Gerici politikaların faturası mültecilere çıkarılıyor

Fotoğraf: Mohammed Elshamy/AA

Gerici politikaların faturası mültecilere çıkarılıyor

Avrupa'nın gündeminde, ABD’nin Meksikalı mültecileri sınırda çocuklarından ayırması, Trump'ın otoriter tutumu ve Almanya'nın mülteci politikası vardı.

Kanada’daki G7 zirvesinden sonra ABD Başkanı Trump’ın dünya düzenini ABD lehine yeniden yapılandırmaya yönelik hamleleri devam ediyor. Çin’e karşı alınan vergi önlemlerinden sonra Trump ve ekibi AB ülkelerinin iç işlerine karışarak gerek kıta düzeyinde gerekse de farklı ülkeler düzeyinde kendi stratejisine karşı çıkışları zayıflatmak istiyor. Diğer yandan dünya ABD’nin Meksikalı mültecileri sınırda çocuklarından ayırması; üstelik ebeveynleri yasa dışı göç ile suçlayıp cezalandırıp çocukları kafeslerde tutması da İngiltere basınında çok tartışıldı. Trump’ın otoriter tutumu Amerikan seçmenini her geçen gün daha fazla rahatsız ediyor. Bu hafta İngiltere’den çevirdiğimiz yazı, Trump’ın dini kullanarak, baskıcı ve otoriter çizgisini nasıl kabul ettirdiğini ele alıyor.

Almanya’da da mülteci politikası tartışılmaya devam ediyor. Kardeş partiler CDU (Hristiyan Demokrat Birlik) ve CSU (Hristiyan Sosyal Birlik) içeriği Avrupa ve Almanya’nın kapılarının mültecilere kapatılması olan düzenlemenin Avrupa çapında mı yoksa ülke düzeyinde mi uygulamaya sokulması konusunda görünürde bir anlaşmaya vardı. CSU Başkanı ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer, yarım ağızla da olsa Avrupa Birliği ülkelerinin alacağı kararı beklemeyi kabul etti. Spiegel Online’dan çevirdiğimiz yorumda Seehofer’in başını çektiği, Merkel’i de hedef alan sert ve dışlayıcı mülteci tartışmalarında entelektüellerin payı ele alınıyor.


ÇİN VE AVRUPA, TRUMP’IN MİLLİYETÇİ VİZÖRÜNDE

Bruno ODENT
Humanite

Donald Trump süper güç olma lehine dünya düzenini sarsmaya yönelik saldırılarını giderek daha da artırıyor. Bir yandan Pekin’e karşı ticari savaşı yükseltiyor. Diğer yandan ise Almanya’nın ve Avrupa’nın iç işlerine karışıyor ve açıktan Angela Merkel’in hükümetinde varolan milliyetçi ve yabancı düşmanı akımın yapmak istediklerini destekliyor.

Peki ABD Başkanı, ekonomisinin üstünlüğünü yeniden sağlamak için Pekin’le bir “anlaşmaya” varmayı nereye kadar zorlayacak? Pazartesi akşamı, Ticaret İşleri Devlet Bakanı Robert Lighthizer’den yüzde 10 vergi arttırmaya yönelik 200 milyar dolar değerinde Çin ürünü tespit etmesini istedi. Bu yeni önlem ikinci ticari saldırı için. Beyaz Saray, ilk saldırıyı 15 Haziran günü 50 milyar değerindeki Çin ihracat ürünlerine yüzde 25 gümrük vergisi kararı verilmesiyle gerçekleştirmişti.

Pekin de aynı şekilde kimi ABD ürünlerinde vergiyi arttırmaya karar vererek karşı çıktı, Trump ise tekrar gerginliği arttırma girişiminde bulundu. Hatta ABD’ye ithal edilen Çin ürünlerinin hemen hemen tümüne ek gümrük vergisi dayatmaya kadar gidebileceğine yönelik imalarda bulundu. Çin Ticaret bakanı “Aşırı baskı ve şantaj yöntemlerinin” sergilendiğini teşhir etti ve “iki tarafın müzakerelerde varılan uzlaşmadan uzaklaştığını” belirtti. Yani Pekin silahlarını rakibine doğrultabilir.

Böylesi bir gerginliğin ekonomik istikrar ve dünya barışı için büyük riskler taşıması Donald Trump’ın hiç umurunda değil, aslında bu adımlar metodik ve kararlı bir şekilde ilerleyerek hayata geçirdiği stratejinin bir parçası. Amaç ABD’nin hegemonyasını yeniden teyit etmek ve güçlendirmek. Bunun için Batılı “partnerleri” biraz sarsmak gerekirse hiç tereddüt edilmemelidir. Bunu Kanada’da G7 zirvesinde yaptı, ardından Almanya Bavoir Bölgesi İç İşleri Bakanı Horst Seehofer’in gümrükleri kapatma isteğine açıktan destek vererek göçmenlik meselesinde Alman iç tartışmalarına tüm ağırlığı ile müdahil olarak ve Angela Merkel’e karşı çıkarak “partnerleri” sarsmaya devam ediyor.

WASHINGTON AVRUPA’DAKİ MİLLİYETÇİ HAREKETİ DESTEKLİYOR

 Almanya’da suçun yükselmesinin nedeninin göçmenlik olduğu fikrini savunarak Trump, “Alman halkı yöneticilerine karşı çıkıyor” diye bir tweet attı. Almanya resmi verilerine bakıldığında bunun tamamen bir “yalan haber” olduğu görülür, fakat böylelikle kendi Meksika sınırını kapatma politikasını savunmanın konjonktürel bir aracı olarak değerlendirmiş oldu. Bunu yaparken çocukları içeriye attı ve anne ve babalarından ayırdı. Fakat hedefleri konusunda yanılmamak gerek: Trump’ın bu siyasi müdahaleleri tüm dünyayı ABD önderliğinde yeniden düzenlemeyi hedefleyen temel adımların bir parçası ve bu anlamıyla Çin’e karşı alınan ticari silahların yarattığı etkiye yakınlaşıyor.(...)

(Çeviren Deniz Uztopal)


MÜLTECİ POLİTİKASI: BAVYERA KAYNAKLI DARBENİN KURBANLARI

George DIEZ
Spiegel Online

Federal İçişleri Bakanı Seehofer (CSU), Başbakan Merkel’e (CDU) yönelik tavrıyla binlerce kişinin ölüme gönderileceği bir politikanın sözcülüğünü yapıyor. Bu amaçla Rüdiger Safranski gibi İslamofobik entelektüellerin “öngörülerini” kullanıyor.

Her politik darbe, içinde yaşanılan döneme özgü biçimlere sahiptir. 1920’de yapılan Kapp-Lütwitz Darbesi I. Dünya Savaşı’nın militan  gazilerinin cumhuriyeti devirmek için Berlin’e yürümesiyle başladı. Şimdiki Seehofer-Söder darbesi ise CSU’nun Bavyera eyalet seçimlerinde oy oranını arttırmak isteyen militan seçim kampanyası destekçileri tarafından gerçekleştiriliyor. Yapılmak istenen ne?

CSU’nun mülteci politikasıyla ilgili yapmak istedikleri, demokratik oyunun kurallarına ve politik süreçlere karşı çıkan, herhangi bir planı olmaksızın, ne pahasına olursa olsun kırıp döken Trump vb. diktatörleri hatırlatıyor.

Farklardan biri, 1920’lerde “Bizi arkamızdan vuran hainler” söz konusu iken şimdi mültecilere sınırları açarak Alman halkının sorunlarla boğuşur hale gelmesine neden olan politikalardan söz edilmesi.

Diğer ve en önemli fark ise Kapp-Lütwitz darbesinde öldürülen binin üzerindeki insanın, kahraman ilan edilerek özel mezarlara gömülmüş olmaları. Seehofer-Söder darbesinin kurbanları ise Avrupa’ya sığınmak için yola çıkan ve Akdeniz’de boğulup balıklara yem olan mülteciler olacak.

Ortak yanlardan biri, darbelerin kuluçka dönemi: Kapp-Lütwitz darbesi hazırlığı, I. Dünya Savaşı ardından başladı ve 1.5 yıl sürdü. Seehofer-Söder darbesi hazırlığı ise üç yıl önce, Merkel’in 2015 yazında mültecilere Almanya’nın kapılarını açmasıyla başladı.

Darbelerin teorik temellerinde yazar, düşünür entelektüellerin yardımı da iki darbenin ortak özelliği: Şimdikinde 1997 yılından beri ne hikmetse sadece erkeklere verilen Alman Ulusal Ödülü’nün bu yılki sahibi Entelektüel Rüdiger Safranski’nin İslamofobik düşünceleri dayanak yapılıyor.

(...) Safranski, Sloterdijk, Baberowski, Tellkamp, Neo Rauch gibi entelektüeller, kendi çevrelerinin merkezinden yaydıkları bu görüşlerle CSU’nun bugün hayata geçirdiği/Almanya genelinde de geçirmek istediği, sert, dışlayıcı, dar politikanın sorumluları arasında yerlerini alıyorlar.

Böylesi bir  darbe özleminin hiçbir dayanağı yok. Safranski ve diğerleri savaş sonrası Almanya’nın kazanımlarını, yeni kimliğini reddediyorlar. Onlar için Almanya, mülteci ve göçmenlerin uyumuna uygun bir ülke değil. (...)

Safranski, CSU’nun, mülteci politikasıyla ilgili taleplerini bir söyleşisinde ortaya koyuyor ve diğer Avrupa ülkelerinden dayanışma bekliyor. Macaristan ve Balkan ülkelerinin bir zamanlar İslam egemenliği altında olduklarından başlarına neler gelebileceğini bildiklerini ve mülteci almayarak rasyonel davrandıklarını söylüyor. Kendine yönelik suçlamalara bağlı olarak İslamofobi’nin bol bol kullanılan boş bir laf olduğunu da iddia ediyor.

Safranski, entegrasyonun başarısızlığı üzerine tartışma sürdürmekle kalmıyor, insanları bencilliğe teşvik ediyor, dünya çapındaki adaletsizliği, zenginle yoksul arasındaki uçurumu doğal gösterip Avrupalılara zenginliklerini korumak istiyorlarsa sınırlarını mültecilere kapatmaları öğüdünde bulunuyor.

Sözlerine  alaycı şekilde gülümseyerek devam ediyor; “Avrupa karşılaştığı yeni durumla başa çıkmasını bilecektir.”

Avrupa’ya erişmek isteyen mültecilere ateş açılmasından mı söz ediyor?

(Çeviren: Semra Çelik)


TRUMP AMERİKA TARZI HALİFELİK KURUYOR VE DEMOKRATİK SİSTEM ONU DURDURAMIYOR

Nesrine MALIK
The Guardian

Arap ülkesinde büyüyen bizler, baskıcı politikalarını haklı çıkarmak için kutsal metinlerden alıntı yapan yetkilileri daha önce gördük.

Eğer bir diktatörün el kitabı olsaydı, dini “araç” olarak kullanma bölümünde örnek olarak Donald Trump ve yönetimi yer alırdı. Geçtiğimiz hafta, ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions’ın, Meksika sınırındaki göçmen ebeveynlerden çocuklarını ayırma politikasını savunmak için İncil’den ayet okuyarak Tanrı’nın hükümeti desteklediğini iddia etmesi ABD’de de halifeliğin ilanına benzedi. Sessions “Sizlere zikredeceğim Hz Paul’ın Romans’ın 13’üncü bölümünde açıkça, bilge buyruğu hükümetin yasalarına uyulmasını “Çünkü Tanrı, hükümeti kendi amaçlarına göre görevlendirdi” diye savunma yaptı. “Düzenli ve yasal süreçler kendi içinde iyidir. Yasaların tutarlı ve adil bir şekilde uygulanması kendi içinde iyi ve ahlaki bir şeydir, bu zayıfları ve kanuna uyanları korur” dedi. (…)

Trump yönetiminin politikaları hakkında tutarlı bir fikir edinmek zor. Bu politikalar, hoşgörüsüz mizaca sahip çocuksu bir başkana müsamaha gösteren zayıf ve küçümseyici Beyaz Saray ideolojisinin sonucudur. Kindar ve kızgınlıkla canlanmış bir tabana cazip gelsin diye, o tabana hitap etme yarışından başka tutarlı bir planları yok. Vites değiştirdiklerini işaret eden anlar plan/tasarı olmadığını gösterse de yönleri belli. Trump’ı Beyaz Saray’a taşıyan güçler bir yol çizdi ve şimdi beslenmeleri gerekiyor ve bu beslenmeyi haklı göstermek için her yola başvuruluyor.

Bir kadının, ırkçı ve Nazi yanlısı bir adam tarafından ezilip hayatını kaybettiği Charlottesville olayından sonra, Trump “her iki tarafı” şiddetle suçladı. Bu beyaz üstünlüğünün normalleşmesiydi. Trump’ın basına saldırı politikası, hesap verebilirliğe saldırıydı. Şimdi, Trump yönetiminin endişe verici başka bir adımı ise yasalarını meşrulaştırmak için dini kullanması. Hükümet sadece sorumsuz değil: Tanrı’nın iradesini gerçekleştiriyor: Hükümdarın itaatine odaklanılmalıdır, yasanın vahşetine değil. Adalet Bakanı Sessions, büyük fetvasını bu şekilde telaffuz etti.

İslam dininin “laik” rejimler tarafından muhalefeti engellemek için sıklıkla başvurduğu Arap ülkelerinde büyüyenler, tanrıya hürmet maskaralığına alışkın olanlar için Trump yönetiminin otoriter evrimini gözlemlemek ürpertici olsa da teselli edici bir tarafı da var. Dine küfretme yasalarının bazı rejimler tarafından ortadan kaldırılmamasının nedenleri politik rakipleri temizlemede işe çok yarıyor olması. Sözde sofistike, liberal demokrasilerde dini unsurun bu şekilde kullanılması ve böylece özellikle siyasetin sadece boyun eğmeye indirgendiğini görmek ürkütücü. Ancak dünyanın hiç bir yerinde insanların zorbalığı haklı göstermek için dini araç olarak kullanmaktan öteye evrimleşmemiş olduğunu kanıtlaması korkunç bir şekilde rahatlatıcı. (...)

Sessions’ın alıntı yaptığı sözler 1840 ve 50’lerde köleliği haklı çıkarmak için de kullanıldı. Köleliğin kaldırılması yanlıları köleliğin acımasız olduğunu ve aileleri ayırmanın din ahlakının ihlali olduğunu iddia ettiklerinde, yasalara uyma dini argümanıyla karşılaştılar. Pensilvanya’daki Mesih Kolejinde tarih profesörü olan John Fea, Washington Post’a şunları söyledi: “18. ve 19. yüzyılda kim yeni ahitteki Romans’ın 13. bölümünü kullandıysa-Sessions da aynı şeyi yaptı yani bir anlamda devamlılık var- aslında kendi siyasi gündemini haklı çıkarmak için kutsal yazıları maniple ediyordu”.

Tanrının izni ile yapıldığı iddia edilen dini niyazda bulunan “Kutsal Hükümdar”ın davranışı bayat tadı veriyor. Trump, üç evliliği boyunca sadakatsiz olduğu iddia edilen, çamura batmış bir adam. Kilise ziyaretinde “Tanrıdan affedilmeyi hiç istemediğini”, komünyon ayinine “küçük şarabım” ve “benim küçük krakerlerim” dediği söylediğinde bunu özetlemiş oldu. Buna rağmen beyaz ırkçı oyların yüzde 80’ini aldı. Hıristiyan olmayan tabanından, New York Times’dan Amy Sullivan “Demokrat ve dinci liberallere karşı korku salmak işe yaradı. Beyaz Irkçılar Hz İsa Demokrat partiden seçime katılsa yüzde 80 ona karşı oy kullanırdı” dedi.

Bu bir diktatörün el kitabının en kötü ve en güçlü ögesi: Tabanla olan anlaşma.

Her politika, her ifade nesnel olarak ne anlama geldiğinden ziyade hedef kitlesine ne ifade ettiği ile ilgilidir.

Devlet Başkanlığı kampanyası sırasında, Trump “Artık Merry Christmas (Mutlu Noeller) ifadesini görmüyorsunuz” dediğinde, Hıristiyan değerlerin erozyonuyla ilgili ciddi bir endişeyi ifade etmiyordu. Irk ve kimlik konusunda bir paranoyayı ve ulusalcıların endişesini besliyordu. Trump’ın ilkeleri yok, ancak Beyaz Saray kürsüsünden seçmenlerine aktarılan bir Trump kodu var.

(Çeviren: Meryem Ülger)

Son Düzenlenme Tarihi: 23 Haziran 2018 01:04
www.evrensel.net