03 Eylül 2012 21:25

Uğur’un kanlı kazağı, Ferhat’ın atkısı, bir de mektup...

12 Eylül Utanç Müzesi, yeni utançların yaşanmaması için, bu yıl bir kez daha 12 Eylül darbesinin yaşattıklarını gözler önüne seriyor. 12 yaşında babasıyla birlikte 13 kurşunla katledilen Uğur Kaymaz’ın kazağı, 4’lerden Ferhat Kurtay’ın işkenceden çıktıktan sonra bile başını koyduğu atkısı, Ula

Uğur’un kanlı kazağı, Ferhat’ın atkısı, bir de mektup...
Paylaş
Hilal Yağız

12 Eylül askeri darbesinin teşhir edildiği Utanç Müzesi, dün akşam Ankaralılarla üçüncü kez buluştu. 12 Eylül Utanç Müzesi, Devrimci 78’liler Federasyonu tarafından  1980 darbesi ve sonrasında yaşanan acı olayların unutulmaması amacıyla 2010 yılında kuruldu. “Utanç Müzesi”nde şimdiye kadar 1980 darbesiyle cezaevine girenlerin ve hayatlarını kaybedenlerin isimleri, hayat hikayeleri, mektupları ve fotoğrafları yer aldı.

İŞKENCECİLER DUVARLARA SIĞMADI...

Müze bu yıl 3. kez açıldı. Müzede duvarlar boyunca dönemin işkencecilerinin isimleri yer aldı. İşkencecilerin isimleri müzenin bulunduğu Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin duvarlarında teşhir ediliyor. 12 Eylül darbesinden sonra da hala darbe düzeninin sürdüğünü gösteren yakın dönemin acı izleri de müzede sergileniyor ki, bunlardan biri Roboski Katliamı. Bu katliam da, AKP hükümeti döneminin unutulmayacak katliamı olarak, müzede pankartlarla hatırlatılıyor.

UĞUR KAYMAZ’IN KAZAĞI MÜZEDE

Müzede geçen yıllardan farklı olarak, ’nde kötü uygulamaları protesto etmek için kendilerini yakan Mazlum Doğan’ın gömleği, Ferhat Kutay’ın evlilik yüzüğü, Ulaş Bardakçı’nın kazağı sergileniyor.

12 Eylül döneminde idam edilenlerden Hıdır Arslan’ın eşyaları da müzede sergileniyor. Bu yıl ayrıca yakın dönemin “acı izlerine” de yer veriliyor. 21 Kasım 2004 tarihinde Mardin Kızıltepe’deki evlerinin önünde 13 kurşunla öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın kazağı ve babasının gömleği ilk kez müzede. Giysilerin üzerindeki kan hâlâ duruyor.

‘KIZIM, DUYDUM Kİ OKULA BAŞLAMIŞSIN...’

Necmettin Büyükkaya, Diyarbakır Cezaevi’nin 26. koğuşunda kalırken, gardiyanlar kalaslarla koğuşa baskın düzenler... Kalaslarla dayak faslından sonra gardiyanlar Büyükkaya ve bir arkadaşını ‘bakın topla nasıl oynanır” diyerek, havaya atıp tutarlar. Yere bıraktıkları bir seferde ise Büyükkaya, artık işkence sonucu ölmüştür. O dönemde acımasızca öldürülenlerden sadece biri olan Büyükkaya’nın ölmeden önce kızı Serdil’e yazdığı mektup, müzede. O dönem 11, 12 yaşında olan Serdil, şu an Diyarbakır’da doktor.
Büyükkaya’nın kızına gönderdiği mektuptaki sevgi ve özlem dolu şu sözler dikkat çekiyor: “Duydum ki okula başlamışsın kızım. Bu habere baban ne kadar sevindi sorma gitsin yavrum. Orada havalar nasıl? İhtiyacın bir şeye var mı? Babanı özledin mi? Bana yaz olur mu kızım?... Seni çok seven baban”. Müzede, geçen yıllarda da sergilenen ve 1996’da polisler tarafından dövülerek katledilen gazetemiz muhabiri Metin Göktepe’nin yeleği ve fotoğrafları yer alıyor.  (Ankara/EVRENSEL)


‘HAYATA DÖNÜŞ’ OPERASYONUNUN İZLERİ DE MÜZEDE

‘Hayata Dönüş’ Operasyonu öncesinde Çanakkale Cezaevi’nde toplatılan saat, yüzük, küpe gibi madeni eşyalar operasyonda kimyasal madde kullanıldığı iddialarını güçlendiriyor. Devrimci 78’liler Federasyonu, o dönemde imha edilmesi için görevlilere teslim edilen ve bir şekilde ellerine geçen eşyaları Utanç Müzesi’nde sergiliyor. 2000 yılında “Hayata Dönüş” adı altında düzenlenen operasyonda, 122 kişi öldürülmüştü.
Operasyon kararı alındığında, Çanakkale Cezaevi’ndeki mahkumların tüm madeni, değerli eşyalarının cezaevi yönetimi tarafından toplandığı ve 10 yıl saklanması emri verildiği ortaya çıktı. Çanakkale B4 koğuşundaki devrimcilerin saatleri, yüzükleri, bilezikleri, küpeleri yönetim tarafından toplanıp, Çanakkale Mal Müdürlüğü’ne gönderildi. Altın ziynet eşyalarının ihaleye verilerek satıldığı, diğerlerinin de imha edilmesi için görevlilere teslim edildiği ortaya çıktı. Operasyondan 10 yıl sonra eşyalar bir şekilde Devrimci 78’liler Federasyonu’nun eline geçti ve şimdi müzede sergileniyor.

‘KİMYASAL İZİ KALMASIN DİYE TOPLATILMIŞ OLABİLİR’

Devrimci 78’liler Federasyonu Yöneticisi Yılmaz Cerek, eşyalar ellerine ilk kez geçtiğinde bu konuyu kendi aralarında tartıştıklarını dile getirdi. Cerek, “Biz kendi aramızda yürüttüğümüz tartışmalarda eşyaların kullanılan kimyasal maddelerin izlerinin kalmaması için toplatıldığı görüşünde ortaklaştık. Bir cezaevi yönetiminin takıları toplatmasının ancak böyle bir sebebi olabileceğini düşündük” dedi.

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
ÖNCEKİ HABER

Hatay topraklarına taşınan savaş…

SONRAKİ HABER

Hatay'da sıkıyönetim devri

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...