Av. Deman Güler: Çamdibi vakası ırkçılıkla mücadele için milat olmalı

Fotoğraf, '@GoztepeLife' Twitter hesabından alınmıştır. 

Av. Deman Güler: Çamdibi vakası ırkçılıkla mücadele için milat olmalı

Avukat Deman Güler’le İzmir’in Bornova ilçesi Çamdibi semtinde yaşanan mültecilere dönük kitlesel saldırı girişimini konuştuk.

Metehan UD
İzmir

Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye sığınma süreci 7 yılı geçti. Ama 4 milyon Suriyeliye hâlâ mülteci statüsü verilmedi. Karşılıklı entegrasyon çalışmalarında ise yolun başında bile değiliz. Bütün bunlara seçim meydanlarında ve medyada kullanılan ayrımcı dil de eklenince Suriyelilere yönelik saldırılar artış gösterdi. İzmir’in Bornova ilçesinin Çamdibi semtinde geçen hafta yaşanan kitlesel saldırı girişimini, mültecilerle ilgili çalışma yapan Halkların Köprüsü Derneği (HKD) Başkan Yardımcısı Yıldırım Şahin ve Özgürlükçü Hukukçular Platformu Üyesi Avukat Deman Güler’le konuştuk.

Çamdibi’de mültecilere yönelik saldırının altında yaşanan nedenleri sorgulayan HKD Başkan Yardımcısı Yıldırım Şahin, “Türkiye batıdan gelenlerin dışında hiç kimseye mülteci statüsü tanımıyor. Mültecilerin kalış süresi uzadıkça tahammülsüzlük artıyor. Yoksulların gözünde, artan kiraların, düşen ücretlerin, uzayan çalışma saatlerinin, işsizliğin sebebi olarak görülüyorlar ve bir an önce ülkelerine geri gönderilmelerini istiyorlar. İktidar da bu statüsüz kitlenin razı oldukları düşük ücretler sayesinde ekonomiyi canlandırmayı ve işçi sınıfına karşı uyguladığı düşmanca politikalara karşı gelişecek direnişi kırmanın yedek gücü olarak kullanmayı planlıyor” dedi. Muhalefetin de iktidar partisine karşı olmak adına mülteciler üzerinden yabancı düşmanlığını körüklediğini ekleyen Şahin, “Özellikle kendini sosyal demokrat olarak tanımlayan partilerin buna düşmeleri düşündürücü” diye konuştu.

Çözüm önerilerini de dile getiren Şahin şunları söyledi: Devlet öncelikle misafir tanımlamasından vazgeçmeli. Coğrafi sınırlandırma kaldırılmalı ve bütün göçmenler için mülteci statüsü tanınmalı. İsteyene vatandaşlık verilmeli. İşverenlerin hiç bir yasal hakkı olmayan bu insanları ağır sömürü altında çalıştırmalarının önüne geçilmeli. AB ile yapılan geri gönderme anlaşması iptal edilmeli ve mültecilerin AB ülkelerine güvenli yollardan geçişleri olanaklı hale getirilmeli. En önemlisi Suriye’deki savaş sona erdirilmeli.

‘ONLAR ARTIK TÜRKİYE’NİN BİR PARÇASI’

Çamdibi’deki saldırıların son derece ürkütücü olduğunu da ifade eden Şahin “Suriyeli mülteciler ülkelerini isteyerek terk etmediler. Yapılması gereken bu insanlarla dayanışma içinde olmak ve yaralarını sarmalarına yardımcı olmaktır. Bilinmesi gereklidir ki, bu insanların geri dönecekleri evleri, işleri şehirleri artık yok. İthali düşünülen patateslerin bile kimyasal ve radyoaktif kirlenme nedeniyle tehlikeli olduğu düşünülürken bu insanların Suriye ye dönmelerini nasıl talep edebiliriz? Onlar 6-7 yıldır Türkiye’deler ve artık buralılar. Türkiye’nin bir parçası olduğu kabul edilmeli ve buna uygun politikalar geliştirilmeli” şeklinde konuştu.

‘SALDIRININ TEMELİNDE YABANCIYA ÖFKE VAR’

Özgürlükçü Hukukçular Platformu Üyesi Av. Deman Güler de, saldırıyla ilgili olarak şunları dile getirdi: “Bu tür toplumsal vakalarda gerçekte olanın önceki birikimler ve ön yargılar üzerine inşa edilen uydurma bilgilerle infiale dönüştüğünü eski deneyimlerimizden de biliyoruz. Olayın temelinde ise Türkiye’de ısrarla tartışmayı reddettiğimiz ırkçılık ve yabancıya yani kendinden olmayana duyulan öfke olduğunu düşünüyorum. Aldığımız bilgilere göre mültecilere yapılan saldırının belli bir siyasi görüş sahibi gruptan gelmediği anlaşılıyor. Hatırlarsak neredeyse tüm partilerin kampanyasında ortaklaştığı yegane kavram Suriyelilerin gönüllü dönüşüne olanak sağlamaktı. Gönüllü dönüş gibi nereye çeksen oraya gidecek bir kavramla anlatılmak istenenin esasında işte toplumda karşılığını bulan bu yabancı düşmanlığından başka bir şey olmadığını düşünüyorum.”

Türkiye’de “mülteciyi ret” siyasetinin temellerinin AKP’den önce atıldığını hatırlatan Güler, “Bu insanlara bilinmez bir süre boyunca ‘Askıda bir hayat yaşa’ demek uluslararası mülteci hukukunun esaslarına aykırıdır. Türkiye bu mültecilerin insan haklarından ziyade üç buçuk milyonluk bir nüfusun kendi kısa vadeli uluslararası siyasetine katkılarına odaklanmış durumdadır” dedi.

Türkiye soluna, demokrasi güçlerine de seslenen Güler, “Mülteci sorunu bir takım liberal hak örgütlerinin eline bırakılmayacak kadar derinlikli ve çok katmanlıdır. Dünyanın en büyük mülteci nüfusunu barındıran ülkesinde yaşıyoruz. Başta entegrasyon ve ırkçılıkla mücadele gibi konularda solun tüm medeni dünyada üstlendiği rolü bizim de yerine getirmemiz gerekmektedir. İzmir’deki vaka bu görevi üstlenmek adına bir milat olabilir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

www.evrensel.net