Koçal: Kürt sorunu üzerinden  toplumsal cepheleştirme yaşanabilir

Fotoğraf: Raşit Aydoğan/AA

Koçal: Kürt sorunu üzerinden toplumsal cepheleştirme yaşanabilir

Erdoğan'ın yeni kabinesini Siyaset Bilimci Vedat Koçal ve Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı ile konuştuk.

Şerif KARATAŞ
İstanbul

24 Haziran seçimlerinin ardından yeni sistem 9 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yemin etmesi ve kabinesini açıklamasıyla başladı. Sermaye gruplarının temsilcilerinin yer aldığı kabineyle ilgili tartışmalar sürerken iç ve dış politikayla ilgili iki bakanlık koltuğunda oturan Süleyman Soylu ve Mevlüt Çavuşoğlu yerini korudu. Milli Savunma Bakanlığına ise Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar getirildi. Erdoğan’ın kabinedeki bu tercihlerini Siyaset Bilimci Vedat Koçal ve Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı ile konuştuk.

Vedat Koçal, Soylu’nun İçişleri bakanlığında kalmasını, Akar’ın da Milli Savunma Bakanı olarak görev yapmasını Kürt sorununda çözümsüzlüğün beka tartışmasıyla birlikte devamı olarak yorumladı. Koçal, son dönemde  “terörist/ vatan haini” söylemlerinin çarpıcı düzeydeki artışını da hatırlatarak, “PKK ile askeri, HDP ile siyasî çatışma anlayışının ve dolayısıyla cepheleştirmenin toplumsallaştırılacağı bir evreyi haber verir biçimde yorumlanabilir” dedi. Mevlüt Çavuşoğlu’nun koltuğunu korumasını değerlendiren Fatih Yaşlı, AKP’nin 16 yıllık dış politikasının resmileşen yeni rejimde de süreceğini belirtti. Çavuşoğlu’nun görevde kalmasının ABD ve Rusya’nın zaaflarından yararlanarak iki tarafı idare etmeye yönelik dış politikanın süreceğini söyleyen Yaşlı, bu politikanın potansiyel kriz taşıyacağı uyarısını da yaptı.

KÜRESEL BLOKLAR ARASINDAKİ DENGE ARAYIŞI SÜRDÜRECEK

Erdoğan’ın iki isme kabinede yer vermesinin Kürt sorununda nasıl bir politika izleyeceğine ilişkin soruya yanıt veren Siyaset Bilimci Vedat Koçal 2010’lara kadar gelen süreç boyunca, Kürt sorununun, Türkiye sınırları içerisinde Kürtlerin olduğu diğer ülkelerle kıyaslandığında nispeten daha askeri boyutta olduğunu belirtti.  Koçal, “İki tarafın da karşı tarafın iradesine boyun eğdirip varlığını sonlandıramadığı, bir tür denge durumuna sabitlendiği, esasen, iki tarafın da alışmış göründüğü bir “kontrollü çatışma süreci” olarak devam edebilmiş olması, bu yapısal özellikle ilgilidir. Nitekim Özalizmin ve Erdoğanizmin “açılım” deneyleri, bu görece denge durumu ile açıklanabilir” diye konuştu.  

Koçal devamla şunları söyledi: “Erdoğan’la simgelenen devlet-parti rejiminin Kürt politikası, kendine özgü olmayıp, esasen, Türkiye’nin Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanından ve Kırım Savaşı’ndan bu yana politikasının temelini oluşturan “beka” için uluslararası bloklaşma içinde denge arayışı geleneğini sürdürür niteliktedir. Bu kapsamda, Rusya’nın Kafkasya’da, Çin’in Sincan-Uygur özerk bölgesinde ve İran’ın da Kürtlerin Rojhilat dedikleri Zagros bölgesindeki etnik-ulusal bastırma hareketleri, Türkiye’ye, yeni-liberal blokun federalizm dayatmalarına karşı bu konuda ilham ve güvence vermekte, küresel bloklar arasındaki denge arayışında, Asya blokunu işaret etmektedir. Nitekim Türkiye’nin son zamanlarda, S-400 füzeleri konulu Rusya ile yakınlaşma gündemi, Çin’le yine askeri anlaşmaları, İran’la, ABD’deki Sarraf-Halk Bankası yargılamalarına damga vuran ekonomik ilişkileri ve siyasal yakınlaşmaları, “eksen değişikliği” ihtimalinden önce, Osmanlı’nın son döneminden bu yana süregelen, küresel kamplardan birine, diğerine yakınlaşma tehdidi ile mesaj verme geleneğinin günümüze uzantısıdır.”

KÜRT SORUNUNDA ÇÖZÜMSÜZLÜK ARTACAK

Yeni sistemin ilk kabinesinde Soylu ve Akar’ın yer almasına ilişkin de Vedat Koçal şunları dile getirdi: “Kürt sorunundaki muhtemel politikaların akıbetine ilişkin öngörüde bulunmanın yolu, Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı, Savunma Bakanı gibi kişisel aktörlerin tercihlerinin ve söylemlerinin ötesinde, devlet aklının ve geleneğinin belirleyici etkilerini ele almaktan geçmektedir. Bu haliyle, AKP görünümlü devlet-parti rejiminin, Kürt sorununa dair muhtemel politikasının, din ve milliyetçilik temalı popülist söylemlerle soslanmış bir Yeni-Kemalizm’e dönüşen ulus-devletçi sürekliliği içerisinde, siyasal alanı sınırlandırıcı ve askerî-bürokratik baskı aygıtını etkinleştirici pratiğini genişleteceğini ve yoğunlaştıracağını beklemek, tarihin ve politik ekonominin işaret ettiği bir gerçekçilik halidir. Nitekim müsteşar düzeyindeki üst düzey bürokratların bakanlaştırıldığı ve özellikle Genelkurmay Başkanının “Savunma Bakanı” olarak atandığı teknokrat Cumhurbaşkanlığı Hükümeti kabinesinin, üst düzey bürokratların milletvekili olarak “atandıkları” önceki seçimlerle “ilerleme” yönlü ilişkisi, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün sürdürülmesi yoluyla beka politikasında da aynı yönlü “ilerleme”yi haber vermektedir. Nitekim sivil toplum katında “terörist/ vatan haini” söylemlerinin çarpıcı düzeydeki artışı ve bunların televizyon, basın, kurumlar gibi kamusal alanlarda her geçen gün daha çok görünür kılınması, PKK ile askerî, HDP ile siyasî çatışma anlayışının ve dolayısıyla cepheleştirmenin toplumsallaştırılacağı bir evreyi haber verir biçimde yorumlanabilir.”

YAŞLI: ABD VE RUSYA’YI İDARE ETMEYE DAYALI DIŞ POLİTİKA SÜRECEK

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun görevine devam etmesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem sınır komşusu ülkelere hem de dünyaya nasıl bir mesaj vermek istediğini anlatan Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Yaşlı dış politikada potansiyel krizlerin yaşanabileceğini söyledi. AKP’nin politikalarında köklü bir değişim yakalanmayacağını söyleyen Yaşlı şu değerlendirmeyi yaptı: “Türkiye’de 24 Haziran günü rejim değişikliği oylaması anlamına gelen bir seçim yapıldı, 9 Temmuz itibariyle de resmi olarak yeni rejimin ilk hükümeti kuruldu ama bunu AKP iktidarı açısından bir “kopuş” değil bir “süreklilik” olarak görmek lazım. Yani 16 yıldır devam eden AKP iktidarında yeni bir merhaleye geçildi ama bu yeni merhale, AKP politikalarında köklü bir değişiklik olacağına değil, bilakis mevcut politikaların derinleşerek devam edeceğine işaret ediyor.

Çavuşoğlu’nun görevde kalmasını da bunun üzerinden okumak gerekiyor. AKP iktidarının dış politikası uzunca bir süredir, değişmeyen parametreler üzerinde hareket ediyor. Bu AKP’nin ilkeli bir dış politika yürüttüğü anlamına gelmez elbette, ortada çoğu zaman ilkesizliğe varan bir pragmatizm var. Değişmez parametrelerle kastettiğim şey, dünya sistemindeki, emperyalizmdeki çatlaklardan ve mevcut hegemonya krizinden faydalanarak, bu çatlak ve krizlere oynayarak, Türkiye’nin emperyalist hiyerarşi içerisindeki yerini değiştirmek, yeni-Osmanlıcı politikaları hayata geçirmeye çalışmak.”

YAKIN GELECEĞİN KRİZ BAŞLIKLARI: S-400’LER, F-35’LER...

“Yeni rejimin resmileşmesinin de bu yaklaşımda ciddi bir değişiklik anlamına gelmeyeceğini söyleyebiliriz” diyen Yaşlı devamında şunları söyledi: “Bir yandan İran ve Rusya ile Suriye üzerinden yakınlaşmaya devam etmek ama öte yandan ABD’den yakınlaşmak için yeni bir işaret beklemek, hatta İran’a yönelik bir saldırıda etkin rol oynamak, Rusya’dan S-400 alırken NATO’da daha önemli roller üstlenmek gibi iki tarafı da idare etmeye, iki tarafın da zaaflarından yararlanmaya dayalı siyasetin, sınırlarına dayanmış olmakla birlikte, bu dönemde de sürdürülmeye çalışılacağını, ancak bunların hepsinin birer potansiyel kriz başlığı olduğunu söyleyebiliriz dolayısıyla. İdlib, S-400 alımlarını, F-35’leri, Suriye’de Şam ve Kürtlerin anlaşması ihtimalini, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik tutumlarını ve Zarrab dosyası gibi başlıkları ise yakın geleceğin somut kriz başlıkları olarak görebiliriz.”

Son Düzenlenme Tarihi: 12 Temmuz 2018 07:54
www.evrensel.net