'Emekliyim, kaşık satıyorum söyleyeceklerim bu kadar'

Fotoğraf: Metehan Ud/EVRENSEL

'Emekliyim, kaşık satıyorum söyleyeceklerim bu kadar'

İzmir Karabağlar’da pazara çıktık, tezgah açan emeklilerle konuştuk. Manzara, maaşı yetmeyip pazara çıkan emeklinin halini gözler önüne seriyor.

Dilek OMAKLILAR
Metehan UD
İzmir

Seçimlere 9 gün kaldı. Seçim meydanları hareketlendikçe hareketkleniyor. Adaylar her gün 3 bilemedin 4 ayrı yerde konuşuyor. Peki yurttaşlar? Bu soruyu aldık cebimize İzmir Karabağlar’da semt pazarına çıktık. Tezgah tezgah dolaştık, alışveriş yapmaya gelen yurttaşlara sorduk. Çarşı pazarın en büyük derdi ekonomi, hemen herkes pahalılıktan şikayetçi, geçinmenin zorluğundan dertli.

Ama biz bu pazardan size başka bir şeyi anlatacağız: Emekli tezgahlarını. Pazarın bir bölgesinde emekliler tezgah açmış. Öğretmenlikten emekli olan da var, işçilikten olan da. Kimi limon satıyor, kimi kitap, kimi üzüm... Çoğu konuşmak istemiyor, içlerinden biri “Emekliyim, kaşık satıyorum, başka da bir şey söylemeyeceğim” diyor. Bir diğeri 25 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olan Nejdet amca. Antep’te üzüm üreticisiyken, İzmir’de pazarda üzüm satmaya giden yolculuğunu anlatıyor bize.

Bir de Aynur abla var, o da çiftçilikten pazarda yaprak satmaya, tarım işçiliğine, “tomat çapalamaya” giden yolculuğunu anlattı: “Biz çiftçilik yapıyorduk. Bize önceden 3’te 1 kalırdı. Şimdi o kalmıyor artık. Mecbur kaldık döküldük yollara. Oradan ısırgan kazdım, buradan karışık ot ettim derken çıktım pazara. O da yetmiyor, bağ işine gidiyor, tomat çapalamaya gidiyorum.”

EMEKLİ ÖĞRETMENİM PAZARDA ÜZÜM SATIYORUM

Emeklilerin yoğun olduğu tezgahların olduğu yerdeyiz. Çoğu emekli ancak, konuşmaya çekiniyor. Necdet amcaya soruyoruz. Emekli öretmenmiş. Emekli olduktan sonra iş kurmaya çalışmış, yapamamış, batmış, şimdi borçlarını ödemeye çalışıyor. Antep’te üzüm üreticiliği yaparken kendini İzmir’de bir pazarda üzüm satarken bulmuş. Ailesinin Antep’te olduğunu söyleyip başlıyor anlatmaya: “Çırpınıp duruyoruz. Memleketin hali ortada. Antep’te üzüm üreticisiyim. Bunun üretiminde traktör kullanılıyor, mazot harcanıyor. Çok yoğun ilaç kullanılıyor, ilaç fiyatlarının hepsi dolara endeksli. Dolayısıyla üreticinin geliri azaldı, gider arttı. Nerede bir üretici varsa aynı sıkıntıyı yaşıyor. Şimdi bana 1000’er lira ikramiye veriyorlar. Bana verdiği 2 bin 400 lira bir emekli maaşı, 25 yıl öğretmenlik yapmışım aldığım maaş bu. İkramiye verecekmiş, bugün mü akıllarına geldi.” Ve ekliyor: “O verdikleri bin lirayı seçimden sonra fazlasıyla alacaklar zaten.”

ÇÖZÜM VAR: BİRLİKTELİK

Seçim meydanlarında konuşulan her şey çarşı-pazarda gündem oluyor. Necdet amca da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sakarya mitinginde söylediği “Her eve buzdolabı giriyorsa refah seviyesi var demektir” sözlerini hatırlatıyor, “Kaç kişinin buzdolabının içi dolu? 21.yüzyıldayız, biz vatandaşımıza hâlâ buzdolabını lüks mü görüyoruz?” diye soruyor öfke ile.  Çok olumsuzluk sayıyor ama umutsuz da değil. Çözüm için ise ‘birlikteliktedir” diyerek anlatıyor: “Öncelikle kutuplaşma yaşadığımızı kabul edelim, Türkiye AK Parti’ye oy verenler ve vermeyenler olarak ikiye bölündü. Vermeyenler birliktelik oluşturmalı, ayrılıkları ikinci plana atmalı. Biraz demokrasi kırıntısı vardı o da bitti. Bu ülkeye demokrasi lazım, insanların farklılıklarına saygı duymalı. Önceliğimiz demokrasiyi tesis edecek birliktelik.”

EMEKLİ TEZGAHLARI: EMEKLİLERİN HALİ ORTADA İŞTE

Sonra fark ediyoruz ki pazarın bu bölümünde emeklilerin tezgahları var. Kimi kitap satıyor, kimi limon, kimi kaşık... Ve başka pek çok şey. Pek konuşmak istemiyorlar.

Yakup Alıcı emekli, geçinemediği için pazarda kaşık satıyor.”Başka da bir şey söylemeyeceğim” diyor. Mehmet Emekli Öğretmen. Ondan da birkaç cümle alabiliyoruz ancak: “Umut kırılmışken beklenti ne olabilir. Herkes kararsızlık ve karamsarlık içinde. Karamsarlıkta ne düşünebilir. Gençlere gelecek vadedemiyorsun ve her gelen her giden aynı.” Başka şeyler de konuşmak istiyoruz ama konuşmak istemiyorlar. İçlerinden biri “Emeklilerin hali ortada işte” diyor. Daha ne desinler ki diye düşünerek ayrılıyoruz yanlarından.

ÇİFTÇİLİKTEN PAZARDA YAPRAK SATMAYA, TARLADA ‘TOMAT ÇAPALAMAYA’

Aynur abla ile konuşuyoruz. Yaprak satıyor, 15 yıldır pazarcılık yapıyormuş. Turgutlu’nun köyündenmiş, sattığı yaprakları da köyden topluyor. Peki hep yaprak mı satıyordun diye soruyoruz ve aslında çiftçilik yaptığını öğreniyoruz, Aynur abladan dinleyelim: “Bak biz çiftçilik yapıyorduk. Çiftçiliğin durumu zor. Bu kadar sıkıntı var bir de, borçlarını ödeyemedikleri için Bağ-Kur’dan emekli bile olamıyorlar. Bak bize önceden 3’te 1 kalırdı. Biri amelenin, biri gübrene malzemene, biri de sana kalıyordu, şimdi o kalmıyor artık. Mecbur kaldık döküldük yollara. Oradan ısırgan kazdım, buradan karışık ot ettim derken çıktım pazara.” Bunların da yetmediğini söylüyor Aynur abla. “Turgutlu’nun Sarıbey köyünden haftada bir Karabağlar pazarında, bir gün de Yeşilyurt pazarındayım. Yaprak satmakla geçim olmuyor” deyip ekliyor: “Yetmiyor, köyde çalışıyorum. Bağ işine gidiyorum, yaprak topluyorum, tomat çapalamaya gidiyorum.”

Aynur abla anlatıyor: Mecbur kaldık döküldük yollara. Oradan ısırgan kazdım, buradan karışık ot ettim derken çıktım pazara. Fotoğraf: Metehan Ud/EVRENSEL

YAPRAK TOPLAMAYA GİDİP CANINDAN OLDULAR, GERİDE AİLE KALDI

Tarım işçisi olunca çalışma koşullarından da bahsediyor. Bir de tarım işçilerinin yollarda can vermesinden: “Bu koşullarda kim çalışmak ister ki. Hani kimden fayda? Yaprak toplamaya gittiler, ölenler oldu. Tanıdığımız var, yevmiye ile gidiyorlar yaprak toplamaya canından oluyorlar. Geride kaldı aile. Ama bizim orada, Turgutlu’da, başka ne yapacak insanlar.”

HER GÜN AYNI PİLAVI KOYUYORLAR ÖNÜMÜZE, YETER!

Karabağlar semt pazarında dolaşmaya devam ediyoruz. AKP’ye oy vereceğini söyleyenler de var, eskiden verdiklerini ancak şimdi vazgeçtiklerini söyleyenler de var. Muharrem İnce’ye umut besleyenler de var, Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde olmasına tepki gösterenler de... Ama en çok, “Herkes kendini düşünüyor, olan bize olur” diyenlerle karşılaştık.

Bir kadın pazarcının yanındayız. Önce, biraz çekingen, konuşmak istemiyor. “Pazar pahalı, alım gücü de azaldı. Hem cebe hem mutfağa yansıyor. Çok zorlaştı artık her şey” diyor. Seçimleri sorunca da  “Memnunuz, idare ederiz” diye yanıtlıyor. Başka bir vatandaş ile görüşüyoruz. AKP’den memnun olduğunu söyleyerek sıralıyor: “AK Parti’liyiz, o her şeyi yapıyor. Görmüyor musunuz hastaneler, her şey çok kolay artık.”

Ekonomide ‘kötü gidişat’ olduğunu da düşünmüyor. Emekli olduğunu, eşinin de çalışmaya devam ettiğini belirtiyor.

Fotoğraf: Metehan Ud/EVRENSEL

KİRADA OTURUYORUM, HİÇBİR ŞEY YETMİYOR, GEÇİM OLMUYOR

Bir kadına soruyoruz, ismini vermiyor. Sıkıntılarını sıralıyor: “Zamlardan usandık. Kirada oturuyorum. Hiçbir şey yetmiyor. Nasıl olacak hiç bilmiyorum. Gemi batıyor hangisi çıkacak bilmiyorum.” Şimdiye kadar hiçbir seçimde oy kullanmadığını söyleyen kadın “Yeminliyim kullanmayacağım oy. Zaten oy versem de aynı vermesem de aynı” diyor.

Yaşar Okur’un tezgahındayız, ülkenin seçime hazır olmadığını belirtiyor. Nedenini ise şöyle açıklıyor: “Bugün böyle bir sıkıntıda seçime ne gerek vardı. Vatandaş limonu nasıl alırım hesabını yaptırırken seçime gidiyorlar. Seçime müsait değil devletimiz. Yarım yamalak giden seçimde alınan netice de hiçbir taraf için iyi olmayacak. Yeniden sıkıntı içerisine girecek. Kimse galip gelmeyecek.”

Bıktık diye söze başlıyor bir başka  vatandaş, “Her gün aynı pilavı koyuyorlar önümüze. Yeter atık. Kendini nefret ettirdi” diyor ve Muharrem İnce’den yana umudunun olduğunu ekliyor. Pazar girişinde pide satan Mithat ise Selahattin Demirtaş için,”Cezaevinden aday olunmaz” diyor ve ekliyor, “Bu ülkeyi dürüst yöneten siyasetçiye, gençlere ihtiyacımız var. Hep yalan, hepsi oy peşinde.”

Son Düzenlenme Tarihi: 14 Haziran 2018 23:25
www.evrensel.net