Sarkusyan işçisi: Bir yıl verdiğimiz emeğin karşılığını patronlar aldı

Fotoğraf: Evrensel

Sarkusyan işçisi: Bir yıl verdiğimiz emeğin karşılığını patronlar aldı

MESS ile yürütülen toplu iş sözleşmesi görüşmeleri döneminde grev yasağıyla karşılaşan Sarkuysan işçileriyle seçimi konuştuk.

Damla ULUDAĞ
Gebze

Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu listesinde işçilere düşük zam ve esnek çalışma dayatan metal ve otomotiv patronları yine en başlarda yer aldı. Gebze’de kurulu Sarkuysan Elektrolitik Bakır San. ve Tic. AŞ de listeye 3 milyar 846 milyon 654 bin liralık üretimden satışla 26. sıradan katıldı. Sarkuysan 2013’te 24, 2014’te 29, 2015’te 27, 2016’da 33. sırada yer almıştı.

Birleşik Metal-İş Sendikasının örgütlü olduğu ve 450’ye yakın işçinin çalıştığı fabrika, MESS sözleşmesi döneminde grev yasağıyla karşılaştı. Sarkuysan işçisiyle firmanın yükselişi, buna karşılık içinde bulundukları durumu ve seçimi konuştuk.

Öncelikle İstanbul Sanayi Odasının açıklamış olduğu veriler ile başlayalım… Sizler bu verilerle birlikte çalıştığınız fabrikanın kâr oranlarının bilgisine sahip misiniz?

-Evet. Bizim fabrikamızın 2017 verilerini gördüğümüzde bir arkadaşımız bu verilerin çıktısını alarak fabrikaya getirdi. Fabrikamızda çay içilen 20’ye yakın bölüm var. Bu bölümlerde yavaş yavaş panolara yayıldı…

Peki, panoya asılan bu bilgi nasıl değerlendirildi?

-Birçok işçi arkadaşımız açısından tepkiler yarattı… Panoya asılan veriler patronu rahatsız etmiş olacak ki, temsilcilerimizi bu panoya asılan veriler nedeniyle toplantıya çağırmışlar… Söz konusu olan bu kârlarla övünen tüm yetkililer, işçiler bu verileri değerlendirdiği zaman rahatsız oluyor.

-Kendi fabrikamız da söz konusu olduğu için, bu veriler epey tartışıldı ama bu tartışmaları doğru yorumlamak gerekiyor. Bir işçi kârdan bize pay yok derken, öbür işçi meseleyi daha da derinleştiriyor. Biz bu sürecin özüne inmek gerektiğinde hemfikiriz. 2016’dan 2017’ye de baktığımızda Sarkuysan açısından ciddi bir yükselme var. Ama yerinde saysa bile bu çok önemli bir veri. Bu veriler öncesi ve sonrasında da sömürü devam ediyor. Aslında bu sömürü büyüyor. Biz bunu içeride işçi arkadaşlarımızla tartışıyoruz.

-Bu kâr işçiye örneğin 10 kuruş olarak mı yansımalı? Ya da Türkiye açısından baktığımızda kâr oranı ile maaş zamları niye ters orantılı bir şekilde? Yani doğalında içeride verilen tepki, olaya verilen anlık bir tepki. Ama işte devletin açıkladığı ve her yerde açık net yer alan bu bilgiler fabrikada biz panolarımıza astığımızda suç olarak görülen bir unsur haline geliyor. Çünkü zaten burada kendilerinin de açık ve net gördüğü çelişki gün yüzüne çıkmış oluyor. Bizim açımızdan da 1 yıl verdiğimiz emeğin karşılığını patronların aldığını ifade eden açık ve net bir tablo önümüze çıkıyor.

-Aslında bizim fabrika ciro ve kâr oranı açısından grafiksel bakarsak çok inişli çıkışlı bir fabrika değil. Genelde ya aynı devam eder ya yükselir. Onun için hani bu belli yıllarda bizi rahatsız edip de belli yıllarda aslında dikkatimizi çekmeyen bir şey değil. Biz bunu her yıl yaşıyoruz. Bizim için olağan ama şunu söyleyebiliriz; önümüzdeki süreçte bir krizden yani ekonomik bir krizden bahsediyoruz herkes gibi. Sarkuysan işçisinin bununla alakalı diğer işletmelere göre çok daha az tedirgin olduğunu hissediyoruz. Neden peki? Çünkü yani bundan önceki yani teğet geçtiği söylenen krizlerde de Sarkuysan bundan ciddi oranda etkilenmemiştir. Tabii ki her sermaye yapısı gibi Sarkuysan da bunu krizleri fırsata çevirme adına kullanmak istemiştir. Birincisi Sarkuysan’ın kendi yapısı itibariyle güçlü bir yapısının olması yani beş kıtada altmış ülkeye ihracat yapan güçlü bir firma olması. İkincisi de işverenin olası saldırılarını püskürtecek bir iç örgütlülüğümüzün olması. İkisi beraber bizi çok daha az tedirgin ediyor. Cebimize giren açısından baktığımızda bu krizin etkileyeceği bizler olacağız. Ama toparlayacak olursak, çalışan işçiler bu kârlardan kendisinin faydalanamadığını düşünüyor ve sadece işverenin kasasında bulunan bir kâr olduğu için tepkisi var.

Malum, Sarkuysan işçileri MESS sözleşmesi dönemini de geçirdi...

-Biz bir sözleşme dönemi geçirdik. Ama kâr ortada. Bu belki vurucu olan kısmı ama sonuçta sözleşme taslağı hazırlanırken sunulan teklifteki oranlar masaya oturulmadan eriyor yani. Çünkü üç aylık bir süreç yaşanıyor ve o üç ay içinde her gün bir şeye zam geliyor ve başta iyi olan teklif bile aslında daha sözleşme görüşmeleri bitmeden eriyor. Şimdi böyle bir süreç geçirirken hani tek başına bu işte işçiler ne kadar zam aldı, kâr ne kadar... zaten ilk akla gelen kısım ama temel olarak ne yapmak gerekir ya da işte bu mesela başka şeylere de gelmek gerekir. Bu bütçeler işçinin vergisi olarak kesiliyor, sendikal aidat olarak kesiliyor ama işçi bunun geri dönüşünü alabiliyor mu? Hizmetini alabiliyor mu? Mesela bugün seçime ayrılan bütçe, savaşa ayrılan bütçe, otoyola ayrılan bütçe bunların hepsi açısından baktığımız zaman bu kâr oranlarına uygun bir şey niye işverenlerden talep edilmezken işçilerden talep ediliyor? Biz bu konuları şimdi değinsek de sözleşmeden bağımsız değerlendiriyoruz. Zaten doğrusu o. Sözleşme döneminin de benzer yanları var ama yaşadığımız süreç sözleşmeye dair bir süreç değil. Genel bir süreç. Bu döneme de bakacak olursak bir krizin kapıda olduğu söyleniyor, krizin seçimle beraber gelmesinin ayrı bir önemi var aslında. Bakıldığı zaman sermayenin krizlerden nasıl beslendiği bunu nasıl fırsata çevirdiğini biliyoruz. Ülkenin emekçileri olarak bizler bunları yaşadık geçmişte, bir takım olumlu olumsuz tecrübelerimiz var. Bu tecrübeleri değerlendirmek lazım. Biraz klasik olacak ancak işçiler arasında çok fazla konuşmamız lazım. Bu kriz bizim değil faturasının bizim olmaması lazım demeliyiz.

Fabrikanın kâr oranı ve mevcut ekonomik koşulara dair sohbet ederken aslında günümüzün tüm tablosunu da ortaya çıkarmış olduk. Sözleşme döneminde uyuşmazlık yaşamış ve daha önce grevi yasaklanmış metal işçileri olarak yaklaşan seçimi ve süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Bu mevcut düzen içerisinde bu ülkeyi yöneten veya muhalefette bulunan partilerin bahsedilen sorunları çözmeye yönelik bir programlarının olmadıklarını düşünüyorum. Önümüzde ki seçimler ittifaklar üzerinden sonuçlanacak. Ancak bu ittifakların biz emekçiler için çözüm üretecek bir ittifak olmadığı açıktır.

-Fabrika içerisinde sohbet ettiğimiz arkadaşlarımız ve başka fabrikalardaki arkadaşlarımızın söylediklerini baz alarak bir değerlendirme yaparsak; bu seçim döneminde birbirinin karşıtı olan ittifakların mevcut sorunu çözebileceğini düşündüğünü görüyoruz. Bence bu yanlış bir değerlendirme. Mevcudu eleştirerek geliştirilen politikalar bizi bir yere götürmez. Bugün ülkede yaşayan işçi, emekçi, ezilen tüm kesimlerin gözünden bir soruna çözüm aramak ve bulup uygulamak gerekir. Düzeni, yani sermayeyi karşısına almış siyasi bir hareket değil. Herkesin tarafı çok net, belli. Yani ertelenen grevler, cumhurbaşkanının gözümüze sokarak OHAL’i bu yasaklar için kullanıyoruz demesi bunun göstergesi. Ama aslında genel bir yapıya bakarsak da işçiler içerisinde bu açıklamaları nedeniyle anlık tepkiler olsa da oy anlamında ciddi bir tepki aldığını söylemek zor. Bu tepki birikiyor, birikerek artıyor.

-Aslında önümüzdeki seçimin öncekilere göre farklılıkları var. İttifaklar üzerinden yürüyor. Ancak bu söylemlerin biz işçilere güven veren bir yanı yok. Örneğin ben Muharrem İnce’yi bir programda izledim. OHAL’i kaldırırsak, daha demokratik bir ülkede yaşarsak dolar doğalından düşer demesinin benim için tamamen altı boştur. Bunu küçümsemek için söylemiyorum, daha demokratik OHAL’siz bir ülkede yaşamak elbet isteriz. Ancak bir cumhurbaşkanı adayı ve arkasında onu destekleyen milyonlar olduğunu unutmamak gerek... Trajik olan şey çözümün bu olmasıdır. Çözüm önerisi sosyalizm olur mesela…

-Genelde işçiler meselelere ekonomik baktığı için, benim izlenimim insanların vergilerden kaynaklı ciddi bir yük altında olmasıdır. Sistem içerisinde bir çözüm arıyorsak, çok kazanandan çok vergi alındığı daha adaletli bir vergi sistemi olmalıdır. Bu adaletsizliğin nedenlerini ve çözümlerini ortaya koymak lazım. Savaşa karşı elbet su götürmez şekilde hayır demeliyiz ama savaşların ekonomiye yansımalarını yine ekonomik olarak bizlere nasıl yansıdığını anlatabilmeliyiz. Cumhurbaşkanı diplomatik olarak bir ülke ile ters bir duruma düştüğünde gelişen ‘Gidelim, yakalım, yıkalım, vuralım’ söylemlerine bilindik tepkilerden ziyade bunun sonuçlarını ekonomik olarak iyi anlatmalıyız diye düşünüyorum.

-Yıkılması gerektiğini düşündüğümüz bir düzen içerisinde bir çözüm önerisi alıyoruz. Bu çok zor bizim için. En azından emekçilerin ortak bir sınıfta olduğunu ve aslında bahsedilen tüm ayrımların ve bölünmelerin bu sınıfı da böldüğünü anlatmamız lazım. Yani, inşaat işçisinin tekstil işçisiyle, Sarkuysan’ın Kroman’la... hepsinin ortak olduğunu. Patronların bunu nasıl böldüğünü ve sonuçlarını anlatabilirsek, seçimlerde, toplusözleşmelerde her konuda birkaç adım atabiliriz. Farklı sektördeki sendikalar birbirinden ayrılıyor, ciroları farklı olan fabrikalar ayrılıyor, aynı fabrika içinde işçiler birbirinden ayrılıyor, aynı sendikanın farklı şubeleri birbirinden ayrılıyor. Bunları bir araya getirmeliyiz.

-Biz metal iş kolunda çalışanlar yakın zamanda, cam işçilerinin yaşadığı sorunlar esnasında şunu konuşuyorduk. Örneğin Ford Otosan, ürettiği aracın metal aksamı dışında, cam takıp piyasaya sürüp parasını kazanması gerekiyor. Sermaye önceden bunun alt yapısını yapıp buradan birleşiyor. Lülebirgaz’da üretilen camın İzmit’te takılıp piyasaya sürülmesi gerekiyorsa eğer bu iki iş kolunun birlikte hareket etmesi gerekiyor. İşte o yüzden cam işçisinin grevi yasaklanırken biz metal işçileri olarak kardeşlerimizin yanında olursak, biz grevdeyken onlar cam işçileri olarak bizim yanımızda olursa sermayeyi yenebiliriz. Bugün açısından seçimler açısından baktığımızda da durum bu. Bizler bir arada olmalıyız. Aynı talepleri istemeliyiz. Sermayenin karşısında bir siyasi parti de bu sayede bizlerden oluşur. Bizimle oluşur…

www.evrensel.net