilsin’’  demişti.  

Çok etkileyici. Böylece o kömürlerden, en azından bu çekimlerde, elmas bazı çocuklar çıkarma fikri oluştu mu?

Şevket Şahintaş: Dediğiniz gibi biz bir film yapma fikriyle girdik ama çocukların içlerinde karakterler çıkmaya başladı. Bu karakterlerin toplamda beş on dakikalık rolleri olacak ama bu yeterli olmayacak. Çünkü her biri başlı başına bir film. O yüzden biz belgesellerin seri olarak devam ettirilmesini düşünüyoruz. Bir ana belgeselimiz olacak tüm karakterlerin olduğu sonra devam edecek. Yani Ana filmimiz ‘’Sokağın Çocukları’’ devam belgesellerimiz ise ‘’Sokağın Çocuğu / Muhammed’’, ‘’Sokağın Çocuğu / Kadir’’ gibi yaklaşık on karakter var. Ayrıca bunlardan 14 yaşında olanı 18 yaşına kadar takip ederek ondaki gelişmeyi belgeleyeceğiz. En uzun belgeselimiz olacak.

Fotoğraf: Şevket Şahintaş

Siz 40-45 dakikalık bir film düşünürken on civarında belgesel fikri çıktı ve bunlardan biri dört yıl sürecek. Genel belgeseli ne zaman izleriz?

Şevket Şahintaş: Çekimlerimiz hızla sürüyor. Ama kimi aksilikler de yaşıyoruz, çocuklardan biri hapse giriyor ya da başka bir şehre gidiyor. Mümkün olduğunca gece gündüz onlarla olmaya çalışıyoruz. Ama onlarla olamadığımız zamanlarda ne yapıyorlardı. Bunun için içlerinden makine kullanmaya meraklı ve yetenekli olanları seçtik. Ona kamera verip sorumluluk verdik. Bu film sizin dedik ve onlara bir anlamda kendi filmlerini de çektiriyoruz. Bu sokak çocuğunun gözünden sokak çocukları filmi olarak ayrı bir film bile olabilir. Örneğin; Kadir’in gözünden, Ahmet’in gözünden gibi ayrı bir film olabilir bakalım...

Ufuk Kıray: Aynı anda hem genel hem karakterlerin devam filmlerini çekiyoruz. Yıl sonu ya da yılbaşı gibi bitirebileceğimizi düşünüyoruz. Her gecen gün bütçemizi zorluyor. Bunun için kitlesel fonlama kampanyası başlattık. Ay sonuna kadar hedeflediğimiz rakama ulaşmamız lazım. Gönlü bizlerle olan insanların yardımını bekliyoruz. Çocuklarla randevulaşmak buluşmak zor oluyor. Çünkü hiç birinin telefonu yok. Numaramızı yazıp verdiğimiz kağıdı kaybediyorlar. Numaramızı geçici dövme kollarına yazmayı düşünüyoruz. Başlarına bir şey geldiğinde ya da bize ulaşmak istediklerinde arasınlar diye.

SOKAK KENDİ ÇOCUĞUNU DOĞURMAZ

Şevket Şahintaş: Sonuç; Bu projeye verdiğimiz parayla bir iki çocuğu kurtarabiliriz belki... Ama bizim sorunumuz tüm sokak çocukları. Birey olarak yardımla bir iki çocuğu kurtarmak sorunu çözmüyor. Sosyal bir devlet gücü gerekiyor. Bizim derdimiz devletin bu konuda etkili ve çözüm getirici yaklaşımını sağlamak. Derdimiz yapacağımız film ya da filmler çok izlensin değil, (Tabii izlenirse iyi olur) sesimiz yetkililere ulaşsın onları ikna etsin. Belediye başkanları hatta Başbakan izlesin. Sosyal medyadan ve belgesel yarışmalarını kullanarak hakikati gösterip gerçeği sorgulatmak istiyoruz.

Fotoğraf: Ufak Kıray

Ufuk Kıray: ‘Sokak çocuğu diye bir şey yoktur. Sokaklar kendi çocuğunu doğurmaz’ diye bir söz vardır. Biz ‘Sokak kendi çocuğunu doğurur’ diyoruz. Olgu olarak gerçek bu. Biz yok sayarsak, görmezden gelirsek bu soruna el atmazsak sokak bir sokak çocuğu daha doğuruyor. Sokak çocuklarının doğmasına ortam hazırlayan nedenler ortadan kaldırılmalı.

‘ANNESİ BABASI OLAN ÇOCUKLARLA OYNADIK’

23 Nisan’dı Çocuk Bayramı’nda acaba ne yapıyorlardır diye onları aradık. Ancak gece bulduk. Muhammed’e Çocuk Bayramı’nda ne yaptınız diye sorduk. ‘’Top oynamaya gittik aşağıya Tarlabaşı’ya arkadaşlarla’’ dedi. Ne oynadınız başka dedim. Saydı onu bunu oynadık diye. Kim vardı, hangi çocuklarla oynadınız diye sorunca ‘’Annesi, babası olan çocuklarla ‘’ deyince biz çok etkilendik. 15 gün falan aklımdan onun bu sözleri hiç çıkmadı. Şu anda bile tüylerim diken diken oluyor.

ANNEMİ BABAMI GÖRMEK İÇİN İÇİYORUM

Şevket Şahintaş: Ana karakterlerimizden biri, yaşı oldukça küçük, suça bulaşmamış çok tatlı bir çocuk. Bali, tiner gibi uyuşturucu kullanıyor. “Ben içiyorum keyif için, trip atmak için değil” diyor. Aslında hikayesi burada başlıyor. ‘’Hayal kurmak için içiyorum. Annemi, babamı görmek için içiyorum’’ diyor. ‘’Tineri içince annem babam karşıma geliyor, benimle konuşuyorlar’’ diyor. Ne diyorlar sana diyorum? ‘’İyi çocuk ol, kötülük yapma deyip kafamı okşuyorlar’’ diyor. Bu mesela bizi çok etkilemiştir.

‘... MARTILAR Kİ SOKAK ÇOCUKLARIDIR DENİZİN’

Fotoğraf: Ufak Kıray

(Muhammed Suriyeli mülteci bir çocuk. Savaşın bölüp parçaladığı çocukluğun acı bir gerçekliğinin de karakteri olmuş.)

Muhammed çok merak ediyormuş Galata Kulesi’ni. Hatta birkaç arkadaş sıraya girip ziyaretçilerin çocuklarıymış gibi girmeye çalışmışlar. Bir keresinde birinci kata kadar çıkabilmişler ama yakalanmışlar. Bir gün Muhammed’le çıktık.  Çok sevindi gözlerinin içi parlıyordu. Galata Kulesi çok kalabalıktı. Bir martı iyice yaklaşmış kenar demirin üstünde duruyordu. Herkes fotoğraf çekiyordu. Fakat büyük bir martı sanki poz veriyordu. Selfi falan çekiliyorlar. Muhammed martıyı görür görmez ‘’Ya bunun karnı aç, neden yemek vermiyorlar’’ dedi. Hemen içeriye koştu restoran gibi bir yer var biraz sonra geldi belli ki bir dilim ekmek alamamış üzgündü. Biz izliyoruz ne yapacak diye. Biraz sonra nereden bulduysa elinde simit parçalarıyla geldi ve eliyle martıyı besledi. Biz şaşırmıştık. O anda fotoğraflarını çekebildik. Aklımıza Can Yücel’in şiiri geldi. Martılar için şöyle der; ‘’... Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin.’’ Bu ilişki bizi çok etkiledi. Martıların dilinden sokak çocukları anlar. Orada bizler anlamamıştık ama Muhammed martının aç olduğunu anlamıştı. Aslında bu durum insanların sokak çocuklarına yaklaşımıyla, sokak çocuğunun martıya yaklaşımının çelişkisiydi.

Son Düzenlenme Tarihi: 15 Temmuz 2018 21:12
www.evrensel.net