Ayşe niçin korkmaz?

Ayşe niçin korkmaz?

Ağustos ayının başında gazetelerde okuduk. AKP, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu teklifle “Türk aile yapısının kırmızı çizgileri” ile ilgili tahayyülünü net bir biçimde ortaya koydu. Bu kırmızı çizgiler, “eşcinsel evlilik olamaz, devlet insan neslinin devamını garanti altına alır, sperm bankası yoluy

Suncem Koçer

Başımızın üstünde sallanan Demokles kılıcı: Türk aile yapısı AKP hükümeti toplumsal cinsiyet siyasetini aile kavramı üzerinden yürüteceğini ve uzun vadede kadının toplumsal ve siyasal yaşamdan ayrıştırılması politikalarını bu yolla meşrulaştıracağını zaten açık etmişti. Önce bakanlığın adı değişmiş ve Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı haline gelmişti. Sonra Aile Bakanlığı, “Kadının ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarısı”  başlığıyla kadın örgütleri ve akademisyenlerin katkısı ile hazırlanan metni “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı” olarak meclise göndermiş ve tasarı bu isimle yasalaşmıştı. Başbakan Erdoğan’ın kadın erkek eşitliği, üç çocuk sahibi olma ya da kürtaj konusunda buyurduklarından söz etmeye gerek dahi yok. Şimdilerde ise, Demokles’in kılıcı misali üzerimizde sallanan “Türk aile yapısı” anayasal güvence altına alınmaya çalışılıyor. Burada güvence altına alınacak olanın kadın değil, tıpkı ismi değişerek yasalaşan tasarıda da olduğu gibi, aile olduğunu vurgulayalım. Ailenin çoğu zaman kadına yönelik şiddete hem toplumsal olarak hem de yargı açısından dayanak kılındığının altını da bir kez daha çizelim.      

“Korkma Ayşe” dediniz ama Ayşe öldü Kadına yönelik şiddet demişken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kabinenin kurulmasından bu yana konuyla ilgili hummalı çalışmalarını sürdürmekte. Geçenlerde yine gazetelerden aldık haberi. Bakanlık, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı’nda belirlediği “kadına yönelik şiddetle ilgili farkındalık yaratmak ve zihinsel dönüşüm sağlamak” hedefi doğrultusunda hazırlanan kamu spotlarına yenilerini eklemiş. Yeni spotlar önümüzdeki günlerde televizyonlarda yayınlanacakmış. Filmlerden birinde, istemese de evi terk etmek zorunda kalan Ayşe adlı kadın, elinde bavuluyla sokağa çıkıyormuş. Ayşe’yi yolda görenler, ona sarılınca etrafında dev bir halka oluşturuyor ve “Korkma Ayşe!” spotu görülüyormuş. Korkmaması telkin edilen Ayşe’nin Ayşe Paşalı olarak düşünüldüğünü, Aile Bakanlığı yetkilileri haber ajanslarına bizzat belirtmiş olmalı.

Fatma Şahin şiddetin işbirlikçisi olmak istemiyorsa... Bugün kadına şiddet ve kadın cinayetleriyle ilgili gazetelerde hemen her haberin tanıtımlık görseli olarak kullanılan fotoğraf, devletin tüm uzuvlarıyla cinayetteki işbirliğinin resmidir. Kocanın, müebbet hapis cezasına çarptırılmış olması bu işbirliğini ortadan kaldırmaz. Ve ayyuka çıkmış olan bu işbirliği itiraf edilmeden ve bununla ilgili özeleştiri yapılmadan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı dâhil herhangi bir devlet organının Ayşe Paşalı’yı kendi gündemine mal ederek “Korkma Ayşe!” diyebilmesi, cinayeti örtbas etmekle eştir. Bu ülkede cinayeti örtbas edenler, korumakla yükümlü olup korumayanlar, korumadıkları gibi tecavüzün, şiddettin aktif faili olanlar ona buna “yedirtilmez”. Ve yazık ki, terfi eden işkenceci, tecavüzcü polisler de, misal Sedat Selim Ay, münferit değil, sürekliliği olan bu halet-i ruhiyeye sadece örnektir. Bu halet-i ruhiye her geçen gün normalleşirken, irdelenmesi gereken konuların başında bu normalleşmenin araçları geliyor. Devlet erki, birlikteliklerimizle, kaç çocuk doğuracağımızla, bedenimizle ilgili yüksek perdeden buyururken, yumuşak huylu (kelimenin tam anlamıyla) biricik kadın bakanımız kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddeti kendinden menkul bir toplumsal sorun olarak tanımladıkça yazık ki şiddetin, cinayetin işbirlikçisi olmaya devam edecek.

Dergimizi pdf formatında görüntülemek için tıklayın

www.evrensel.net