24 Haziran seçimlerinde MHP nasıl ‘en çok kazanan’ oldu?

Fotoğraf: Ömer Ürer/AA

24 Haziran seçimlerinde MHP nasıl ‘en çok kazanan’ oldu?

Siyaset Bilimci Sezin Öney, 24 Haziran seçimlerinin sonuçlarını ve seçim gecesi yaşananları değerlendirdi.

Sezin ÖNEY*

Seçimler, sandıktan çıkan sonuçlardan çok, seçim gecesi muhalefet tarafında yaşanan “psikolojik travma” ile kaybedildi. Gene aynı rakamların çıktığı bir ortamda bile, bambaşka bir ruh hali söz konusu olabilir ve muhalefet, bir zafer hissi ile bu seçim dönemini kapatabilirdi. Eğer ki, Cumhurbaşkanı adayları, özellikle de Muharrem İnce, çıkıp net bir açıklama yapmış olsa “kaybetme halini” bile, gelecek mücadeleler için ümit verici bir tonda duyurmuş olsa bu kadar büyük bir “bozgun” havası esmezdi.

Seçim gecesi, Muharrem İnce ve CHP kanadında yaşananlarla ilgili spekülasyonlar var; bir iddia da, ordudan bir ismin İnce’yi aradığı idi. Sadece İnce değil, Meral Akşener’in de sessizliği tuhaftı. Bu iddialar, karanlıkta ve muğlakta. Bu bulanık suları bırakıp, işin somut kısmına odaklanmak zorundayız. Ancak, şunu da söylemek lazım: “O geceye” ilişkin sis perdesi kalınlaştıkça kalınlaşıyor. Sonuçların, seçimlerden birkaç gün önce Anadolu Ajansı simülasyonu ile ekranlara yansıdığı iddiasından, sandık sayısının  başta duyurulandan fazla olduğu iddiasına sisler perdesi kalınlaştıkça ve sorulara yanıtlar verilmedikçe, sadece sandığa değil siyasete de güven ister istemez azalıyor.

24 Haziran gecesi yaşanan sessizlik ve bunun yarattığı hayal kırıklığı, her şeyden önce bir iletişim kazası, faciası. Örneğin, CHP’den Urfa’da gönüllülerle sandık güvenliği çalışması yapan Mehmet Ali Çelebi’nin, “Umutsuzluk mu? Zerresi varsa kahrolayım. Biz milyonlarız!” şeklinde bir Twitter mesajı vardı. Bunun gibi bir mesajı, İnce veya CHP yönetiminden biri paylaşmış olsa, bu kadar basit bir adımla psikolojik zafer elde edilmiş olurdu. Son dönemin “gözde ismi” haline gelen Alaattin Çakıcı’nın bile, bu aralar “basın danışmanı” aracılığı ile açıklama yaptığını gözlüyoruz. Ancak, siyasetçilerin ve hatta partilerin değil “normal zamanlar”, kriz dönemleri iletişimine yönelik planları, hazırlıkları yok.

CHP’NİN ANİDEN NÜKSEDEN İÇ SORUNLARI

Muharrem İnce, kampanya döneminde her şeyi tek başına ve çok dar bir ekiple yaptı. Tüm açıklamalarını, konuşmalarını kendisi ve o küçük ekibi hazırladı. Parti, parti teşkilatları ve genelde de CHP üyeleri, İnce’nin kampanyasına kendi imkânlarıyla katıldı.

Bu açılardan İnce, seçim süreci boyunca trapez ustası gibiydi. Etkili bir kampanya yürüttü, bir kampanya için gerekli tüm hamleler ve numaraları doğru yaptı. Ancak, tüm izleyicilerin gözlerinin üzerinde olduğu son ve en önemli numarasını yapacakken de, dengesini kaybedip yere çakılıverdi.

Trapez ustası benzetmesine devam edersek, altında da kendini tutacak bir ağ yoktu. Örneğin, bu çakılma sürecini “başka bir hikayeye” çevirecek, bir iletişim stratejisi oluşturan güçlü bir ekibi yoktu İnce’nin. Kendisinin de, “o gece” her ne olduysa, demoralize olduğunu ve içe kapanarak, krizi yönetemez hale geldiğini düşünüyorum.

Bana kalırsa, seçim gecesi, CHP’de zaten Şubat’taki kurultayda çözümlenmemiş olan, halının altına süpürülmüş güç çekişmeleri birden nüksetti. “Seçimi kaybediyoruz, bari partiyi kazanalım; parti kimin elinde kalacak” çekişmeleri devreye girdi. Kampanya boyu, parti yönetimi ve İnce arasında biriken gerilim, yaşanan krizle zemberek gibi boşandı. Ancak, “liderlik” biraz da bu kriz anlarında, ani ve hızlı kararlarla, sorumluluk alarak küllerinden yeniden doğmak demek. Liderlerin, küsme, üzülme, bozulma gibi “lüksleri” yok. İşin komplo teorileri boyutuna dönersek; Abdullah Gül’e adaylığı konusunda “muhabbet” için, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Cumhurbaşkanlığı’nın en üst düzey isimlerinden İbrahim Kalın’ın gönderildiği durumlar yaşandığından, kriz planı bu tarz “ilginç müdahaleler” bakımından da devrede olmalıydı.

Tabii, o geceki “erime” halinin ilk ve başlıca tetikleyicisi, “Adil Seçim Sistemi”nin bir fiyasko olması. Bu sistemle ilgili, seçimler öncesi CHP’den farklı konum ve görevdeki kişilere sistemin nasıl olduğunu sorduğumda, “bu sefer mükemmel bir sistem kurulduğu” öne sürülmüştü. Meğer öyle olmamış. Sandık güvenliğine, kampanya boyu ve öncesi bu kadar vurgu yapıp, son gece böyle bir “erime” yaşanması gerçekten de geçiştirilebilecek bir şey değil. Zaten 16 Nisan referandumu döneminden CHP’nin seçmenlere bir “güven ve oyları koruma borcu” vardı; şimdiki hayal kırıklığı bu borcu katmetlendirdi.

MHP’NİN ‘GİZEMLİ’ YÜKSELİŞİ

Aslında, Meclise yönelik sandık sonuçları ele aldığında, 7 Haziran 2015 seçimleri sonuçlarına çok benzeyen bir tablo ortaya çıktı:

7 Haziran 2015’te, AKP yüzde 40.87; CHP yüzde 24.95; MHP yüzde 16.29 ve HDP de yüzde 13.12 oy almıştı.

24 Haziran 2018’de ise, AKP yüzde 42.6, CHP yüzde 22.6, HDP yüzde 11.7 oy aldı. MHP ise yüzde 11.1 oy toplarken, İYİ Parti yüzde 10'luk bir destek aldı.

Buradaki tablo çok net: İYİ Parti’nin oy desteği büyük ölçüde, MHP ve CHP’den gelmiş gibi gözüküyor. Fakat, içinden İYİ Parti’yi çıkarmasına ve yaklaşık yüzde 6’lık oy kaybına rağmen, MHP’nin seçimin asıl “galibi” olarak adlandırılması da aslında çok ironik.

MHP’nin “kilit parti” haline gelmesinin nedeni, hem Mecliste hem de Cumhurbaşkanlığı seçiminde, “minimum yüzde ile maksimum etkiye” neden olmuş olmasıdır. Bu durum, elbette MHP’nin, Mecliste AKP üzerindeki etkisini ve Cumhurbaşkanı nezdinde “müzakere gücünü”, gerçekten de “kilit” hale getiriyor.

MHP, “hiçbir şey yapmadan” nasıl oldu da, bu “kilit” rolü üstlenir oldu? Öncelikle, oy oranında “sürpriz” yaparak. MHP seçmeni, güvenilir anketlerin bile göremediği “tercih saklayan seçmen” gibi gözüküyor.

Ancak, MHP’nin anketlerin “kör noktasına” düşmesinin bir başka sebebi daha var: MHP’nin tüm Türkiye’de oy kaybederken, güneydoğu ve doğudaki oyunu katlaması söz konusu oldu.

Bunun sebepleri çeşitli gibi gözüküyor. Bölgedeki güvenlik bürokrasisindeki artış (ve MHP görüşlü güvenlik görevlilerinin artışı), “devlet” aktörlerinin bazı aşiretlerle iş birliği ve sandığa müdahale için “en uygun” yerin doğu-güneydoğu olması. Hâkkari, Şırnak, Urfa ve Mardin de, MHP’nin “tüm zamanların rekorunu kırdığı” ve oy oranını katladığı noktalar. 1990’larda da, “devlet içinde devletin” yaşam bulduğu yerler. Şimdi, MHP’deki oy artışının verdiği bir “mesajla” yeniden hayata dönen, “devlet içinde devlet” senaryosu söz konusu gibi gözüküyor.

Kürt meselesi konusu da, bu dönemde yeniden gündemin tepe noktasına tırmanacak gibi gözüküyor.

* Siyaset Bilimci

Son Düzenlenme Tarihi: 29 Haziran 2018 14:03
www.evrensel.net