Bölge demokrasi ve değişim için hazır!

Fotoğraf: İnanç Yıldız/EVRENSEL

Bölge demokrasi ve değişim için hazır!

Yusuf Karataş yazdı: 24 Haziran'da Kürtler savaş ve yıkım politikalarına sandıkta yanıt verecek.

Yusuf KARATAŞ

24 Haziran baskın seçimleri ile ilgili yapılan bütün analizler, bu seçimlerde Kürt oylarının kilit bir rol oynayacağı konusunda birleşiyor. Burada akla şu soru geliyor: Peki, bu tespit hangi gerekçeye dayandırılıyor? Yapılan analizlerde ‘Kürt oylarının kilit bir rol oynayacağı’ tespiti, büyük oranda Kürt kentlerinde üç yıldır devam eden sessizlik ve belirsizliğe dayandırılıyor. Dolayısıyla Kürt kentlerindeki bu belirsizliğin 24 Haziran seçimlerinde nasıl bir tutuma dönüşeceği, Erdoğan’ın ‘cumhurbaşkanlığı sistemi’ adı altında fiilen sürdürdüğü ‘tek adam rejimi’nin kalıcılaşması-kurumsallaşması girişiminin başarıya ulaşıp ulaşamamasında önemli bir rol oynayacak. Mevcut durumda bu sorunun yanıtı öncelikle Kürt ulusal hareketinin en önemli bileşeni olduğu HDP’nin barajı geçip geçemeyeceğine-ki, burada geçtiğimiz günlerde Erdoğan’ın basına kapalı bir toplantıda HDP’yi baraj altında bırakma talimatını hatırlatmak gerekiyor- ve dahası cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması halinde ilk turda HDP’nin adayı Demirtaş’a verilecek oyların nereye gideceğine bağlı olacak.

Yapılan analizler, Kürt oylarının ülkenin yönetim modelinin belirlenmesinde dengeleri değiştirebileceği noktasına odaklansa da burada göz ardı edilmemesi gereken bir diğer önemli nokta şudur: Bu seçimler aynı zamanda Kürt sorununun nasıl bir hatta-birlikte yaşama dayalı demokratik çözüm ya da kopuşa doğru giden çatışmalı bir hat mı-ilerleyeceğini gösterecek.

Önce Kürt kentlerindeki sessizlik-belirsizlikten başlayalım.

ÇÖZÜM SÜRECİ, 7 HAZİRAN, 1 KASIM VE HENDEKLER

Bilindiği gibi 2013 başları ve 2015’in ilk yarısı arasında devam eden ‘çözüm süreci’ toplumun geniş kesimlerinden destek görmüş ve Kürt sorununun çözümü konusunda bir beklenti yaratmıştı. HDP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinde aldığı yüzde 13’lük oy bu destek ve beklentinin somut ifadesi olmuştu. ‘Çözüm süreci’nde ortaya çıkan tablo, hem ülke içinde ve hem de Suriye’de (Rojava) Kürt sorununda kendi inisiyatifinde sınırlı bir çözümü dayatan ve dahası bu ‘çözüm’ü Kürtleri kendi kurmak istediği sisteme bir dayanak haline getirmek için kullanmak isteyen Erdoğan iktidarının hesaplarını bozmuş ve bu nedenle Erdoğan, “Ortada bir masa yok” açıklamasıyla ‘çözüm süreci’ni bitirmişti.

Erdoğan’ın başkanlık için 400 milletvekili istediği 7 Haziran seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidar olma çoğunluğunu kaybetmesi, 1 Kasım’da yeni bir seçim dayatmasına ve dahası iktidarın bu süreçte yeniden tek başına iktidar olması için ‘savaş ve kaos planı’nı devreye sokmasına yol açmıştı. Kürt hareketinin, HDP üzerinden demokratik mücadele çizgisinde ısrar etmek yerine adına “devrimci halk savaşı” dediği şehir (hendek) savaşları taktiğine yönelmesi de iktidarın işini kolaylaştırmıştı.

Hendek-şehir savaşları, hem demokratik mücadele yöntemlerini büyük oranda tahrip eden ve hem de hendeklerin dışındakileri pasifize ederek mücadelenin dışına düşüren bir rol oynadı. Dahası, devletin eşine az rastlanır bir biçimde çatışmaların yaşandığı ilçe-mahallelere tanklı-toplu müdahalesinin yarattığı yıkım halkta büyük bir demoralizasyona yol açtı. 400 bin kişinin evini terk etmek zorunda kaldığı ve yaklaşık 1 milyon insanın etkilendiği bu sürecin 1 Kasım seçimlerine yansıması, HDP’nin muhafazakar Kürtlerden ve kentli orta sınıf kesimlerinden aldığı yaklaşık 1 milyon oyu kaybetmesi oldu.

İÇERİDE KAYIM DIŞARIDA OPERASYON

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL, Kürt kentlerindeki baskı ve şiddeti yeni bir boyuta taşımış; darbecilerle mücadele adına ancak darbe dönemlerinde görülebilecek politikalar uygulanmaya konulmuştu. DBP’li 102 belediyenin 94’üne kayyım atanmış, aralarında parti eş başkanları, milletvekilleri ve belediye başkanlarının yer aldığı binlerce siyasetçi tutuklanmıştı. Kamuda çalışan binlerce işçi-emekçi açığa alınıp ihraç edilmiş, medya organları, Kürt dili, kadın, kültür-sanat başta olmak üzere birçok alanda faaliyet sürdüren dernek-kurumlar kapatılmış ve her türlü demokratik hak askıya alınmıştı.

Kürt sorunu bağlamında darbe girişiminden sonra bir diğer önemli gelişme de Suriye-Rojava’da yaşanmaya başlamış; Kürtlerin gücünü sınırlamak ve ayrıca bölgede Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getirmek isteyen Rusya, ‘Fırat Kalkanı’ndan başlayarak Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarına ‘olur’ vermişti.

İşte Kürt kentlerindeki sessizlik ve belirsizlik olarak tarif edilen durum, demokratik siyasetin saf dışı bırakıldığı, ülke içinde ve sınırların ötesinde baskı ve şiddetin Kürt sorununda temel politika haline getirildiği koşulların bir sonucu olarak ortaya çıktı.

KÜRTLER VE 16 NİSAN REFERANDUMU

Kürtler bu ağır baskı koşulları altında sandığa ilk kez, MHP-Bahçeli’nin Erdoğan iktidarına verdiği destek ile yolu açılan ‘cumhurbaşkanlığı sistemi referandumu’nda gittiler. O dönem SAMER’in (Siyasal Sosyal Araştırmalar Merkezi) yaptırdığı kamuoyu araştırmalarında en dikkat çekici nokta Kürtlerin yüzde 20’sine yakın bir kesiminin kopuş duygusu içinde olması-ki daha önceleri bu oran yüzde 1-2’leri geçmezdi- ve bağlı olarak Kürt sorununun birlikte yaşama dayalı çözümüne artık inanmamalarıydı.

Referandum döneminin bir diğer önemli gelişmesi de Öcalan çizgisindeki Türkiye ve Rojava’daki Kürt hareketlerine karşı baskı ve şiddet politikalarını izleyen Erdoğan iktidarının Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani’yi resmi törenle karşılaması, yani Barzani kartını öne sürmesiydi -Ki Barzani yönetimi de olası bir bağımsızlık hamlesinin Türkiye tarafından desteklenmesi beklentisi içindeydi. Nihayetinde Türkiye ve Kürdistan bayraklarının birlikte dalgalanması, muhafazakar ve milliyetçi Kürtlerin Erdoğan’ın başkanlık-cumhurbaşkanlığı sisteminde Kürt sorununun çözümünde yeni adımların atılmasına dair beklentilerini kısmen de olsa canlandırmayı başarmıştı.

KÜRT İLLERİNDE AĞIRLIKLI HAYIR TABLOSU

Sonuç olarak referandumda baskıların, sandık taşımanın ve kopuş duygusunun etkisiyle sandığa gitme oranı belli oranlarda azaldı. Ayrıca baskılar ve HDP’nin sandık görevlilerinin engellenmesi birçok yerleşim biriminde sandık güvenliğini tamamen ortadan kaldırdı -ki bu bölgelerde neredeyse birçok sandıkta yüzde yüze yakın “evet” oyu çıktı. Öte yandan yaratılan beklenti kısmen de olsa milliyetçi-muhafazakar Kürtlerin Erdoğan iktidarından kopuşlarını sınırladı. Bütün bunlara rağmen Kürt hareketinin siyasi üstünlüğünün bulunduğu kentlerin hemen hepsinde (Dersim yüzde 80, Şırnak yüzde 71, Diyarbakır yüzde 67, Hakkari yüzde 67, Iğdır yüzde 65, Batman yüzde 63, Mardin yüzde 59, Ağrı yüzde 56,  Siirt yüzde 52) “hayır” oyu çoğunluğu sağlamayı başarmıştı.

16 NİSAN NEYİ GÖSTERDİ?

16 Nisan referandumu, Kürt kentlerindeki sessizlikten yola çıkarak yapılan Kürtlerin iktidarı desteklediği propagandasının karşılığı olmadığını göstermişti. Evet, Kürt hareketinin “devrimci halk savaşı” adını verdiği taktiğinin yarattığı sonuçlar/tahribatlar nedeniyle halkın önemli bir kısmında harekete karşı bir tepki vardı. Ama yanlış olan bu tepkiden Kürtlerin ulusal demokratik talep ve mücadelelerinden vazgeçtikleri/vazgeçecekleri sonucunun çıkartılmasıydı.

Bugün Kürt kentlerinde baskı politikaları etkisini sürdürmesine, dolayısıyla genel olarak sessizlik havası devam etmesine rağmen 24 Haziran seçimlerindeki sonuçların referandum sürecinden farklı olmasını sağlayacak birçok yeni gelişme yaşandı. Yapılan kamuoyu araştırmalarına ve alanlardan yapılan haberlere bakıldığında bölgedeki genel tablo, 1 Kasım seçiminde Kürt hareketine karşı tutum alan muhafazakar ve orta sınıf kesimlerinin yüzünü tekrar HDP’ye döndüğünü ve dahası dün AKP’ye verilen oyların bir bölümünün de Saadet Partisi, İyi Parti gibi partilere yöneleceğini gösteriyor.

Ancak burada sandık taşımanın olumsuz sonuçlarına dikkat çekmek ve ayrıca ağır OHAL koşullarında sandık güvenliğini sağlamanın büyük önem taşıdığını da belirtmek gerekiyor.

Fotoğraf: @HDPgenelmerkezi/Twitter

KÜRTLERİN KIRILMA NOKTALARI

Referandumdan bu yana geçen sürede Kürtlerin daha geniş kesimlerinin ulusal hareket etrafında birleşmelerine ve öte yandan da AKP’ye dair beklentilerin zayıflamasına yol açan gelişmeleri ana başlıklar halinde özetlemek gerekirse:

♦ Daha önce 16 Nisan referandumu sürecinde yaratılan beklentinin aksine Erdoğan iktidarı, 25 Eylül 2017’de Irak Kürdistan Bölgesi’nde yapılan ‘bağımsızlık referandumu’ karşısında İran ve Irak merkezi yönetiminin yanında yer aldı. Referanduma karşı yapılan bu iş birliği, Kerkük başta olmak üzere Kürtlerin birçok mevziisini kaybetmesine yol açtı. Bu durum ülke içinde Erdoğan iktidarına karşı beklenti içinde olan milliyetçi-muhafazakar Kürtlerde ciddi bir kırılma yarattı.

♦ Son 3 yılda Kürt sorununda baskı ve şiddet politikalarını sürdürmesine rağmen Kürt ulusal hareketine mesafeli Kürt çevreleri AKP’ye oy vermeye devam ettiler. Ancak Erdoğan iktidarının bu politikalarının ırkçı-milliyetçi MHP ile ittifaka dönüşmesi bu kesimlerin AKP’den kopuşlarının önünü açtı/açıyor. Bunların yönelimlerinin Saadet Partisi ve İyi Partiye doğru olduğu söylenebilir.

♦ Kuzey Suriye-Rojava’da Kürtlerin elindeki Afrin’e karşı ocak ayında başlatılan operasyon ve bu operasyon sürecinde yaratılan milliyetçi hava, iktidarın politikaları karşısında Kürtlerin ulusal duygularını güçlendiren ve ulusal hareketle birleşme yönelimlerini hızlandıran bir rol oynadı. Bu yönelimde özellikle ÖSO’nun Afrin’de Kobanê’deki IŞİD barbarlığını hatırlatır bir şekilde yaptığı yağma ve Kürtlerin büyük bölümünün göçe zorlanması etkili oldu.

♦ Neredeyse DBP’nin elindeki bütün belediyelere atanan kayyımlar ve bu kayyımların Kürtlerin ulusal kültür-sanatlarına dair bütün kurum ve sembolleri hedefe koyması da

AKP’nin statükoya karşı bir parti değil, aksine Kürtlere karşı statükocu devlet partisi olduğu gerçeğini daha görünür kıldı. Buna kayyımların belediyelerde çalışan binlerce kamu emekçisi ve işçiyi işten atmasının yarattığı tepkiyi de eklemek gerekiyor.

♦ Ülkenin batısında olduğu gibi Kürt kentlerinde de esnaflar başta olmak üzere ekonomik istikrar beklentisi ile, daha doğrusu AKP giderse ayakta kalamayacakları kaygısıyla AKP’ye oy veren azımsanmayacak bir kesim bulunuyordu. Bugün belirtileri ortaya çıkan ekonomik krizin öncü sarsıntıları (Yüksek enflasyon ve işsizlik ile Türk parasının erimesi) bile halkta ekonomik alandaki beklentileri ciddi biçimde zayıflatmaya yetti.

Ancak şurada bir noktayı göz ardı etmemek gerekiyor: Yukarıda saydığımız gelişmeler AKP-Erdoğan iktidarına verilen desteğin zayıflamasına yol açsa da bunlardan yola çıkarak büyük bir kopuş beklenmemelidir. Çünkü öncelikle AKP bölgede devlet partisidir ve bölgede her dönem devlet partisi ile kader, daha doğrusu çıkar birliği yapan azımsanmayacak bir kesim bulunuyor. Bugün AKP-Erdoğan iktidarıyla çıkar birliği içindeki bu kesimlerin en belirginleri; burjuvalaşmış korucu aşiret reisleri, devletten aldığı ihalelerle büyüyen iş birlikçi Kürt sermaye çevreleri ve demokratik-laik karakterli ulusal mücadeleye düşman olan kimi dini tarikat-cemaatlerdir.

AKP VE HDP DIŞINDA BÖLGEYE DAİR BİR KAÇ NOT

Bölgede HDP ve AKP dışındaki siyasi çevrelerle ilgili olarak 24 Haziran seçimlerine sınırlı da olsa etki etmesi muhtemel birkaç noktaya da değinmek gerekiyor.

Bunlardan ilki, Saadet Partisinin uzun bir süreden sonra ilk kez bu kadar hareketli olması ve dindar Kürtler için yeniden bir çekim merkezi haline gelmesi -ki, burada Saadet’in geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da bir Kürt raporu açıkladığını da hatırlatalım.

İkincisi, Hüda Par’ın Diyarbakır, Batman gibi sınırlı da olsa etkisinin bulunduğu kentlerde bağımsız adaylar çıkarmasıdır. Hizbullah’ın yasal partisi olan Hüda Par ile ilgili olarak not edilmesi gereken bir diğer nokta da daha önce ciddi eleştiriler yapmalarına rağmen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a destek açıklamasını yapmalarıdır -ki bu karar için İran’ın Hizbullah’a baskı yaptığı (Çünkü İran ve Rusya, bugün bölgede/Ortadoğu’da Erdoğan’la sürdürdükleri çıkar ilişkisinin devam etmesi için Erdoğan’ın kazanmasını istiyorlar) belirtiliyor.

Bunlara ek olarak kendilerine ‘Kürt ittifakı’ adını veren grupların HDP ile ittifak yapamamalarına rağmen cumhurbaşkanlığında Demirtaş’ı destekleyeceklerini açıkladıklarını not etmek gerekiyor. Genellikle HDP-DTK çizgisine mesafeli olan bu grupların tutumu, ulusal birlik duygusunun düzeyi bakımından bir gösterge olarak değerlendirilebilir.

1 KASIM’DA KAYBEDİLEN OYLAR TOPLANIYOR

Bu seçimlerin Kürt sorununun gidişatı bakımından önemli olacağını belirtmiştik. Çünkü Kürtlerde son 3 yılda en üst seviyeye çıkan kopuş eğilimi bu seçimler sürecinde zayıflayarak yerini yeniden birlikte yaşamaya dayalı demokratik çözüm eğilimine bırakmış görünüyor. Bugün bu çözümün ilk adımı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın ve Mecliste AKP-MHP ittifakının kaybetmesini sağlamaktan geçiyor. CHP’nin tabanının bulunmadığı Hakkari ve Diyarbakır gibi kentlerde CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı İnce’nin mitinglerine kitlesel katılan Kürtler, Türkiye ile demokratik değişime hazır olduklarının mesajını verdiler. Elbette bu mesajın yanıtsız bırakılmaması için ülkenin batısından HDP ve Demirtaş’a verilecek oylar ve iktidarın HDP’yi baraj altında bırakma girişimlerini boşa çıkartılması büyük önem taşıyor.

Sonuç olarak Kürt kentlerinde bugünkü ağır baskı koşullarında ‘barış süreci’nin rüzgarını arkasına alan 7 Haziran 2015’teki sonuçları yakalamak biraz zor olsa da Kürt hareketinin 1 Kasım seçimlerinde kaybettiği oyları büyük oranda toparlayacağı söylenebilir. Bu tablonun diğer yüzünde ise, bugüne kadar AKP’ye oy veren muhafazakar Kürtlerin başka adreslere yöneleceği ve dolayısıyla AKP’nin güç kaybedeceği görülüyor.

Özetle 24 Haziran seçimlerinin Kürtlerin demokrasi ve değişime hazır olduklarını bir kez daha göstereceklerini bir seçim olacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Son Düzenlenme Tarihi: 19 Haziran 2018 20:53
www.evrensel.net