DİSK Gıda-İş’in çağrısıyla işçiler seçim sonuçlarını tartıştı

Fotoğraf: Evrensel

DİSK Gıda-İş’in çağrısıyla işçiler seçim sonuçlarını tartıştı

DİSK'e bağlı Gıda-İş Sendikası, tekstil ve metal başta olmak üzere farklı iş kollarından işçilerle bir araya gelerek seçim sonuçlarını tartıştı.

Vedat YALVAÇ
İstanbul

Seçimlerden önce işçilerle pek çok toplantı yapan DİSK’e bağlı Gıda-İş Sendikası, seçim sonuçlarını tartışmak üzere de bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıya gıda, tekstil ve metal başta olmak üzere farklı iş kollarından işçiler katıldı. İşçiler, kendi siyasetilerini yapmaması halinde ülkenin ve işçilerin durumunun daha da kötüye gideceğinin söylerken, Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan da şunları söyledi: “Biz ne yapacağız? 5 yılda bir gidip oy verip hadi kardeşim bizi yönetin mi diyeceğiz yoksa ‘Artık yeter’ deyip ‘Biz kendi göbeğimizi kendimiz keseriz mi’ diyeceğiz?”

Sendikanın Esenyurt’ta bulunan genel merkez binasında yapılan toplantıya katılan işçiler arasında CHP, HDP, AKP ve EMEP’li işçiler vardı.

AKP’NİN KAZANMASI PATRONLARIN KÂRINA

Fabrikada AKP’ye oy veren arkadaşlarının büyük çoğunluğunun “Başka kim var? Başka kimse yönetemez, o yol köprü yaptı” argümanlarını kullandığını aktaran Saadet Gıda’da çalışan HDP’li bir işçi şöyle konuştu: “Ben de dedim ki işçileri sömürmekten başka neyi var.  Yol insanın karnını doyurmuyor. İşçilerin durumu ne halde ben ona bakarım.”

Bir metal fabrikasında çalışan Emek Partili bir işçi de, sabah patronun kızının içeriye girerek ustabaşına sarıldığını ve Erdoğan’ın seçimi kazanmasını bağıra bağıra tebrik ettiğini söyledi. İşçilerin de “Patron da AKP’li bizler de AKP’liyiz” diyerek sevindiğini aktaran işçi, arkadaşlarına şu uyarıda bulundu: “Ampulü yaktık diyerek sevindiler gün boyu. Patronun kârına olan şey bizim kârımıza olabilir mi? AKP’nin kazanması patronların kârına bizim zararımıza. Ama onu bilmiyorlar işte.”

Fabrikada siyaset konuşmanın yasak olduğunu söyleyen LC Waikiki işçisi ise seçimlerden sonra sosyal medyada bir video paylaşan bir işçinin cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle amirlere şikayet edildiğini ve onların da polise bildirdiğini aktardı: “Polis gece evinden almış o kişiyi.”

‘KOYUN’ SÖYLEMİ EMEK MÜCADELESİNİ BÖLER

“Emek mücadelesi neden siyasi kimliğin üzerinde olmuyor” diyerek söze başlayan AKP’li işçi ise “AKP’ye oy verenler koyun” söylemlerinden rahatsız. Akrabaları içerisinde AKP’ye, CHP’ye, İYİ Partiye, HDP’ye oy verenlerin de olduğunu belirten işçi, “Sen koyun dediğin zaman karşındakinin de göstereceği tepki aynı oluyor. Siyasi tartışmaları buraya indirgediğimiz zaman emek mücadelesinde de bizi çok bölüyor. Fabrikalarda mücadele verirken sen Ak Parti’lisin, sen MHP’lisin diyerek ayrışmamak lazım” diye konuştu.

İŞÇİLER SİYASET YAPMALI

İşçiler siyaset yapmadığı sürece bir yere varılamayacağını söyleyerek AKP’li işçiye yanıt veren EMEP’li mobilya işçisi şunları söyledi: “İşçiler siyaset yapmalıdır. Kredi kartlarının faizleri arttı, 2015’ten bugüne kadar doların karşısında asgari ücretin eridiğini herkes yaşayarak görüyor, işçiler 2015 yılında aldığı parayla ev geçindirirken şu an aldığı parayla geçindiremiyor. 2 aydır elektrik ve su faturamı yatıramıyorum. 2015 yılında aldığım 950 lira ile bunu yaparken bugün aldığım 1600 lira ile yapamıyorum. Bunu siyaset yapmadıysa ben mi yaptım. İkincisi siyasetin başındaki adamlar çıkıp bir partinin genel başkanını tehdit edebiliyorsa, bir başka partiye sen asker cenazesine katılamazsın deme hakkını buluyorsa işçiler bunu konuşmak zorunda. Konuşmadığı sürece bir yere varamaz.

Şu partiye vermiş, cahil gibi lafları bir kenara bırakalım. İşçiler gerçek bir siyaset, kendi siyasetini yapmalı. Sendikalarda örgütlenmeli. Daha sonra da kendi iktidarını kurmak için sınıf partisinde örgütlenmeli. Yoksa bugün HDP de gelse bu işçileri kurtaracak bir gücü yok. CHP de İYİ Parti de yönetemez. 16 yıldır iktidarda olan AKP’nin enkazını hepimiz görüyoruz. Ne başka ülkelerle barışığız ne de kendi ülkemizde huzurumuz var. Biz bunları birlik ve beraberlik içerisinde kendi siyasetimizi yaparak ancak çözebiliriz.”

İŞÇİ SINIFI İKTİDARA GELMELİ

“İşçiler siyaset yaparken sınıf siyaseti yapmazsa gidip Ak Parti’ye oy vermeye devam eder” diyen bir diğer EMEP’li işçi de şöyle devam etti: “Çünkü bilmiyor. Televizyonlara bakarak AKP’ye oy veriyor. Kendi düşmanına oy verip, yine kendi ayağına sıkıyor. O yüzden biz önce emek sermaye çelişkisini okuyarak öğrenmemiz lazım. İkincisi çalışırken, sömürülürken veya sendikal mücadele verirken öğreneceğiz. Ha aktif, ha değil ama herkes siyasetin içerisindedir. Ben sosyalist bir insanım ve diyorum ki işçi sınıfı iktidara gelmeli. Nasıl iktidara gelecek sınıf siyaset yaparak, sermayeyi yıkarak. Sermayeyi yıkması için de siyaset yapması lazım.” 

SİYASET İLE EMEK MÜCADELESİ İÇ İÇE

İşçinin siyaset yapması gerektiğine vurgu yapan emekli bir işçi ise AKP’li işçinin sözlerine atıfta bulunarak şunları söyledi: “Arkadaş dedi ki işçi siyaset yapmamalı. İki siyaset var. Bir sermayenin siyaseti, bir de işçi ve emekçilerin siyaseti. Ben kıdem tazminatının fona devredilmesine karşı çıkarsam işçinin siyasetini yapmış olurum, kıdem tazminatının fona devredilmesini desteklersem patronların siyasetini yaparım. 12 Eylül darbesinden sonra hep bu işçiler siyasete karışmasınlar, siyaset yapmasın denildi. Sanki siyaset bir avuç elitin işiymiş gibi. Ama siyaset bir tane olsa yapmayalım. İki siyaset. Bir patronların siyaseti bir de işçilerin siyaseti. Ben insan gibi yaşamak, insanca bir ücret istiyorum ve patron da bunu istemiyor. Beni köle gibi çok çalıştırıp kıdem tazminatımı alıyor, esnek çalışma sistemini getiriyor, kiralık işçilik çıkarmış, benim buna karşı çıkmam gerekiyor. Buna karşı çıktığım anda işçinin siyasetini yapmış oluyorum. Siyaset hayattan kopuk bir şey değil. Siyaset ile emek mücadelesi iç içe.”

‘EMEKLİ OLAMAYACAKSIN NEYE SEVİNİYORSUN’

25 Haziran sabahı bir işçi komşusuyla yaşadığı diyalogu aktaran emekli işçi şunları anlattı: “Komşum gülerek ‘bu kaçıncı yenilgi’ dedi. Çok sevinçli. Dedim ki ‘Ben emekli bir işçiyim ve 45 yaşında emekli oldum. Babam benim emekliliğimi gördü ama ben kendi çocuğumun emekliliğini göremeyeceğim. Çünkü bu iktidar emeklilik yaşını 65’e çıkardı. Sen de emekli olamayacaksın. Bak kıdem tazminatı fona devredilecek yakında. Hükümet kurulsun, hükümetin ilk icraatlarından birisi işçilerin kıdem tazminatını fona devredecek. Şimdi sen bunun neyine seviniyorsun bir işçi olarak.’ Bir şey diyemedi o zaman.”

HAK ALMAK İSTEYEN BİR AN ÖNCE ÖRGÜTLENMELİ

Hak almak isteyen ve işverene gebe kalmak istemeyen işçinin bir an önce örgütlenip sendikalaşması gerektiğine vurgu yapan Beşiktaş Belediyesinde çalışan CHP’li bir işçi de, “Biz 62 gün çadırda kaldık, greve gittik hakkımızı almak için. Tüm haklarımızı aldık. Ama çadırda kaldık. Belediye başkanı ile karşı karşıya geldik, çevik kuvvetle geldik, polisle geldik. Karşı karşıya gelmediğimiz şey kalmadı. Ama tuttuğumuzu kopardık. Ama az ama çok. Sendikamız olmasaydı biz o haklarımızı alamazdık. Arkadaşlar örgütlenip, sendikalaşırsam işten atılırım korkusu yaşıyor. Hayır kardeşim atamaz. Birliğini korursan atamaz. Beşiktaş Belediyesinde şu anda HDP’lisi var, AKP’lisi var, MHP’lisi var. Kardeşçe geçinip gidiyoruz” diye konuştu.

CHP’li bir metal işçisi ise çözümü kendi dışında görüyor: “Eskiden bizim bir dernek başkanımız vardı. Tuttuğunu koparıyordu. Sendikaya gidiyorum ‘Ben karışmam. Adam hırsız, mahkemeye ver, 5 sene uğraş. Kazanırsan kazanırsın, kazanamazsan yapacak bir şey yok” deyip işin içinden çıkıyor. Sendikaya güvenemiyorsun, patrona zaten güvenemiyorsun. Kime güvenecek işçi. Sendika başkanı ben senin hakkını söke söke alırım demesi lazım, bitti.”

‘SERMAYE PARTİLERİNE BEL BAĞLAYARAK SORUNLARIMIZI ÇÖZEMEYİZ’

Fotoğraf: Evrensel

Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Alan, cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Yani bir rejim değişikliği de yaşandı. Artık bir parlamento var ama esas Türkiye’yi yönetecek olan Cumhurbaşkanı ile onun kuracağı ekip ve kabine var. Şu an ki tablo bir MHP ve AKP koalisyonu var. Yani sermaye bugün de  bu iki parti üzerinden yürüyor. İşte TÜSİAD, TOBB gibi sermaye örgütleri açıklama yaptı. Dediler ki artık seçim bitti, önümüze bakacağız. Önümüze bakacağız dediği şey nedir aslında; yani benim çıkarlarımı, benim ortaya koyduğum programı hayata geçireceksiniz diyerek Cumhurbaşkanının önüne bir görev koydu. Cumhurbaşkanının önüne konulan bu görev işçiler için şu anlama geliyor; işsizlik, yoksulluk, zamlar, bizlerden alınan vergilerin patronlara teşvikler olarak aktarılması. Dolayısıyla burada bizim açımızdan işçiler açısından önümüzdeki dönemin zorlu geçeceği çok açık ve net. Biz sermaye partilerine bel bağlayarak sorunlarımızı çözemeyiz.”

KUTUPLAŞMANIN EN BÜYÜK KAZANANI PATRONLAR

Her seçim dönemi işçiler arasında bölünme yaşandığına dikkat çeken Aslan, “Bu dönemde de böyle oldu. Peki işçi sınıfının bölünmesi, sermaye partilerinin etrafında bölünmesi kimin işine gelir? Bizler fabrikalarımızda niyetimizden bağımsız olarak karşımızdaki arkadaşlarımıza bir kin ve öfke de biriktiriyoruz kaçınılmaz olarak. Böyle bir gerçekliğimiz var. Sermaye partileri ve patronlar da bu bölünmeyi körüklüyor. Bu bölünmüşlük ortadan kalkmadığı sürece patronların işine yarayacak ve bizi istedikleri gibi yönetecekler, istedikleri koşullarda çalıştıracaklar ve istedikleri yasaları da siyasi iktidarlar eliyle çıkaracaklar. Bu yüzden fabrikalarımızda işçi olarak barış sağlamamız lazım. Bunun da esası şu; itici konuşmalar, sekter konuşmalar, ayrıştırıcı konuşmaları bir kenara bırakmamız lazım. İnatla, sabırla, özveriyle, belki iğneyle kuyu kazar gibi işçi arkadaşlarımızı ikna etmemiz lazım. Emekten yanayız, işçi sınıfının örgütlenmesinden yanayız, mücadeleden yanayız diyoruz. Niyet olarak böyle ama biz de bazen kendimizi kapatıyoruz, konuştuklarımız, tartıştıklarımız, söylediklerimiz diğer işçi arkadaşların kendilerini bize karşı kapatmalarına neden oluyor. İktidar yüzde 50 benim yüzde 50 karşı tarafın’ diyerek ayrıştırmış zaten. Bence biz fabrikalardaki arkadaşlarımızı konuşmadan önce dinlemeyi öğrenmeliyiz. Belki iki gün, belki bir hafta. Gerçekten kaygıları ne, neyi yapmak istiyor, neyi yapmak istemiyor. Ben çok denk geliyorum. Diyor ki evet doğrusun başka bir alternatif yok. Bizim esas sorunumuz bugün mevcut iktidarlar eliyle ya da başka kesimler eliyle ortaya konulmuş kutuplaştırmayı bizim çözmemiz lazım. Fabrikalardaki kutuplaşmanın en büyük kazananı patronlar ve iktidar.”

Fotoğraf: Evrensel

SADECE OY VEREREK Mİ BU SÜRECE KATILACAĞIZ

“Türkiye’de işçi sınıfı kendisi açısından bir kurtuluş ümidi görmediği sürece ya da kendisinin nasıl kurtulacağını, kendisinin nasıl bir hayat istediğine karar vermediği sürece işte hep böyle 5 yılda bir önümüze bir sandık konacak biz herhangi bir siyasi partiye gidip oy vereceğiz” diyen Aslan şöyle devam etti: “Yani biz sadece oy vererek mi bu sürece katılacağız yoksa kendimiz yönetmeye aday işçiler olarak, Türkiye’nin politikasının belirlenmesinde, her alanda iç politika, dış politika, ekonomi meselesi, her alanında işçiler örgütlü bir davranışla, fikrini söyleyerek bu sürece müdahil olacaklar. Şimdi 600 tane vekil seçildi. Bunların ezici çoğunluğu işverendir. Hani istisnalar var ama ezici çoğunluğu bunların patronlar ya da onların çıkarlarına hizmet eden ve oradan kendisi patron olan vekiller olarak parlamentoya girmişlerdir. Dolayısıyla burada bu şekilde giren vekiller; işçilerin, emekçilerin, yoksul halkların, kadının, gencin hakkını savunabilir mi? Böyle bir şans var mıdır? Bunun karşısında ‘Biz ne yapacağız’ sorusuna işçilerin esas olarak net yanıt vermesi lazım. 5 yılda bir gidip oy verip hadi kardeşim bizi yönetin mi diyeceğiz yoksa artık yeter biz kendi göbeğimizi kendimiz keseriz mi diyeceğiz. Esas sorun bu. Bunu ayrıntılı tartışmamız lazım.”

KENARA ÇEKİLEREK BU İŞİ ÇÖZEMEYİZ

Evet sendikalar bölünmüş, böyle bir gerçeklik var. Hak-İş hükümetin arka bahçesi, Türk-İş suya sabuna dokunmadan gidiyor, içinizden bir arkadaşımız ‘DİSK ne olduğu belli değil, insanlar korkuyor’ dedi. Ama sendikaları da değiştirip dönüştürecek olan işçi hareketinin kitlesel gücüdür yani. Kenara çekilerek bu işi çözemeyiz. Size bir örnek; Metal işçilerinin 2015’teki direnişi Türk Metal’i hizaya getirdi. Türk Metal devrimci bir sendika mı oldu, işçilerden yana bir sendika mı oldu. Hayır! Ama bazı noktalarda hizaya geldi. İşyerlerinde eskiden temsilcileri atıyorlardı şimdi sandık koyup seçiyorlar. Eskiden şube kongreleri için işyerine bir liste asıyorlardı şimdi delege seçimi yapmak zorunda kalıyor. Önceden hiç sormadan sözleşme taslağı hazırlıyorlardı şimdi anket yapıyorlar. Bunları bizim görmemiz lazım. Değişim olacaksa buralardan olacak. Siz kitlesel bir güç olarak sendikalara müdahale ederseniz onlar istediği gibi yapamaz. Biz sendikalara kızarak, küserek, bağırarak sorun çözemiyoruz. Demek ki sendikalar içerisinde kitlesel bir güç haline gelerek sendikaların değişimini, dönüşümünü sağlayabiliriz. Onların bürokrasisini ancak böyle kırabiliriz. Bugün ki temel sorunumuz acil taleplerimizin etrafında bir mücadelenin örgütlenip örgütlenmeme sorunudur. ‘MHP’ye oy verdi bir şey yapmaz, AKP’ye oy verdi çıkarını düşünmez’ söylemini kafamızdan atmamız lazım. Metal direnişinin öncülüğünü hangi işçiler yaptı? Flormar işçilerinin büyük çoğunluğu hükümeti destekleşmişti. Şimdi fabrika önünde 50 gündür sendikal mücadele veriyorlar. İşçi sınıfının çıkarlarını değil de sermayenin çıkarlarını savunuyorsa bu sermayenin siyasetidir. Eğer sermayenin politikasını yürütüyorsa AK Partili’nin de, CHP’linin de, MHP’linin de buna ‘Bunu yapamazsın kardeşim’ demesi lazım.”

www.evrensel.net
ETİKETLER DİSKGıda-İş