Detektif Sokratis’in  maceraları devam ediyor

Fotoğraf: Özlem Ertan

Detektif Sokratis’in maceraları devam ediyor

1900’lü yılların İzmir’inde geçen Sokratis Polisiyeleri serisinin yazarı Suphi Varım, kitaplarında dönemin siyasi, sosyal altyapısını da işliyor.

Özlem ERTAN

Suphi Varım, en üretken polisiye roman yazarlarından biri. İzmir’de geçen polisiyeler kaleme alan yazar, okurları bu kentin 1900’lü yılların başındaki eski, kozmopolit günlerine götürüyor. Suphi Varım şimdi de Oğlak Yayınları’nın Maceraperest Kitaplar markasından çıkan Detektif Sokratis Polisiyeleri serisiyle edebiyatseverlerin gündeminde. Sokratis’in Oyunları ve Sokratis Ölülerin Peşinde’de okurlarını eski İzmir’de, Rum Detektif Sokratis’in peşinde maceralı bir yolculuğa çıkaran Suphi Varım’la Detektif Sokratis Polisiyeleri hakkında konuştuk.

Pek çok yazarın aksine mekan olarak İstanbul’u değil de neden İzmir’i seçtiniz?
Suç romanlarında, hikayenin geçtiği dönem ve mekanlar son derece önemli. Tarihini çok iyi bildiğim ve orada yaşadığım için İzmir’e odaklandım. Polisiyede Gotik tarza özel bir ilgim var. Bu tarzın gizemini, esrarlı dokusunu en iyi İzmir’de yansıtabileceğimi düşündüm. Ayrıca suç romanlarının çoğu İstanbul’a odaklanmış durumda. Ben de İzmir’i ele alayım ve değişiklik yapayım dedim. 

Romanlarınız 1900’lü yılların başında geçiyor. O dönemin İzmiri’ni yeniden kurgularken zorlandınız mı?
O devirleri anlatan bilimsel araştırmaları, fotoğraf ve kartpostalları, haritaları kullandım. Hâlâ İzmir’de yaşayan Rum, Yahudi ve Levantenlerin aile anılarından yararlandım. Bunları toplamak, sınıflandırmak da hayli zor oldu tabii. Ayrıca o yılların artık başka adlar taşıyan sokaklarında, caddelerinde de dolaştım. Kartpostallarda, fotoğraflarda gördüğüm evleri, kafeleri, tiyatroları, kiliseleri zihnimde canlandırdım.  

Başkarakteriniz Sokratis’in en belirgin özellikleri neler?
Çelişkilerle dolu bir karakterdir. Bazen cebini hemen parayla doldurmaya kalkışır, bazen büyük ideallerin peşinde koşar. Esprilidir, inatçıdır. Kimi zaman da tembelliği tutar, uykucudur. Dine ve din adamlarına karşıdır. Kiliseye bağış yapmaya yanaşmaz. Aslında Sokratis karakteri, süreç içinde biçimleniyor. Örneğin, Smyrna’daki sosyalist Ermenilerden etkilenir, Komünist Par

ti Manifestosu’nu okumaya başlar. Bu da düşsel bir kurgu unsuru değil. Dönemin İzmiri’nde, Marksist yapıtları görüyoruz.   

Detektif Sokratis Polisiyeleri’nin ciddi bir siyasi alt yapısı da var. II. Abdülhamit’in baskıcı rejimi, ayaklanan işçiler romanlarınızda yer alıyor. Romanlar, ele aldıkları dönemin siyasi ve toplumsal yapısından ayrı düşünülemez, diyebilir miyiz?
Ben o kanıdayım. Romanlarımda siyasi ve toplumsal alt yapıya özellikle önem veririm. Böyle yapmazsam kurgunun boşlukta kaldığını düşünürüm. Ne de olsa karakterlerin düşünceleri, davranışları, bulundukları ortamın koşullarına göre biçimlenir. Hele çok kültürlü bir sistemi anlatıyorsam ve o sistemdeki milletler ve aydınlar devletin despotluğu altında eziliyorsa toplumsal yapıyı kullanmam kaçınılmaz hale geliyor. 

Detektif Sokratis serisinin üçüncü romanını ne zaman okuyabileceğiz?
Son romanın adı Sokratis ve Cinler. Yayınevine teslim ettim. Gotik tarzı İslami hurafeler ve mahalle kültürüne odaklandım bu kez. Tabii ki siyasi altyapı yine var. Satır aralarına meraklı olanlar için de şunu söyleyeyim. Smyrna’nın mutlu ve parlak günleri sona ermek üzere. Ülke İttihatçıların Babıali Baskını’na ve Birinci Dünya Savaşı’na doğru ilerliyor.  

POLİSİYE EDEBİYATI GELİŞİYOR

Türkiye'de polisiye edebiyatın son yıllardaki durumu ve okurların bu türe ilgisi hakkında neler söylemek istersiniz?
Türk polisiye edebiyatı gelişiyor. Hâlâ “çok satan” tarzı polisiyeler revaçta, ama aramıza sürekli yeni yazarlar katılıyor. Yayınevleri bu türe önem veriyor, Türkiyeli yazarların yapıtlarını basıyor. 221 B ve Dedektif Dergi gibi polisiye dergiler var. Önemli bir gelişme de Türkiye Polisiye Yazarlar Birliğinin kurulması. Bu girişimlerin okuyucuya yerli polisiye okuma alışkanlığı kazandıracağına eminim. 

ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK MEKANI DA BİÇİMLENDİRİYOR

1900’lerin İzmiri’nin çok kültürlü, çok milletli yapısı romanlarınızı nasıl etkiliyor, biçimlendiriyor?
Dediğiniz gibi, o devrin İzmiri’nin kozmopolit bir yapısı var. Kentte yaşayanların hayat tarzları, gelenekleri çok farklı ve renkli. Bu toplumsal yapı, öncelikle Rum’dan Ermeni’ye kadar çok farklı karakterleri ve ilişkileri kurgulamayı sağlıyor. Mekan açısından da öyle. Ne de olsa çok kültürlülük mekanı da biçimlendiriyor. O yıllarda şimdi olduğu gibi lümpen zihinlerin ürettiği zevksiz binalar yok. Yapılar, kentteki herhangi bir milletin estetik bilincini yansıtıyor. Örneğin, romanlarımda sık geçen yerlerden biri Kordonboyu’dur. Günümüzde geçen bir hikayede şimdiki Kordon’u anlatsam, geçmişte bulduğum kadar renkli bir tablo oluşturamam.

Son Düzenlenme Tarihi: 29 Haziran 2018 15:41
www.evrensel.net
ETİKETLER Özlem Ertan