24 Haziran’ın ardından kadınları ne bekliyor?

Fotoğraf: DHA

24 Haziran’ın ardından kadınları ne bekliyor?

Meclisin kadın temsiliyeti açısından tablosunu kadın hareketinden temsilciler ile CHP ve HDP’nin yeni dönem milletvekilleriyle görüştük.

24 Haziran seçimleri sona erdi ama ardında önemli soru işaretleri bıraktı. Meclis aritmetiği belki de bu seçimin en önemli tartışmalarından biri oldu. Ancak aritmetiğin az tartışılan başka bir boyutu daha var: Mecliste kadın temsiliyeti. Oran geçen dönemlere göre çok değişmeyerek yüzde 17’lerde kaldı. 

Meclis temsiliyetinin yanı sıra kadınların gündeminde şiddet, çocuk istismarı, yoksulluk, kadın istihdamının artırılması ve eşitlik gibi yıllardır çözülmeyen çok fazla sorun ve talep var. 

Buna karşın Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni sistemde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının birleştirileceğini açıkladı. Adından zaten ‘kadın’ çıkarılan bakanlığın bir de Çalışma Bakanlığı ile birleştirilmesi önümüzdeki dönemin kadınlar açısından nasıl geçeceğinin de ipucu niteliğinde aslında. 

Meclisin kadın temsiliyeti açısından tablosu ve kadınların büyüyen sorunlarına ilişkin kadın hareketinden temsilciler ile CHP ve HDP’nin yeni dönem milletvekilleriyle görüştük. ‘Başkanlık sistemi’nin kadınların yaşamını daha da zorlaştıracağı uyarısında bulunarak, önümüzdeki dönem birlikte mücadelenin geliştirilmesi çağrısı yaptılar.

Fotoğraf: Evrensel

'OMUZLARIMIZDAKİ YÜKÜN AĞIR OLDUĞUNUN FARKINDAYIZ'

Candan Yüceer (CHP Tekirdağ Milletvekili, geçen dönem Meclis Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyesiydi): Parlamento görüntüsüne baktığımızda 600 vekil içinde 103 kadın vekil oranı gerçekten abestir. Bu oranlar artmadığı sürece kadınlar maalesef kendileriyle ilgili konularda da etkin olamıyor, söz hakkına sahip olamıyor ya da olsalar bile kararları değiştiremiyor.

Bir taraftan da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla birleştirilmesi gündemi çıkartılıyor önümüze. Hükümet ‘kadın’ adını devletin tüm kurumlarından kaldırarak başlamıştı zaten. Şu anda sadece Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü var, onun da akıbeti ne olur bilemiyoruz. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun adının da Aile Komisyonu olarak değiştirilmesini istiyorlar. Nüfusu 40 milyonu bulan kadınların sorunları bu kadar mı önemsiz? Hem kadınların sorunlarını yok sayıp Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne zaten neredeyse hiç pay ayırmıyorsunuz, bütün bütçeyi yoksulluğu yönetmeye yatırıyorsunuz, şimdi de bakanlığı toptan taşıyorsunuz. Bu olacak iş değil!

Bizim uzun süredir Kadın Bakanlığı kurulması için çalışmalarımız var. Kadın sorunu, içinde eğitim de, istihdam da, şiddet de, temsiliyet hakkı da olan geniş ve bütüncül sorundur ve ancak bütüncül politikalarla çözülebilir.

Seçimin ardından Başkanlık Sistemi denen ‘tek adam yönetimi’ inşa edilmeye başlanacak. Otoriter, tek adama yönelik bütün sistemlerin ağırlığını en çok hisseden kadınlardır. Bu hep böyle olmuştur. Bu noktada kadınların bilgilendirilmesi, farkındalık yaratılması oldukça önemli.

Parlamentoda yer alan, kadın erkek eşitliğinden yana olan tüm kadın ve erkek vekillere önemli görevler düşüyor. Bu dönem şartların daha ağırlaştığı bir dönem olacak. Omuzlarımızdaki yükün ağır olduğunun farkındayız, bu da direngenliğimizi, mücadele gücümüzü artıracaktır. Kadın hareketleriyle çok kıymetli birlikteliklerimiz oldu geçtiğimiz süreçte ve iletişimimizi güçlendirerek birlikteliğimize devam edeceğiz.

'KADINLARIN SESİNİ, SOLUĞUNU KESMEYİ BAŞARAMAYACAKLAR'

Meral Danış Beştaş (HDP Siirt Milletvekili): Seçim dönemi yapılan çalışmalar şunu gösterdi ki, kadın sorunu, şiddet, cinayet, istismar... hâlâ toplumun temel gündemleri haline gelmemiş. Seçim kampanyalarında bizim dışımızda maalesef bu konuda çok fazla söz duymadık, kadınlar yokmuş gibi davrandılar. Ama biz HDP olarak, yüzde 37 oranıyla, 26 kadın vekille yine Meclisteyiz. Aslında bu durum bizim açımızdan özeleştiri konusu. Çünkü yüzde 50’yi hedefledik ama maalesef tutturamadık. Ama biz kadın vekiller olarak bu dönemde de kadınların sesi, gözü, kulağı olmaya ve kadınlarla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. 

Kadın gündemlerinin Meclise taşınması için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Şiddet, istismar konusunda, kadın erkek eşitsizliği ve erkek egemen sistemin yansımalarının ortadan kaldırılması için mücadele edeceğiz. Bu sorunların çözümü için palyatif tedbirlerin alınması sanki sorunun çözümüymüş gibi yaklaşımlara hep itiraz ettik, bu dönem de bu itirazımızı daha güçlü biçimde sürdüreceğiz. 

Şimdi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı’nın birleştirilmesi gündeme getirildi. Bu da aslında kadının hiçbir şekilde hiçbir alanda yer almamasını istemek anlamına geliyor. Bunu tabi ki kabul etmiyoruz. Biz asıl olarak Kadın Bakanlığı ve Çocuk Bakanlığı kurulmasını önermiştik. Bu konuda çalışmalarımız var, önerilerimizin takipçisi olacağız.

Seçimin ardından yeni sistemin inşası başlıyor. Yeni sistemin nasıl olacağını şimdiden görmek zor değil. Baskıcı, otoriter bir sistem olacağı çok açık. Böyle sistemlerde de en büyük darbeyi her zaman ilk önce kadınlar alır. Bu gidişatı durdurmak da yine demokrasi güçlerinin, toplumsal muhalefetin ve kadınların sorumluluğundadır.

‘Tek adam’ rejimine karşı biz kadınlar çoğulculuğu, kadın erkek eşitliğini, kadınların eşit temsilini savunuyoruz. Onlar istedikleri kadar bunun aksini inşa etmeye çalışsınlar başarılı olamayacaklar, kadınların sesini, soluğunu kesmeyi başaramayacaklar. Kadınlar olarak örgütlü biçimde ve dayanışma içinde bu sürece müdahale etmemiz gerekiyor. Hem kadın kurumlarıyla hem de demokratik kitle örgütlerinin kadın örgütleriyle ilişkilerimizi, birlikteliklerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.

'BİRLİKTE HAREKET ETME OLANAKLARIMIZI GENİŞLETMELİYİZ'

Şükran Doğan (Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı): Cumhur İttifakı’nın kadına yönelik bakışını 16 yıldır deneyimliyoruz ve söyleyebiliriz ki kadınlar için kolay bir dönem başlamıyor. Demokrasi, hak ve özgürlükler açısından daha fazla mücadele içinde olmamız ve iktidar blokunun dayatacağı acı reçetelere karşı daha fazla birlikte hareket etmemiz gereken bir dönem yaşanacağı açık.

Görüyoruz ki baskıcı uygulamalar ve dozu artan olağanüstü hal yetkileri olmadan sürdürülemeyecek bir “yönetim” ile karşı karşıyayız. TÜSİAD’ın 25 Haziran sabahı yaptığı açıklamayla gördük ki, sermayenin de beklentileri artmış ve bu yeni durumdan memnun. 

Sertliği artan baskılarla demokratik hak ve özgürlüklerimizi hedefe koyarken, aynı zamanda memleketi uçuruma sürükleyecek neoliberal yıkım politikalarının “tavizsizce” uygulanacağı bu programın 16 yıldır halka yıkım, kadınlara ise iki kat yıkım ve yoksulluk olarak döndüğünü biliyoruz. 

Bu yıkım ve yoksulluğun yarattığı bağımlılık ve bağlılık politikasını, bu yıkımın artık sürdürülemez olduğu gerçeğinden hareketle çözebileceğimize inanmalıyız ve bunun için birlikte hareket etme olanaklarımızı genişletmeliyiz. Şunu biliyoruz ki kadınlar her koşulda mücadeleyi sürdürdü. Fabrikalarda, işyerlerinde, alanlarda, sokakta, Mecliste yani kadınların var olduğu her yerde mücadele etmeye devam edeceğiz.

'KADIN HAREKETİNE HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK İHTİYAÇ DUYULACAK'

Çiğdem Çıdamlı (Kadın Savunması): Eşitsiz, adil olmayan koşullarda bir seçim gerçekleşti. Sonuç olarak kadınların ve halkın değişik kesimlerinin istediği şey olmamış oldu. Erdoğan, 16 yıldır fiilen yaptıklarını bu kez yasal olarak da garanti altına alınmış bir sistem içinde yapmaya devam edecek. İki partili tek adam rejimi ile karşı karşıyayız. 

Özellikle seçimin hemen öncesinde gündemde olan kadınlarla ilgili bakanlıkların ortadan kaldırılması, seçim gününün açıklanmasından önce meclise gelen çocuk istismarı ilgili yasa tasarısı, boşanma komisyonunda bekletilen maddeler büyük ihtimalle yaz dönemi hazırlanacak ve meclis yeniden açılınca önümüze koyulacak. Belki de onu da beklemeden KHK ile geçirecekler. 

Dolayısıyla kadınların birlikte olmaya, dayanışmaya, mücadele etmeye her zamankinden daha çok ihtiyacı olacağını düşünüyorum. Herhalde son beş yılın deneyimlerini de dikkate alarak kadın hareketinin bir öz değerlendirme yapmaya ve buradan çıkardığı derslerle devam etmeye ihtiyacı var. Kadın hareketine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulacak. 

Özellikle dört alana saldırı olacağını düşünüyorum: Kadınların hayatlarına, kent ve doğaya, eğitime yönelik saldırılar ve ekonomik krizin halkın üzerine yıkılması. Bu alanlardaki mücadeleleri gettolaştırarak sürdürmeye son vermek, bu mücadele alanları arasındaki bağlantıyı sağlamlaştırmak gerekiyor. Irkçılık ortamının tırmanacağı açık, burada kadınların halkların kızkardeşliği ortamını yaratmak için ön ayak olmasında fayda olacağını düşünüyorum. 

Önemli ölçüde zayıflayan bir iktidarın parçalanması bakımından kadın hareketinin siyasal bir rolü olacak.

'UMUT VERİCİ OLAN; KADINLARIN SÖZLERİNİ SÖYLEMEYE DEVAM ETMELERİ'

İlknur Üstün (Kadın Koalisyonu): Seçim bir demokrasi aracıdır ve demokratik koşullar gerektirir. Demokratik koşullar ise birden fazla unsuru gerektirir. Bunlardan bir tanesi olağan demokratik bir zeminde seçimlerin yapılması; bir diğeri bu ülkenin yaşayanlarının bu sürecin içinde olması. Oysa şu anki siyasetin genel dinamiği kadınları sadece siyasetin dışına atmıyor, hayatın da dışına atıyor. Dolayısıyla partiler OHAL koşullarıyla kadınların hayatlarındaki koşulların bağlantılarını kurmuyor, kurmak istemiyor. Büyük siyasi laflarla konuşurken, kadınların bunların neresinde olacağına dair akıl geliştirmiyor. Sadece seçmen üzerinden kadınları dahil eden bir siyasi söz var. Bu nedenle hem seçim oluş koşulları hem yansıdığı sonuçlar itibarıyla aynı şarkının tekrarlandığı bir pozisyon görüyoruz. 

Muhalefet açısından bir değerlendirme yaptığımızda ise muhalefetin mevcut koşullardan rahatsızlığını dile getirirken bu koşulları ortadan kaldırmanın aslında kendi içerisinde kurduğu alternetifi yaşatmakla mümkün olduğunu göstermesi gerekiyordu. Partiler ne yazak ki bunu yapmadı. 

Tüm bunlara rağmen umut verici olan şey; kadınların, kadın örgütlerinin sözlerini söylemeye devam etmeleri, kendi gündemlerini oluşturmaları, kendi hayatlarına sahip çıkacaklarını, tüm bu gündemi ülke gündemi yapmaya çalışarak ortaya koymuş olmaları. Umut olacak bu mücadeleyi siyasi partiler de keşke görse. Böylece ülkede “herkes için” istenen şeyin “herkesi” içerecek biçimde sağlanacak olmasının adımları atılır. Yangında ilk gözden çıkarılanlar kadınlar. Ancak artık kadınlar olmadan sönmez hiçbir yangın, öğrensinler; kadınlar varlar, buradalar. 

‘AYNI NAKARATLARI DİNLEDİK, DAHA ZOR BİR DÖNEME GİRİYORUZ’

Canan Güllü (Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı): Genel anlamda etkin ve baskın seçim olarak gidilen bir seçimdi. Daha çok şey yapılması gereken, çok yürünmesi gereken bir yolda en azından süreç olarak TBMM’de ne kadar işlevsel olacağı bilinmez ama beş partinin temsiliyetinin olması umut vericidir. Yeni bir sisteme giriyoruz. 

Yine bir seçim döneminde sadece ve sadece milletin ihtiyacı olan ekonomik veriler üzerine giden bir seçim dönemi yaşadık. Kadınların gerçek sorunlarına temas eden gerçek çözümlere ilişkin çok az şey duyduk. Aynı nakaratları dinledik, aynı erkek egemen zihniyetin söylemleriydi dinlediklerimiz. Geldiğimiz noktada resmi olmayan sonuçlardan önce bir cumhurbaşkanlığı ilanı ile karşılaştık. Bu seçim sürecinin tamamı ve ülke tablosu bize kadın temsilinin zorlaşacağını gösteriyordu zaten. HDP’nin bu anlamda kadın temsilini artıran payını önemsiyorum. Zorlu bir süreç olacağını biliyoruz, ama her koşulda kadın politikaları açısından mücadelemize devam edeceğiz.

AYŞE’LER FATMA’LAR YOK, MECLİSTE AHMET’LER, MEHMET’LER DEVRİ

104 kadının milletvekilliği yapacağı 27. dönem meclisi, baskın erkek sayısının yanı sıra Ahmet, Mehmet ve Mustafa’larla da dikkat çekiyor. 600 milletvekilli içinde 31 vekil Ahmet, 27 vekil Mehmet, 20 vekil de Mustafa ismi taşıyor. (Ekmek ve Gül)

Son Düzenlenme Tarihi: 30 Haziran 2018 11:20
www.evrensel.net
ETİKETLER erken seçim