Dr. Arzu Yılmaz: Türkiye’nin dünyada şahlandığına dair bir emare yok

Fotoğraf: AA

Dr. Arzu Yılmaz: Türkiye’nin dünyada şahlandığına dair bir emare yok

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini, Alman Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Enstitüsünde çalışmalarını sürdüren Dr. Arzu Yılmaz ile konuştuk.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

24 Haziran seçimlerinin ardından yeni sistem 9 Temmuz’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda şaşaalı bir törenle başlamış oldu. Alman Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Enstitüsünde (SWP) akademik çalışmalarını sürdüren Dr. Arzu Yılmaz ile Erdoğan’ın törenini konuştuk.

‘Yeni sistemin ilk töreni’ için Yılmaz, “Mutlak iktidarın gücünü sergileme amacı taşıyan bir siyasi pornografi olarak tanımlamak yanlış olmaz” değerlendirmesini yaptı.

Törene uluslararası alanda katılanlardan çok, belki de katılmayanlara bakmak gerektiğini belirten Yılmaz, “Türkiye’nin öyle iddia edildiği gibi bölgede ve dünyada şahlanarak hak ettiği yeri bulacağına dair bir emare yoktu” dedi. Daha çok dünyadaki yerini şaşırmış ve mevcut hiç bir kontekste uymayan bir fotoğrafın verildiğini anlatan Yılmaz, “Belki bu duruma da tıpkı yeni rejimi meşrulaştırmak için başvurulan ‘Türk tipi başkanlık’ misali ‘Türk tipi bağlantısızlık’ denilecek çok yakında” değerlendirmesinde bulundu. Yılmaz yeni sistemden Kürt sorununa kadar pek çok soruyu yanıtladı.

Yetkilerin tek adamda toplandığı için eleştirilen yeni sistemin ilk töreni Tekirdağ Çorlu’da tren kazasının ve cumhuriyet tarihinin en büyük iş cinayeti olan Soma davasının karar duruşmasının yapıldığı gün gerçekleştirildi. Bu bağlamda, yeni sistemin ilk törenine dair değerlendirmeniz nedir?

Bu tören sembolleri, ritüelleri ve yarattığı atmosferle bana bir cenaze törenini anımsattı. Aslına bakarsanız sergilenen bu gösterinin muradı da zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin öldüğünün resmen ilan edilmesiydi. Sonuçta Cumhuriyet ‘devlet’ için vatandaşının canını hiçe saymakla maluldü. Cumhuriyeti yaşatmak vatandaşı yaşatmaktan hep daha önemli oldu. Ortaya çıkan yeni rejim ise Soma ve Çorlu’da yaşananlar bağlamında bir kez daha gösterdi ki ‘Erdoğan’ ve onun kişiliğinde vücut bulan ‘mutlak iktidar’ için sadece vatandaş değil, her şey feda edilebilir: Devlet , hukuk, normlar, vicdan, ahlak…

Seyircisi olduğumuz şey aslında bir yönüyle de  siyasi bir pornografi. Mutlak iktidar için yapılanlar imaya başvurulmadan ya da daha açık bir ifadeyle yaşanan düşkünlüğe bir kılıf uydurma ihtiyacı duyulmadan , göstere göstere sergileniyor.

Bu bağlamda, eğer bu töreni ‘yeni sistemin ilk töreni’ olarak değerlendirmek gerekirse  mutlak iktidarın gücünü sergileme amacı taşıyan bir siyasi pornografi olarak tanımlamak yanlış olmaz.

‘KATILANLARDAN ÇOK, BELKİ DE KATILMAYANLARA BAKMAK LAZIM’

Arzu Yılmaz

Fotoğraf: Evrensel

Yeni sistemin ilk törenine çok sayıda ülkeden başbakan ve parlamento başkanı da katıldı. Misafir listesi yeni rejimin dış politikası hakkında hangi ipuçlarını veriyor?

Katılanların bir çoğunun Türkiye devletinin yaptığı bir davete icabet etmekten öte bu törene bir anlam yüklediğini sanmıyorum. Ya da davetin özel bir seçicilikle yapıldığını söylemek zor. Öyle bile olsa katılanların profili bu konuda net bir fikir vermiyor. Dolayısıyla katılanlardan çok, belki de katılmayanlara bakmak lazım. Örneğin AB üyesi ülkelerin yöneticileri düzeyinde tek katılım Bulgaristan’dan oldu. Arap ülkelerinden yok denecek düzeydeki temsil dikkat çekiciydi. Rusya’nın Medvedev’le temsili görece en göze çarpan katılımdı…

Aslında yeni rejimin dış politikası hakkında fikir yürütmek için bu törene bakmaya gerek yok, ama illa bu tören üzerinden bir yorum yapmak gerekirse Türkiye’nin öyle iddia edildiği gibi bölgede ve dünyada şahlanarak hak ettiği yeri bulacağına dair bir emare yoktu. Daha çok dünyadaki yerini şaşırmış ve mevcut hiç bir kontekste uymayan bir fotoğraf verildi. Belki bu duruma da tıpkı yeni rejimi meşrulaştırmak için başvurulan ‘Türk tipi başkanlık’ misali ‘Türk tipi bağlantısızlık’ denilecek çok yakında…

LOZAN, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞ BELGESİDİR

Lozan Antlaşması’nın 100. yıl dönümü üzerinden Erdoğan törende 2023 hedeflerini bir kez daha açıkladı. Nedir bu Lozan’ın 100. yılı? Erdoğan’ın bahsettiği hedeflerine Lozan Antlaşması üzerinden ulaşması mümkün mü?

Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesidir. Ve cumhuriyete dair hem iç hem dış politik düzenlemeler bağlamında sembolik bir değer taşır. Yukarıda da söylediğim gibi cumhuriyetin cenazesi 9 Temmuz 2018’de yapılan törenle kaldırıldı. Yani ortada Lozan üzerinden değil, tam aksine Lozan’ın lağvedilmesi üzerinden bir yeni Türkiye tahayyülü var. Ve her ne kadar 9 Temmuz 2018 ‘ülkemizin en önemli tarihi’ olarak ilan edilmiş olsa da belli ki yeni Türkiye’nin 2023’e kadar tekabül edeceği öngörülüyor. O gün geldiğinde de 100 yılın rövanşı bağlamında Türkiye Cumhuriyeti’nin adı Osmanlı Federal Cumhuriyeti mi olur ya da Türk İslam Cumhuriyeti mi uygun görülür, göreceğiz. Ama o aşamaya gelene kadar yaşanacak daha çok şey var…

‘KALICILIK İDDİASI TAŞIYACAK BİR TÜRK-KÜRT BARIŞININ ZEMİNİ YOK’

Yeni sistemde çözüm sürecine ilişkin gerekli kararları tek kişi, Erdoğan alacak. MHP ile kurulan ittifakın süreceği mesajı da verildi. Dışişleri ve İçişleri bakanlıklarında bir görev değişikliği olmadı ama Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar Milli Savunma Bakanı oldu. Bu gelişmelerle birlikte Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Suriye-Rojova’ya yönelik ayrıca içeride Kürt sorununda nasıl bir politika izlenecek?

2012 yılında bu yana Türkiye’nin Kürt politikasını belirleyen en temel dinamik dış politik gelişmeler oldu. Bu bağlamda 7 Haziran 2015 seçimlerinin sonuçlarının yarattığı etki bir istisnaydı. Öyle görünüyor ki, bundan sonra iç dinamikler daha fazla belirleyici olacak. Zira hem Irak hem Suriye Kürdistanı’nda Kürtlerin kazanımlarının sınırlanması konusunda önemli bir aşamaya gelindi. En önemlisi Kürtlerin mevcut politik sınırları silikleştiren ve Kürdistan’ın doğal sınırlarına doğru genişleyen askeri kontrolü zayıflatıldı. Şimdi konsantrasyon sınırlar içine çekilen Kürt siyasal mobilizasyonu üzerinde yoğunlaşacaktır. Bu çerçevede bir ‘normalleşme’ arayışı söz konusu olabilir. Buna hem iktidarın hem de Kürt siyasal hareketinin ihtiyacı var. Ama bu normalleşmeden İmralı ölçeğinde iddialı bir barış projesi beklenmemeli. Yani kalıcılık iddiası taşıyacak bir Türk-Kürt barışının zemini yok. Her şeyden önce Türk ve Kürt olma hallerinin biçimi değişti artık. Bu her bir kimliğin referansları yeniden inşa oluyor. Ve bu yeni inşa süreçlerinin dinamikleri her iki tarafta da giderek dışlayıcı ve karşıtlık içeren bir nitelik kazanıyor. Dolayısıyla geldiğimiz aşamada en fazla olmakta olana ilişkin bir yorum yapabiliriz, ne olacağına ilişkin politik karar mekanizmalarının başında bulunanların bile net bir cevap verebilecek durumda olduklarını sanmıyorum.

Son Düzenlenme Tarihi: 13 Temmuz 2018 11:02
www.evrensel.net