Diploma önemini nasıl kaybetti, yetkinlik nasıl önem kazandı?

Fotoğraf: Evrim Aydın/AA

Diploma önemini nasıl kaybetti, yetkinlik nasıl önem kazandı?

Ebru Işıklı, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un 'diploma değil yetkinlik önemli' açıklamasının ardından 'yetkinliğin ekonomi politiği'ni yazdı.

Ebru Işıklı

Yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un “diploma değil yetkinlik önemli” açıklamasını duyunca bu yazıyı yazmaya karar verdim.  

Google’da “diploma değil yetkinlik önemli” aramasını yaparsanız Bakanın açıklamasının ardından çıkan tüm seçenekler iş hayatından aktörlerin yazdıklarıdır: Danışmanlık şirketleri, iş hayatı dergileri, insan kaynakları uzmanları vb. Çünkü bu yaklaşım yönetimsel bir yaklaşımdır. 

Yönetimsel bir yaklaşım nasıl oluyor da bir devlet görevlisinin de yaklaşımı oluyor? Peki olmasının bir sakıncası mı var? Bu sorulara olaya sınıf perspektifi katarak cevap vereceğim. Bu nedenle bu yazıda sermaye tarafındaki aktörlerin, özellikle danışmanlık şirketlerinin aracılığıyla son otuz yılda yarattığı bir yeni kapitalizm normu olarak “işçi davranışı önemlidir” yaklaşımının gelişimini ve anlamını tartışacağım. Tartışmamda davranışın önemli olmasının yapısal işsizlikle ve işin yoğunlaşmasıyla ilişkisi olduğunu iddia edeceğim.

DAVRANIŞIN PERFORMANS GÖSTERGESİ OLARAK ÖNEMLİ OLDUĞU SÜREÇ NASIL GELİŞTİ? 

Yetkinlik bir işin çıktısını maksimize etmeyi sağlayan davranıştır. Yetkinlik kavramı ile kastedilen belli bir pozisyonun davranışsal eğilimlerle örtüşmesidir. Satıcının konuşkan, muhasebecinin ketum, hemşirenin şefkatli, kredi kartı satıcısının ikna edici olması, yetkinliklerinin işe uygun olduğu anlamına gelir. Anlaşılacağı gibi işin gerektirdiği özellikler iyi insan özellikleriyle çelişebilir. Şimdilik bu yaklaşımın toplumsal bedellerinin ve toplumsal alanların davranışa göre, sosyal olarak dizayn edilmesinin neye yol açacağını başka bir yazıya bırakalım.

Bir işe başvuran adayların işin gerektirdiği düşünülen karakter özelliklerine sahip olması o işte daha uzun süre yüksek performans göstereceklerinin işareti olarak ele alınır. Yöneticiler tarafından işçinin yetkinliklere sahip olması sadece beklenmez çeşitli araçlarla ölçülür de. İşe alım, terfi ve yeniden organizasyon işleri için sadece bu işi yapan şirketler vardır.     

Emek piyasasında yetkinliğin aranması, ölçülmesi ve değerlendirilmesi son 30-40 yılda ortaya çıkan bir pratiktir. Peki, ama davranış eskiden önemli değil miydi? Elbette işçinin davranışı onu yönetmek için hep önemli olmuştur. Daha önce (Fordist dönem-1980 öncesi) diploma sadece teknik becerinin kanıtı olduğu için değil belli bir davranış biçimi hakkında fikir verdiği için de önemliydi. Diploma kurumlara uyum sağlamayı göstermesi açısından “iyi vatandaş” dolayısıyla iyi çalışan olmanın işaretiydi.  Diğer yandan üniversite eğitimliler için 70’li yıllar, emeklilik, kıdem, düzenli gelirin gibi getirilerin daha geçerli olduğu ve bu nedenle insanların çalışma hayatının getirileri karşılığında öz disipline sahip olduğu bir dönem olmuştur.  Ancak Aktif Emek Piyasası Politikalarının da işaret ettiği gibi, bugün, devlet ve sermayenin beklentisi kişilerin bu getiriler olmadan sorumluluk almasıdır. 

Kıcasa Aktif İstihdam Piyasası Politikalarından bahsedelim. Bu yaklaşım yapısal işsizlikle beraber işsizliğe çare olarak uygulamaya konan son 30 yılın istihdam yaklaşımıdır. Bu yaklaşımda “aktif”, istihdamı için sorumluluk alan, girişimci olan işçilerin istihdam edilebilirliklerini artıracağı ve işsizliği azaltacağı ön görülmüştür. Bu nedenle bugün diploma bir ön koşul iken karakter eleme koşuludur. Yani diploma hala önemlidir ancak aranan çalışanın karakterinin pozisyonun gerektirdiği karakterle örtüşmesi beklentisi bugünün performans tahmin edicisidir. Bu yaklaşımdaki sosyal haklara sahip vatandaşın pasif olduğu düşüncesi akademisyenler tarafından eleştirilmiştir. 

Devletin yasal düzenlemeleriyle ve harcamalarıyla, şirketlerin pazarlarını genişletmek için yaptıkları faaliyetlerle ve hizmetlerinde ürettikleri normlarla istihdam bireyselleştirilmiş ve işsizlik bireyin problemi ve “hatası” olmuştur. İstihdamın bireyselleştirilmesi ile kurulan iş-davranış ilişkisi işsizliği yönetmede ve kötü işlere razı kılmada temel bir prensip haline gelmiştir. 

SINIF VE DAVRANIŞ 

İstihdamın bireyselleştirilmesi farklı sınıflar için farklı anlama gelir. İşe uygun davranış üst sınıflar için “sevdiği işi yapmak” anlamına gelirken emek piyasasının çeperindekiler için tükenmek (duygusal ve fiziksel olarak çalışmak) anlamına gelir. 

Üst sınıftakiler iyi işlere (maddi, manevi getirisi olan) sahip olmalarını “doğal” bir sonuç olarak göstermek ister. Yani iyi işe sahip biri, karakter - iş örtüşmesi ile doğal olarak bir “başarılı” pozisyona gelmiştir. Oysa biz çoğunluk için iş bir geçim ve anlam meselesidir, sadece anlam meselesi değildir. “Bir işe sahip olmak istiyorsan diploma değil yetkinlik önemlidir” yaklaşımı işe girebilmek için, beklenen yetkinliği performe etmemizi gerektirir. Bu da daha çabuk tükenmeye ve yıpranmaya yol açar. Bu durumda işe alınmıyorsak da “doğal” olarak alınmıyoruzdur. 

Bu yaklaşımın ideolojik olarak yayılmasında iş gören iki örneği vardır. Birincisi emek pazarının merkezindeki işlerde işe yarayacak özelliklerin (yaratıcılık, yenilik vb) genel beklentiler olarak sunulmasıdır. İkincisi ise alt sınıftan eğitim göstergeleri çok parlak olmamasına rağmen yükselmiş kişilerin örnek olarak (daha çok satış ve siyaset pozisyonlarında bu örnekler vardır) sunulmasıdır. Belirli bir model ucuz bir ideolojik saldırı olarak sürekli işletiliyor: Anti-entelektüalizm ve hayali elitlere düşmanlık. Bu yaklaşım aynı zamanda sınıf öfkesini soğuran ve söndüren bir etki de yapıyor. Alt sınıftan eğitim göstergeleri çok parlak olmamasına rağmen çok yükselmiş kişi ancak bir fantezidir. Bizim gerçekliğimiz başkadır. Diplomalı çalışanların çoğunluğu diplomalarına rağmen düşük ücretli işlere mahkûmdur. Üst sınıflar da bağlantılarıyla iyi işlere girip, “sevdikleri” işleri yaparlar. 

Yeni eğitim bakanının özel bir okulun yönetici olduğunu unutmayalım. Onun fikirlerini belirleyen bu pozisyondur. Orta, üst sınıf çocukların gittiği bu okullarda çocuklar diploma kriterini zaten sağlayacak ve ek olarak iyi işleri elde etmek için o işlerin gerektirdiği özellikleri de edineceklerdir. Bu okullarda çocuklara kendi sınıflarının, uzun süre pratikle öğrenebilecek davranış kodları öğretilir. Yaşam boyunca edinilen bu deneyim sınıfsal bir dili kurar. Burada edinilen, örneğin iddialı olma, argüman üretebilen veya itiraz edebilen biri olma gibi özellikler Bourdeiu’nun deyimiyle çabasız başarıyı (effortless achievement) getirir. Zaten bu davranışlar iş görüşmesi öncesi, bir gecede öğrenilemez. 

SONUÇ

Kamu artık sadece bir şirket gibi değil aynı zamanda zenginlere hizmet veren, yoksullara sosyal sorumluluk projesi yapan bir şirket gibi yönetilecek.

Tüm bu bağlam bir yana, devletin bürokrasisinde yer alan görevliler için eğitim şartlarının esnetildiği, Cumhurbaşkanının diplomasının tartışma konusu edildiği bir zamanda diplomanın önemsiz olduğunun belirtilmesi de manidardır. 

 

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Temmuz 2018 11:21
www.evrensel.net
ETİKETLER Ziya Selçuk