Vicdanımızda asılı kalan çocuk hikâyeleri

Vicdanımızda asılı kalan çocuk hikâyeleri

Çocuklar açlığın, yoksulluğun, şiddetin, istismarın, sömürünün ortasında yaşam kavgası verirken, bir çocuk koruma sistemi kurmaktan aciz, risk altındaki milyonlarca çocuğa gözleri kapalıyken hâlâ bizden geleceğimiz için oy isteyenler cezasız mı kalsın?Hepimiz paylaşıyoruz artık bu tanıklığı. 9 ya

Sevda Karaca

Çocuklar açlığın, yoksulluğun, şiddetin, istismarın, sömürünün ortasında yaşam kavgası verirken, bir çocuk koruma sistemi kurmaktan aciz, risk altındaki milyonlarca çocuğa gözleri kapalıyken hâlâ bizden geleceğimiz için oy isteyenler cezasız mı kalsın?

Güne 9 yaşındaki Fırat’ın üvey anne ile anneannesi tarafından öldürüldüğü ve cesedinin parçalara ayrılıp, her bir parçasının bir başka çöpe atıldığını okuyarak başlayan bir memlekette her şey yolundaymış gibi yaşayabilen var mıdır? Her gün bir çocuğun çığlığı yükselirken, evde kendi çocuklarına huzurla yemek pişirebilmenin olanağı var mıdır? “Cani üvey anne ve anneanneye” nefret kusturmaya çalışırken medya, “peki Fırat’ın yaşadığından bile haberi olmayan devletin hiç mi suçu yok” diye soranlara bir cevabı var mıdır çok muktedir devletlilerimizin?

Doğuyor bir çocuk, nüfusa kaydedilmiyor, kimse fark etmiyor. Okula gitmiyor bir çocuk, okul idaresi, muhtar fark etmiyor. Yaşadığı evde işkence görüyor, konu komşu biliyor, polise gidiyor “öz babasıdır, ne yapalım” deniyor. Yaşadıklarını ve yaşamadıklarını gören, bilen duyan bir sosyal hizmet sistemi yok, istismara uğradığını fark edip hemen gerekli müdahaleyi yapabilecek bir koruma sistemi yok, içi parçalanarak yaşananları seyretmek zorunda kalan konu komşunun ulaşabileceği hiçbir yardım hattı, hiçbir sorumlu mercii yok! Bunlar yoksa, bir çocuğun, korunmasız bir çocuğun bu memlekette çocuk olma hakkı yok, yaşam hakkı yok. 

Nedenini sormayalım diye

Fırat’ın yaşadıklarını göz göre göre kabullenmemizi isteyen, bize cani üvey anne ve anneanne ‘masal’ını anlattıkça öfkemizi bu kadınlara yönlendirerek rahatlamamızı sağlamaya çalışanların yanında, elini hiç uzatma gayreti göstermemiş devletlilerimize “niye hiçbir şey yapmadınız” diyememek, başka çocukların ölümlerine de kapı açmak oluyor.

Bedrettin’i hatırlayalım; sokakta mendil satarken yine kendi gibi garibanlıkları üstlerinden akan mendilci çocuklarca öldüresiye dövülmüştü de yine medyanın içi kan ağlamıştı günlerce. “Aman sakın sokakta çocukların sattığı bir şeyi almayın, onlara zarar veriyorsunuz” dışında başkaca bir çözüm yolu sunamayanların ekmeğine yağ sürercesine “bir anne baba nasıl 5 yaşındaki çocuğu sokakta çalıştırır” cümleleri flaş olmuştu. Her koyunun kendi bacağından asıldığı, yoksulların kuzularınınsa kurban edildiği bu sistemde kimin başına ne geliyorsa kendi beceriksizliğinden, eksikliğinden, hayata gol atamamışlığından geliyor ya hani… Günlerdir aç kaldığı için sütü gelmeyen kadının bebeği öldüğünde, sokakta mendil satan Bedrettin dövüldüğünde, varlığı devleti ilgilendirmeyen Fırat parçalanarak öldürüldüğünde “hayata gol atamamışların” karşısında sarılıp kendi kuzularımıza, “Allah etmesin, amaannn” dememiz bekleniyor bizden. Neden emziren bir kadın aç açıkta kalır, Bedrettin neden mendil satar, Fırat neden her gün dayak yer sormayalım diye; yiyecek ekmek bulamazken doğuran yoksul suçlanır, çocuğuna mendil sattıran anne suçlanır, öz oğlunu üvey ananın eline bırakan kadın suçlanır.

Bedrettin’in 5 yaşında yüzü gözü mor hali üzerinde tepindi durdu medya günlerce. Sıra Fırat’a devredildi… Yarın başka çocuğa gelecek sıra, sonra bir başkasına... Yoksul çocukların hikâyelerinin borsası, olaylar sıcaklığını korurken yükseliyor, herkes bu hikâyelerden faydalanıyor. Sonra olağan akışında devam eden hayatta o borsada çok düşük fiyatla işlem gören çocuk hikâyeleri vicdanımızda asılı kalıyor.

Biz sizin diğer bakanlıklarınızı da gördük!

Biz vicdanımızla ve bir şey yapamamış olmanın ezikliğiyle çırpınaduralım, hükümet icraatlara tam gaz devam ediyor. Şimdi bir de çocuk bakanlığı mı ne kuracakmış! Evet, sadece çocukların sorunlarını dert edinen, eğitimden sağlığa, sosyal güvenlikten yaşam alanlarının düzenlenmesine, insana yaraşır bir hayat için ihtiyaç duyulan her türlü şeyin sağlanmasına yönelik icraatta bulunacak, devletin tüm kurumlarını, sorumlu olduğu çocuk hakları konusunda eğitecek ve görev yapmalarını sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç var…

Ama… Bütün yaşanları yok sayarak bakanlık üstüne bakanlık kuran hükümete şöyle demek gelmiyor mu içinizden: “Biz sizin Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanınızı da gördük beyim…” Her gün 5 kadın türlü işkence yöntemiyle canlarından edilirken “bunlar münferit olaylardır, biz şiddeti önlemek için her şeyin en âlâsını yaptık” diyen Kadın ve Aileden sorumlu devlet bakanı Selma Aliye Kavaf’ın münferit kalmasını isterken, şimdi bir de çocuktan sorumlu bakan derdimiz mi olacak acaba?

Bir çocuğa yaşam hakkını çok görenin cezası elbet verilmeli. Ama o çocuğun çocuk olduğunu bile fark etmeyenler ne olacak? Çocuklar açlığın, yoksulluğun, şiddetin, istismarın, sömürünün ortasında yaşam kavgası verirken, bir çocuk koruma sistemi kurmaktan aciz, risk altındaki milyonlarca çocuğa gözleri kapalıyken hâlâ bizden geleceğimiz için oy isteyenler cezasız mı kalsın?

www.evrensel.net